|
|
ROBERT CAPA
İspanya İç Savaşı'nda vurulup ‘‘Düşen Asker’’ kadar, savaşın ta kendisini, bu kadar kestirmeden, bu kadar çıplak bir şekilde yüzünüze vuran ve hafızanızdan hiç silinmeyecek kaç fotoğraf vardır?
O fotoğrafı çeken kişiydi Robert Capa; 20. Yüzyıl'ın ilk yarısının koşullarıyla, ne sıkı bir güvenliğe, ne teknolojiye sahip olarak ve ‘‘Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, olaya yeterince yakın değilsiniz demektir’’ anlayışıyla, yıllarca üç kıtada beş savaş ve yaklaşık 50 çatışmanın tam ortasındaydı. İspanya'da, Japonya'nın Çin'i işgalinde, İkinci Dünya ve ilk Arap-İsrail savaşında, Fransızlar ve Vietnamlılar'ın çarpışmalarında, Kuzey Afrika'daki, Nepal'deki vuruşmalarda hep onun objektifi vardı. Yanına bir objektifini, bir de ölümü alarak cepheden cepheye koşturan bir cesur yürek. Nitekim gencecik sevgilisini bir cephede ölümün ellerine teslim etmiş, kendisi de henüz 40 yaşındayken Vietnam'da, yine bir savaşın ortasında mayına basarak hayatını kaybetmişti. Ama adı ölümünden çok önce ‘‘dünyanın en büyük savaş fotoğrafçısı’’ konmuştu. ‘‘Keşke hep savaş fotoğrafçısı olsam ve hep işsiz kalsam’’ diyordu ama bu hayalinin gerçekleşmediğini, belki de hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini göremeden bir savaşa kurban gitti. Geride, savaşı daha çok sivillerin yaşadığı dehşet ve acı üzerinden anlattığı, duyarlı, samimi, sade, zaten süse ihtiyacı olmayan yüzlerce savaş fotoğrafı bırakarak...
22 Haziran 1913 tarihinde Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de, Yahudi bir ailenin oğlu olarak doğar Robert Capa. Asıl adı Andre Ernö Friedmann'dır. Sosyalizmi benimsemiş avangard sanatçılardan oluşan bir gruba üye olur.Topluluk tarafından çıkartılan “Munka (İş)” adlı dergide ilk kez Lewis Hine ve Jacob Riis gibi 19.yy Toplumsal Gerçekçi fotoğrafçıların fotoğraflarının yayınlanması ile fotoğrafla tanışır. 1931 yılında Macaristan’da bir dönem Komünist partisi üyesi olduğu ve Amiral Miklós Horthy anti-semitist politikalarına direnen işçi hareketi içerisinde yer aldığı için soruşturmaya uğrar ve ülkesini terk etmek zorunda kalır.
Göç ettiği Berlin’de ilk Leica fotoğraf makinesine sahip olur. Berlin’de edindiği fotoğraf makinesi ve ardından gelen foto muhabirlik, onda gençliğinden beri ilgili olduğu politika ve edebiyatı bir araya getirebilme düşüncesini uyandırmıştır. Gazetecilik eğitimi alırken, kendisi gibi fotoğrafçı ve göçmen olan sevgilisi Gerda Taro'yla birlikte (yandaki fotoğraf) bir fotoğraf ajansına (Dephot) üye olur. Yerel fotoğraf çalışmaları, ağırlıklı olarak da karanlık oda işçiliği yapan Capa, ilk uluslararası haber başarısını, Kopenhag'da bir toplantıda çektiği Troçki fotoğraflarının İngiltere'de yayımlanmasıyla kazanır.
1933 Reichtag yangının ardından, Hitler’in yükselişinin olası sonuçlarını göz önüne alarak Almanya’yı terk eder. İlkin Viyana’ya gider ve diğer Dephot üyeleri ile birlikte birkaç ay burada kalır. Ardından bir süre Budapeşte’ye döner ve en son Paris’e yerleşir. 1935 yılında Dephot Ajansındaki eski bir patronunun bazı Alman Dergileri ile yaptığı anlaşmalar uyarınca İspanya’ya ilk yolculuğunu gerçekleştirir. Burada gerçekleştirdiği ilk foto-röportaj San Sebastian kentinde boksör Paolino Uzcudun’un günlük hayatını anlatan çalışmadır. Ardınadan Madrid’de ikininci röportaj çalışması, helikopter mucidi Juan de la Cierva röportajıdır. Aynı yılın Nisan ayında Sevilla’ya giderek burada gerçekleşen Kutsal Hafta kutlamalarını fotoğraflar. Bu dönemde Capa, İspanyolların yaşam tarzından ve sıcak ilişkilerinden o kadar çok etkilenir ki, kendini Roberto olarak çevresine tanıştırır. 1936 yılında, İspanya’da seçilmiş hükümete karşı, oluşturulan General Francisco Franco önderliğindeki faşist ve monarşi müttefikliğinin yol açtığı iç savaşın ortasında kalır. Almanya’dan destek alan Franco veCumhuriyeti savunan ve faşizme karşı çıkan çok uluslu güç arasındaki bu savaş Robert Capa’nın baş yapıtları sayılabilecek fotoğraf çalışmalarını gerçekleştirdiği dönem olarak dikkate değerdir.
Capa, 1936-1938 yılları arsında sevgilisi ile hem cephede, hem de cephe gerisinde, iç savaşın kendisini ve izlerini fotoğraflar. Burada yaptığı çalışmalar uzun röportajlar şeklinde önce editörlüğünü Lucien Vogel’in yaptığı “VU” dergisinde ardından “Life” gibi geniş okur kitlesine sahip dergilerde yayınlanır. “Vu” dergisinde yer alan foto-röportajı cephe gerisinde Barcelona şehrini anlatan, Life dergisinde yayınlanan röportajı ise “This is War/Bu Savaştır” ismiyle sıcak savaşı görüntüleyen çalışmalatdır. Life dergisinde yayınlanan çalışmasınde yer alan Cordoba cephesinde, 5 Eylül 1936 tarihinde çektiği “Düşen Asker” isimli fotoğraf, hem Capa’nın ününü pekiştirmesini sağlamıştır. “Düşen Asker” fotoğrafı 20.yy en akılda kalan, en çok tartışılan fotoğraflarından biri olmuştur. İspanya iç savaşı Capa için aynı zamanda, sevgilisi Gerda Taro’nun ani ölümü ile başarıyı ve yıkımı bir arada yaşadığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. 1938’de savaşın ardından İngiltere’de “Picture Post” dergisinde, savaşın ilk günlerinden Madrid’in tam olarak teslim olduğu güne kadar süren çalışmaları yayınlanır. Picture Post dergisi Capa’ya günümüze dek kabul görecek olan “Dünyanın en büyük savaş Fotoğrafçısı” nitelendirmesini yapar. İspanya fotoğraflarının bir değerlendirmesi yapılırsa, Capa’nın fotoğraflarında sıcak savaş kareleri, savaş ardında göç olgusu ve yıkıma ağırlık verdiğini gözlemlememiz mümkündür. Fotoğraflarında hayatı hem doğrudan hem de dolaylı olarak felce uğratan savaşın yıkıcılığını görmemiz mümkündür. Ancak, bir taraftan Capa’nın insanın yaşama dört elle sarılmasının izlerini de sürmektedir. Örneğin Barcelona’da savaşın en sıcak günlerinde parkta oturan sevgililer savaşın içerisinde var olmaya yaşam mücadelesi olarak okunabilir. Capa sadece bu savaşta değil aynı zamanda, diğer savaş fotoğraflarında teknolojinin yıkıcılığını da gözler önüne sermiştir. Özellikle ikinici dünya savaşında bu yıkımın en ürkütücü izlerini sürmüştür.
İKİ SAVAŞ ARASI HOLLYWOOD
6 Haziran 1944... Robert Capa’nın mavnasına Omaha Sahili’nde bir saldırı oldu. Ateş sürerken kendini güçlükle karaya attı ve 4 rulo filmle hayatının en önemli karelerini çekti. Her ne kadar
11 karesi Life’ın karanlık odasında kurutma kabininde emülsiyonun çok ısınması yüzünden mahvolsa
da Life ve tüm dünya basını bunları tam sayfa bastı.
Ve Capa, böylece ‘’en renkli savaş foto muhabiri’’ unvanını muhafaza etmiş oldu. Savaşı acılı
sonuna kadar izledi, son Amerikalılar’ın ölümünü de görmüş oldu.
İkinci Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Capa ünlü sinema oyuncusu Ingrid Bergman'a aşık olur. 1945'te onunla birlikte Hollywood'a giden Capa'nın fotoğrafçılığı, savaşlarda çektiği cesur fotoğraflardan ibaret değildir. Şehirleri, sıradan insanları, çocukları, giderek karmaşıklaşan hayatın pek çok anını görüntülediği gibi, Hollywood yıldızlarını, Picasso, Matisse, Hemingway, Bresson, Steinbeck gibi ünlü sanatçı dostlarını da görüntüler. Kendisi de döneminde ilgi çeker elbette; Bergman'la yaşadığı aşk, Alfred Hitchcock'un ‘‘Arka Pencere’’ filmine konu olur. Ondan çok sonra, Steven Spielberg, ‘‘Er Ryan'ı Kurtarmak’’ filminin açılış sahnesini kurgularken onun fotoğraflarından esinlenir.
1946 yılının 21 Kasım'ında bir kameramanla birlikte, belgeselini hazırlamak üzere Türkiye'dedir. Ama, pek çok güçlükle karşılaşır. Çünkü son derece bürokratik ve baskıcı bulduğu yönetimden izin alması güçtür, peşlerinde ‘‘her şeyden korkan bir devlet ajanı’’ vardır ve kameradan çok çekinen bir halkla karşı karşıyadır. Üstüne üstlük şiddetli bir kış mevsimi yaşanmaktadır, art arda altı kar fırtınası atlatırlar. Yine de kameraman Martelliere filmi, kendisi de fotoğraf çekerek işlerini tamamlarlar. İstanbul'un saray ve camilerinden Ankara'nın çağdaş yapılarına, Çanakkale Boğazı'nı koruyan bir garnizondan sınırları denetleyen bir hava üssüne, Boğaziçi'ndeki balıkçılardan köylerdeki tütün üreticilerine, Cumhurbaşkanlığı makamındaki İnönü'den Demokrat Parti'nin bir toplantısına kadar Türkiye'yi belgeleyen Capa, Bergman'a buradan şöyle yazar:
‘‘Yeniden bir gazeteci oldum, çok da iyi oldu. Tuhaf otellerde kalıyorum, geceleri okuyorum ve ülkenin sorunlarını kısa sürede kavramaya çabalıyorum. Düşünce üretmek ve kendi başıma kalmak iyi geliyor.’’
İspanya savaşının ardından Paris’e dönen Capa, Almanların işgalinin ardından A.B.D.’ye yerleşmek zorunda kalmıştır. Burada bir süre sonra Amerikan vatandaşlığına kabul edilmiştir.
2. Dünya savaşı sırasında, Normandiya Çıkartmasını izleyen günlerde müttefik ilerlemesini, İsrail Devletinin kuruluşuna uzanan süreçte ilk Arap-İsrail savaşını, Fransız kolonyalistler ve Vietnamlılar arasındaki savaşı görüntülemiştir.
MAGNUM'U KURUYOR
1947 yılının baharında Capa, arkadaşları Henri Cartier-Bresson, David Seymour, George Rodger ve William Vandivert'le birlikte, bir kooperatif temeline oturttukları fotoğraf ajansı Magnum'u kurar. Yaşamının bundan sonraki bölümünde zamanının çoğunu Paris ile New York'taki Magnum bürolarında işleri yürütmeye adar. En büyük hevesi ajansa katılmaya davet ettiği genç fotoğrafçılarla birlikte çalışmaktır. Her birine iş bulmak için didinir, onları yüreklendirir, yol gösterir, ödünç para verir. Amerikan vatandaşı olmasına rağmen Paris'te yaşar; öğleden sonraları yarışlarda, geceleri güzel kadınlarla gece kulüplerindedir.
Ama onun ‘‘tatlı hayatı’’ öyle uzun boylu değildir; 1947'de John Steinbeck'le Sovyetler Birliği'nde bir ay kalır. A Russian Journal (Rusya Güncesi) adlı kitap, Steinbeck'in metinleri, Capa'nın fotoğraflarından oluşur. Ertesi yıl Holiday dergisi için Macaristan ve Polonya'dadır. 1949'da Irving Shaw ile Report on Israel (İsrail Raporu) adlı kitabı hazırlar. Birçok belgesel projesinde de yeralır.
1954 Mayıs’ında Japonya'dayken, Life dergisi bir fotoğrafçılarının yerine bir aylığına Hindiçini'ne gitmesini ister. Fransız Hindiçini savaşı sona ermek üzeredir. 25 Mayıs günü Kızıl Nehir deltasında savunulamayan iki karargáhı boşaltma göreviyle hareket eden bir Fransız konvoyuyla ilerlerken bir mayına basar. 40 yaşında hayata böyle veda eder. Bir mayın, bu ustayı aramızdan alıp ebediyete götürür. Onu elinde makinesini hala sıkı sıkı
tutarken buldular. Yandaki fotoğraf ise onun mayına basmadan biraz önce çektiği son kare olur. Anısına yapılan bir törende, fotoğrafçı Edward Steichen şöyle diyecektir:
‘‘Hayatı anlamıştı. Yoğun yaşadı. Hayata verebileceklerini hiç esirgemeden cömertçe verdi. Gözüpek, yoğun ve az rastlanır tutarlılıkta bir hayat sürdü.’’
Capa’nın silahsız ve gönüllü olarak savaşların ortasına atılması nedenleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Buna verilebilecek ilk cevap, Capa’nın hedeflerini gerçekleştirmek üzere bitip tükenmeyen bir cesarete ve enerjiye sahip olmasıdır. Capa gerekirse, amacı için ölmeyi göze alabilecek bir karaktere sahiptir. Kariyeri boyunca, Capa savaşan insanların yaşadığı risklere ve zorluklara ortak olmadan, savaşın fotoğrafının çekilmesinin ahlaki olarak mümkün olmadığını savunmuştur. Bu tarz çalışması, diğer savaş fotoğrafları örnekleri ile kıyaslandığında daha çarpıcı ve dinamik fotoğraflar elde etmesinin yöntemi olarak görülebilir. Capa’nın fotoğraflarına bakıldığında, “Eğer fotoğrafların yeterince iyi değilse, yeterince yakın değilsindir.” değişini benimsediğini görülmektedir. 6 Haziran 1944 günü Normandiya Çıkartmasında (D-Day) çektiği fotoğraflar buna örnek olarak gösterilebilir.
O, bir kahramandı, hayatı boyunca birçok trajik olaya göğüs germiş, inancını, cesaretini ve en önemlisi de ruhunu hiç kaybetmemişti. Olayları sezmekte inanılmaz derecede çabuktu. Gerçeği bilir ve risk alırdı. Bu risklerle asla başkalarına zarar vermezdi, ama kendisi için aynı şey söylenemezdi. Yaptığı hatalar bile her zaman sevimliydi. İyi giyinmeyi ve yaşamayı severdi. Çok iyi içer, ama asla sarhoş olmazdı. Sonra da evine dönerdi, daha doğrusu otel odasına!!!
Dünyanın her ülkesinde kendi evinde gibiydi. Savaş hakkında çok şey bilirdi ve onu hafife alırdı. Barışın yolunu gözlerdi, gelmeyeceğini bile bile. O, sadece bir bakımdan büyük bir tehditti; belki de dünyanın en kötü sürücüsüydü. Savaş, onun için Champs Elysees’de araba kullanmaktan daha büyük bir risk değildi. Yaşlılara takılır ve onları çok güldürürdü. Gençlere onların bilmediklerini öğretirdi. Çocuklar onu çok sevdi, tıpkı sayısız kadın gibi...
Ancak, o asla büyük aşklarından sözetmezdi. O, hayatı boyunca yalnızlık, güvende olmama duygusu ve kalp kırıklıkları yüzünden acı çekti.
KAYNAKÇA
Ankara Ünv. İletişim Fakültesi Fotoğraf ve Grafik Anabilim Dalı
Foto Muhabirleri Derneği
ROBERT CAPA HAKKINDAKİ WEB SİTELERİ
Slightly out of Focus
Heart of Spain - Robert Capa's Photographs of the Spanish Civil War
The Definitive Collection
Photopoche Robert Capa
Photographs from Israel 1948-1950
Robert Capa Photographe
Robert Capa - Photographs
|
|
|
|