MAGNUM PHOTOS
"Fotoğrafçılıktaki
araç fotoğraf makinesi değil, fotoğrafçıdır,"
Eve Arnold1
Yard. Doç.
Dr. MERTER ORAL
Anadolu Ünv. İletişim Bilimleri Fakültesi

Magnum ajansı, 1947 yılında Robert Capa, Henri Cartier-Bresson, George Rodger,
David Seymour ile bir Life fotoğrafçısı olan William Vandivert, Rita Vandivert
ile Maria Eisner tarafından kurulmuştur. Kurucuların her biri kuruluş bütçesi
için
400'er dolar sağlamışlardı.2 Diğer fotoğraf ajanslarından önemli farklılığı,
ticari bir yapı olmakla birlikte bir kooperatif niteliğinde olması ve kooperatif
ortaklarının ajansın işleyişinde eşit haklara sahip olmalarıydı. (Yandaki fotoğraf: Capa ve Rodger 1947)
Magnum, uluslararası alanda serbest çalışan fotoğrafçıları bir araya getiren
kooperatif nitelikte ilk ajanstır. Kuruluşundan bu yana 50 yılı aşkın bir süre
geçmiş olmasına karşın, hala dünyanın en saygın ajanslarından biri olarak
değerlendirilen ve tarihi boyunca efsanevi fotoğrafçıları bir araya getiren
Magnum, elitist yapısını bugün de korumaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrası
TV-öncesi dünyasının görüntü açlığını kapatmaya yönelik olarak kurulan Magnum,
kuruluş biçimi, kurucularının kimlikleri ve dünya olaylarına tanıklıktaki
ustalıkları ve daha sonra ajansa katılan fotoğrafçıların da katkılarıyla bugün
de özel konumunu korumaktadır.
MAGNUM'U HAZIRLAYICI KOŞULLAR
İkinci Dünya Savaşı'nın sürdüğü 1939-45 yıllan arasında çoğu fotoğrafçılar
savaşta yer aldılar. Savaştan çıkan Avrupa ve Amerika bir haber açlığı
içindeydi. Öyle ki, uzak yörelere ilişkin foto röportajlar neredeyse daha
çekilmeden satılabiliyordu.3
Fotoğraflara olan ve giderek artan talep tüm dünyada çok sayıda basma yönelik
fotoğraf ajansının kurulmasına yol açtı.4 Bu ajanslar ya fotoğrafçıları
kiralıyor, ya da serbest fotoğrafçılarla anlaşma imzalıyorlardı. Çoğu ajans
yüzde 50, hatta bazen daha yüksek komisyon alıyordu. Tüm maddi riskleri üstlenen
fotoğrafçının, fotoğraflarının satışını kontrol etme olanakları yoktu. Giselle
Freund'a göre Magnum'un temel kuruluş amacı bu özellik idi.5
Robert Capa'nın(yanda) Magnum'un kurulması fikrini ilk kez 1938 yazında çekim için
gittiği Çin'de bulunduğu sırada geliştirdiği belirtilir. O günlerde Paris'te
bulunan Capa'nın eski patronu Simone Guttmann, aralarında Life dergisi, Pix
fotoğraf ajansı ve haftalık Clartes dergisinin de içinde bulunduğu bir düzenleme
ile Capa'yı Çin'e gönderirler. Capa, Hagchow kentinden eski bir Macar arkadaşına
yazdığı bir mektupta, mevcut durumuna, Guttmann'ın Capa'nın becerisi,
yolculukları ve en nihayet yaşamı ve sahip olduklarına ilişkin tavırlarına artık
dayanamadığını belirtir. Artık patronların ve gazete kartellerinin tiranlığının
yıkılıp, bir kooperatif ajans kurma zamanı gelmiştir.6
Tümünün ücretli olmalarına karşın, savaş sırasında fotoğraflarının kullanımı
konusunda basın patronlarına kafa tutabilen tümü ünlü Magnum kurucuları, neden
kendilerine idari sıkıntılar da getirecek olan bir fotoğraf kooperatifi kurma
yoluna gitmişlerdir? Romeo Martinez'e göre bunun nedeni Capa'nın "eğer kendi
negatiflerine sahip değilse, fotojurnalist hiçbir şeydir" şeklindeki ve
fotojurnalizm tarihinde en akıllı fikirlerden biri olduğunu ispatlayacak
yaklaşımıdır.7 Tüm üyelerinin hareket özgürlüğünün sağlanması ve negatifleri
üzerindeki haklarının garanti altına alınması için kooperatif yapılanma en iyi
çözümdü. Böylece fotoğrafçılar özgürce çalışma olanağı bulacaklardı.
Robert Capa'nın Çin'deki hayali, 1947 Nisan'ında New York'taki Modern Sanatlar
Müzesi'nin (MOMA) lokantasında toplanan George Rodger (yanda) dışındaki kurucu üyeler
Robert Capa, Henri Cartier-Bresson, David Seymour, William ve Rita Vandivert ile
Maria Eisner tarafından gerçekleştirilecekti. 22 Mayıs'ta ticari lisansını alan
ajans çalışmaya hazırdı. Neden Magnum adının seçildiğine gelince: Çünkü bu asil
Roma adı şampanyayı akla getiriyordu. Ajansın ilerideki başarıları, şehvet dolu
şişeden çıkacak patlama sesleriyle kutlanacaktı.8
İlginç bir rastlantı olarak Magnum'un kurulduğu lokantayı barındıran müze, bir
yıl önce kooperatifin kurucularından Henri Cartier-Bresson'un bir sergisine ev
sahipliği yapmıştı. Cartier-Bresson'un savaş sırasında öldüğünü düşünen müze,
onun ardından bir 'posthumous' sergi hazırlığına girişmiş, Cartier-Bresson ise
ABD'ye gelerek sergi hazırlıklarına yardımcı olmuştu. 'Posthumous' olmaktan
kurtulan serginin katalogu yine MOMA tarafından 'The Photographs of Henri
Cartier-Bresson' adıyla 1947 yılında yayınlandı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan haber ve görüntü açlığını doldurmak
ve üyelerinin haklarını korumak üzere ticari/idealist bir anlayışla kurulan
Magnum'un, savaşta fotojurnalizme ara vermek zorunda kaldığı için David Seymour (yanda)
dışındaki tüm kurucuları, tanınmış, fotojurnalizmde kendilerini kabul ettirmiş
fotoğrafçılardı, Magnum'un kurulması sonrası bu fotoğrafçılar dünyayı bir nevi
kendi aralarında paylaştılar. Henri Cartier-Bresson Asya'yı, George Rodger
Afrika ve Orta Doğu'yu, David Seymour Avrupa'yı, William Vandivert ABD'yi
çalışma alanları olarak belirlerken, diğer iki kurucu üye Rita Vandivert ve
Maria Eisner, New York ve Paris'teki büroların sorumluluğunu üstlendiler. Kurucu
üyelerden Magnum'un Paris büro sorumluluğunu (kendi evindeki bürosunda) üstlenen
Maria Eisner, İkinci Dünya Savaşı öncesi Paris'te Alliance Photo adlı bir
fotoğraf ajansını yürütüyordu.9
İlk Dünya Savaşı sonrası Weimar Cumhuriyetinde ortaya çıkan yeni fotojurnalist
kadrosu gibi Magnum kurucuları da faklı kültürlerden gelen bir yapıyı
sergilemektedir; Macar (Robert Capa), Polonyalı (David Seymour/Chim), Fransız
Henri Cartier-Bresson), Alman (Maria Eisner), İngiliz (George Rodger) ve İki
Amerika'lı (William ve Rita Vandivert).
Magnum'u kuran farklı kültürlerden gelen bu insanlar, kendi negatiflerinin
kullanım haklarına sahip olacakları bir kurum oluşturmanın yanı sıra, özgürce
çalışabilecekleri bir ortam da yaratmış oldular.
MAGNUM FOTOĞRAFÇISININ KİMLİĞİ
Magnum, bir kooperatif olmakla birlikte, üyelik koşullarının oldukça
zorlaştırıldığı bir yapı sergiler. Magnum'da üç çeşit üyelik söz konusudur.
Bunlar sırasıyla, aday üyelik, yetkisiz (associate) üyelik ve asli ya da başka
bir deyişle tam üyeliktir.10
Her yıl Haziran ayının son haftasında New York, Paris veya Londra'da toplanan
Magnum üyeleri, yıllık toplantılarının bir gününü yapılan üyelik başvurularını
değerlendirmekle geçirirler. Portfolyoların değerlendirilmesi sonucu yapılan
oylamada başarılı bulunan fotoğrafçılar "aday üye" statüsü kazanırlar. Aday ve
ajans arasında bağlayıcı bir yükümlülüğün bulunmadığı bu statü, tarafların
birbirlerini tanımasını amaçlar. 1998 yılına gelinceye kadar olan son beş yıllık
sürede, yıl başına en çok iki fotoğrafçı bu statüye ulaşabilmiş, söz konusu
dönemde hiçbir aday üyenin kabul edilmediği yıllar da olmuştur. İki yıl süren
aday üyelik sonucunda fotoğrafçıdan yeni bir portfolyo sunması beklenir ve
başarılı bulunduğu takdirde bu kez yetkisiz üyelik dönemi başlar. Bu üyeliğin
başlaması ile taraflar arasında bağlayıcı hükümler işlemeye başlar; fotoğrafçı
ajansın tüm kurallarına uymakla yükümlüdür, bununla birlikte ajansın tüm
olanaklarından da yararlanmaya başlar. Yetkisiz üyenin tam üyeden tek farkı oy
kullanma hakkına sahip olmaması ve ajans başkanlığına seçilme hakkının
bulunmayışıdır. Bu üyelik statüsünde de iki yılı tamamlayan fotoğrafçı, bu kez
yeni bir portfolyo sunarak tam üyelik için başvurabilir. Yine genel kurulca
yapılan seçim sonucu tam üyelik statüsü kazanan bir fotoğrafçı, kendi isteğiyle
ayrılmadığı takdirde, ömür boyu tam üyelik statüsüne sahip olabilir.
Yukarıda sayılan üyelik statülerinin yanı sıra, bir başka üyelik türü de
"katkıda bulunan üyelik" diye adlandırılan özel bir üyelik biçimidir. Daha önce
tam üyelik statüsü kazanmış bir çok fotoğrafçının yanı sıra, Magnum'a hiç üye
olmamış bir çok fotoğrafçı, bu üyelik statüsünden yararlanarak fotoğraflarının
Magnum aracılığıyla pazarlanmasmı sağlamışlardır. Bu üyelik statüsü ile çalışan
fotoğrafçılar arasında geçen yüzyılın pek çok tanınmış fotoğrafçısı da yer
almışlardır. Katkıda bulunan üyelik statüsü "Magnum'un yakın dostu olan bağımsız
fotoğrafçılara verilmekte" olup; bu fotoğrafçılar, "birtakım müşterilerle
kendileri doğrudan ilişki kursalar bile Magnum'u yetkili ajansları olarak atamış
kişilerdir." Magnum ajansına ilk olarak katkıda bulunan üye statüsüyle katılan
fotoğrafçılar arasında Ansel Adams (yanda), Philippe Halsman, Dorothea Lange, Russell
Lee, Herbert List ve Wayne Miller bulunmaktadır.11
Böylesine zorlu bir üyelik yapısı sergileyen Magnum, daha kuruluşundan
başlayarak, fotojurnalizmde yeni standartların oluşması doğrultusunda çabalar
harcamıştır. Kurucuların başlattığı ve günümüzde de yaşatılmaya çalışılan bu
standartlar şöyle sıralanabilir; yaratıcılık, adama, çağına tanıklık,
hümanizma ve idealizm, macera ruhu ve perfeksiyonizm. Bu özelliklere bir de
bağımsız çalışma ruhu eklenebilir. Kuruculardan sonra Magnum'un ilk üyesi
olan Werner Bischof (yanda), Magnum'a katılması için aldığı teklif sonrası nişanlısına
yazdığı bir mektupta şöyle diyordu :
"Büyük bir karar aşamasındayım, elimde Magnum'un sözleşmesi var. Bu, kooperatif
şeklinde, dünyadaki en İyi fotoğrafçılarının -Capa, Cartier-Bresson, Chim ve
Rodger-kurduğu bir ajans. Benim için önemli olan hepsinin de anlayışlı ve
sosyalist eğilimli olması. İkisi İspanyol İç Savaşı'ndaydı. Onlar özgür
insanlardır, bir dergiye kendilerini bağlayamayacak kadar çok
bağımsızdırlar."12
1. YARATICILIK
Magnum fotoğrafçısının temel niteliklerinden biri yaratıcılıktır. Henüz
Magnum'un kurulmasının düşlerde bile olmadığı 1930'ların ilk yıllarından
başlayarak Magnum fotoğrafçısının kimliğinde yaratıcılık en önde gelen
unsurlardan biridir.
Kendisi de fotoğrafçı, küratör, yayıncı ve "International Center of Photography"
(ICP)'nin kurucusu olarak çağımız fotoğrafına önemli katkılarda bulunan kardeşi
Cornell Capa'nın ifadesiyle, "Dilinin, ülkesinin sınırları dışında pek de
faydalı olmadığı küçük bir ülkede, Macaristan'da doğan"13 Robert Capa, gerçek adıyla Andre Friedman, solcu görüşleri nedeniyle ülkesinden ayrılıp, 1931
yılında Berlin'e gelerek, gazetecilik tahsil etmek üzere Deutsche Hoschule für
Politik'e yazılır. Ancak ailesinin ekonomik depresyon nedeniyle kötüleşen maddi
durumu nedeniyle 1932 yılında Simon Guttmann'ın sahip olduğu Dephot fotoğraf
ajansında karanlık oda asistanı olarak çalışmaya başlar. Friedman'ın
yeteneklerini kısa sürede keşfeden Simon Guttmann, onu birtakım önemsiz yerel
olayları fotoğraflaması için göndermeye başlar. Friedman'ın ilk ciddi işi
Danimarkalı öğrencilere bir konferans vermek üzere Kopenhag'a gelen Leon
Trotsky'nin fotoğraflanmasıdır.14Trotsky'nin fotoğraflarını gizlice çeken
Friedman, ilk ciddi işinden yaratıcı yeteneğini kullanarak başarıyla sıyrılır.
1933 yılında Berlin'i terk etmek zorunda kalır, Viyana ve Budapeşte'den sonra
Paris'e gelir. Simone Guttmann ve Friedman birlikteliği burada da devam eder;
Capa, birkaç fotojurnalistik çalışma için İspanya'ya gider.
Friedman'nın yaratıcı kişiliğinin en ilginç yansımalarından birini simülatif
Robert Capa'yı yaratmasında görüyoruz. Bir Alman göçmeni olan arkadaşı Gerda
Taro ile birlikte çalışan Friedman'ın çektiği fotoğraflar, sözde Robert Capa
adlı başarılı Amerikalı fotoğrafçı adına iyi fiyatlarla satılmaktadır.
Friedman'ın neden bu takma adı seçtiği pek bilinmemektedir. Biyografisini yazan
Richard Whelan'a göre15 Capa'nın kaynağı kılıç anlamına gelen Macarca sözcük
olabileceği gibi, gizlenmek anlamına gelen İspanyolca "cape" sözcüğü de
olabilir. Belki de onun en sevdiği yönetmen olan Frank Capra'nın biraz
değiştirilmiş bir biçimidir. Kaynağı ne olursa olsun Robert Capa her dilde
rahatlıkla telaffuz edilebilen mükemmel bir takma addır. Friedman, Taro, Capa
triosu kısa sürede fark edilir, ancak Andre Friedman da adını Robert Capa olarak
değiştirecektir.(Yandaki fotoğraf: Capa ile Taro)
Magnum fotoğrafçıları, kooperatif yapılanmanın sağladığı özgür çalışma
ortamından yararlanarak, bugün de el değmemiş konulan işlemekte, sadece savaş,
açlık, katliamlar gibi insanlık dramlarını değil, çoğu zaman sıradan insanların
konu edindiği gündelik sorunları duyarlılıkla ele alarak işlemektedirler. Yoğun
bir rekabetin yaşandığı günümüz fotojurnalizm ortamında ayakta kalabilmek,
saygınlığı sürekli kılabilmek ancak Magnum fotoğrafçısının yaratıcı zekası ile
el değmemiş konulara el atabilmesiyle olasıdır. Üyelerinin haklarını koruyacak
bîr ajansın kurulma karan da Magnum kurucularının ne denli yaratıcı kişilikler
olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.
2. ADAMA
Magnum fotoğrafçılarının başarılarının altında yatan nedenlerden biri de
kendilerini, işlerine, daha güzel, yaşanabilir bir dünyanın belgelenmesine ve
yeni kuşakların eğitimine adamalarıdır. Bu olgu, Henri Cartier-Bresson'un 1948,
1949 ve 1950 yıllarını, Hindistan, Burma, Pakistan, Çin (yandaki fotoğraf) ve Endonezya'da
geçirdiği üç yılda gerçekleştirdiği ölümsüz foto röportajlarının yanı sıra, üç
ve altı aylık sürelerle kaldığı Çin (1958-59), Meksika (1960), Hindistan ve
Japonya (1965) foto röportajlarında da görülmektedir. Çağdaş bir misyoner olarak Asya kıtasında aylarca kalan Cartier-Bresson gibi George Rodger da, 1948-49 yıllan arasında Afrika'yı bir uçtan diğer bir uca
karayoluyla geçti. 1954-55 yıllarında Orta Doğu'da üstlenerek foto röportajlar
yaptı; bu arada Doğu Afrika'ya iki ziyaret daha gerçekleştirdi, 1958 yılında
Doğu Afrika'ya yaptığı ve 6 ay süren seyahatinde çeşitli resimli dergiler için
kabile ve doğal yaşamı görüntüledi.16 Rodger'ın Afrika'da uzun soluklu bir
çalışmanın, bir adanmanın, ürünleri olan fotoğrafları, milyonlarca insanın
yaşamını yitirdiği global bir yıkım sonrası batı uygarlığına duyulan kuşku
sonucu, insanların batı uygarlığının nimetlerinden yoksun, ancak barış içinde
yaşadıkları gururlu bir yaşama olan özlemini aktarmaktadır.
Kendisini bir anti-militarist olarak tanımlayıp işsiz bir fotoğrafçı olmayı
yeğlemesine karşın, yaşadığı dönemde neredeyse tüm savaşları görüntüleyerek
çağına tanıklık eden ve ne yazık ki yaşamını da inanmadığı bir savaşta yitiren
Robert Capa kendini mesleğine adamanın 20. yüzyıldaki idollerinden biridir.
Yunan asıllı Amerikalı fotoğrafçı Constantine Manos belki de kendi köklerini
aradığı Yunanistan'da, 1961-64 yılları arasında çektiği fotoğrafları "A Greek
Portfolio" adlı kitapta topladı. Kırsal kesim insanım gündelik yaşam içinde,
dinsel ve toplumsal ritüelleri de kapsayacak şekilde aktaran bu fotoğraflar,
ancak uzun soluklu, adanmış bir çabanın ürünleri olabilirdi.
Magnum'a halen üye olan 60 fotoğrafçının ürünlerine bakıldığında, tümünde
kendini mesleğine ve insanlık sorunlarını belgelemeye, aktarmaya adamanın
örnekleri görülmektedir.
3. ÇAĞINA TANIKLIK
Fotojurnalizm her şeyden önce çağa, çağın olaylarına, insanlarına eğilmek,
onları ışık aracılığıyla sonsuza dek kaydederek bir tür tanıklık yapmaktır.
Magnum ajansı kurulduğu 1947 yılından bu yana, savaşları, etnik dalgalanmaları,
Çin'deki uzun yürüyüşü, katliamları, soğuk savaşı, Berlin Duvarının yıkılışını
fotoğraflarla belgelemiştir. Kurucu üyelerinin katkıları nedeniyle Magnum arşivi,
İkinci Dünya Savaşı'nın başlangıç yıllarına değin uzanmaktadır. Magnum
üyelerinin çağlarına olan tanıklıklarının izlerini, aradan geçen 50 yılı aşkın
bir süreye rağmen halen izleyebilmekteyiz. Magnum kurucularından Robert Capa'nın,
1936-39 yıllan arasında devam eden İspanyol İç Savaşı sırasında çektiği
fotoğrafları, yine aynı ülkede Madrid kentinde 1999 Mart ve Nisan aylarında
sergilenmiştir.17
Magnum ajansının arşivinde yer alan yaklaşık bir milyon fotoğraf, İnsanlık
tarihinde ilk kez tamamı fotoğraflarla belgelenen ilk yüzyıl olan 20. yüzyılın
büyük bir bölümüne tanıklık etmektedir. Magnum ve üyelerinin yayımladığı
kitaplar ve açtıkları sergiler, Magnum'un görsel tanıklığını dünya insanlarıyla
paylaşmaktadır.
Magnum'un fotojurnalistik pratikleri 1990'lı yılların başında sinema alanına da
taşınarak, aynı duyarlılık ve anlayış bu kez başka bir mecrada dünyaya
tanıklığını sürdürmektedir.
4. HÜMANİZMA, TOPLUMSAL ELEŞTİRİ VE İDEALİZM
Magnum kurucularının tümü demokrat bir dünya görüşüne sahiptiler. Robert Capa
solcu görüşleri nedeniyle Macaristan'dan ayrılmak zorunda kalmıştı. Budapeşte ve
Berlin'de bulunduğu dönemlerde hiçbir zaman üyesi olmamakla birlikte çeşitli
komünist gruplarla ilişkisi oldu.18
Çağının sorunlarına tanıklık ederek bu sorunları yansıtma, savaş karşıtlığı,
insan sevgisi, kısaca hümanizrna, kuruluşundan başlayarak Magnum
fotoğrafçılarının en temel özelliklerinden biri olmuştur.
Savaş karşıtlığı Magnum kurucularından Robert Capa'nın "ben işsiz bir savaş foto
muhabiri olmak isterdim" sözlerinde somutlaşacaktır. Fotoğrafa hümanist bakış
açısının geçen yüzyıldaki temel taşlarından -ve de soğuk savaş döneminin en
önemli evrensel fotoğraf etkinliklerinden- biri olan "İnsan Ailesi" sergisindeki
her on fotoğraftan biri Magnum fotoğrafçılarına aitti.19 Ancak hemen şunu da
belirtmek gerekir ki, ajansın varlığının devamı konusundaki tecimsel kaygılar,
bazı durumlarda hümanist anlayışın yok sayılmasa bile geri plana itilmesine,
bazı önemli fotojurnalistik çalışmaların ajans tarafından dışlanmasına yol
açabilecektir. Örnek olarak Cezayir Savaşı sırasında Kryn Taconis'in çektiği
fotoğraflar verilebilir. Paris bürolarının kapatılması kaygısıyla Magnum, bu
fotoğrafların kendi kanalları aracılığıyla dağıtımını red etmiştir.20
Kurucularının tümü demokrat bir dünya görüşüne sahip Magnum ajansı sonuçta
kapitalist girişim ruhunun bir yansımasıdır ve oyunu kuralına göre oynamak
zorundadır.
Kendisi de 1947-1954 yılları arasında bu ajansın bir üyesi olan Giselle Freund,
Magnum üyelerinin fotoğrafa bakış açısını şöyle değerlendirir:
"Magnum Ajansının fotoğrafçıları için fotoğrafçılık salt bir para kazanma biçimi
değil, çağdaş sorunlara ilişkin duygu ve düşüncelerini aktarmanın bir aracıdır.
Capa, örneğin, Magnum'un dünya ölçeğinde yoğun bir çabanın sonucu olarak
gerçekleştirdiği "Dünya Gençliği" adlı önemli bir foto röportajın yayınına izin
vermemiştir. Daha önce fikri benimseyen yayıncı işin ruhuna aykırı değişiklikler
önermiştir. Kitap, nihayet altı ay sonra, orijinal fikri değiştirmeden basmayı
kabul eden başka bir yayıncı, Holiday, tarafından yayınlanmıştır."21
Savaştan nefret eden Robert Capa, geçtiğimiz yüzyılın en büyük savaş foto
muhabiri olarak tanınacak ve ne yazık ki yaşamını bir savaşta yitirecektir.
Ancak kendisi de bir fotoğrafçı olan kardeşi Cornell Capa, Robert Capa'nın bir
'savaş foto muhabiri değil, 'barış' foto muhabiri olduğunu ve "O'nun savaşı
değil, ondan etkilenen sıradan insanları konu edindiğini" belirtir.22 Robert
Capa'nın ABD'deki mezar taşında Hebrew alfabesiyle yazılmış bir sözcük dikkat
çeker: "Shalom", "Barış seninle olsun."23
Fotojurnalizme 1973 yılında başlayan ve özellikle Üçüncü Dünya'ya yönelik
çalışmalarıyla 1980'li yılların önde gelen fotoğrafçılarından biri olarak
kendini kabul ettiren Sebastiao Salgado (yanda), bir Magnum üyesi olarak çağına tanık
olmakla kalmamış, toplumsal eleştiri ve idealizmde somutlanan hümanist anlayışın
bayraktarlarından biri olmuştur. Vicki Voldberg bu durumu şöyle ifade eder:
"Sebastiao Salgado, çeşitli dönemlerde, Üçüncü Dünya'nın gönüllü temsilcisi
olarak, daha zengin ülkelerdeki insanların ilk bakışta onlara uzak gelen
sorunlara duyarsız kalamayacaklarım umarak, kendi kaderleri üzerinde söyleyecek
az şeyleri olan insanların acı ve sabrını konu edinmiştir. Ele aldığı konular
çok çeşitlidir: Sahra'daki açlıktan, Latin Amerika'daki yaşam ve ölümün yakın
birlikteliğine ve kol emeğinin tehdit altındaki küresel yok oluşuna değin
konulan içerir."24
5. TELİF HAKLARI VE MESLEK İLKELERİ
Magnum'un temel kuruluş nedenlerinden biri üyelerinin kendi çektikleri
fotoğrafların negatiflerinin kullanma hakkına sahip olmalarıydı. Bu bir anlamda
telif haklarının korunması anlamına gelmektedir. Daha önceki uygulama
fotoğrafçıların çektikleri negatiflerin çalıştıkları ajansta kalmasıydı. Gerçi
bu fotoğraflar satıldıkça, fotoğrafçı satış gelirinden belli bir pay alıyordu,
ancak sonuçta negatifin mülkiyeti ajansta kalıyordu. Kısmen Magnum örneğinden
yola çıkılarak ve bazı ulusal birliklerin çabasıyla bu durum bazı ülkelerde
artık standart uygulama haline gelmiştir.
Magnum fotoğrafçıları telif haklan yanı sıra, başka mesleki uygulamalarda da
öncülük yapmışlardır. Örneğin, fotoğraflarının, yayın politikalarını tasvip
etmedikleri yayında kullanılmasına karşı çıkmışlardır.25 Magnum fotoğrafçıları
ayrıca fotoröportajlarında kullanılan fotoğrafların kendi bağlamlarından
çıkarılarak farklı yazılarla yayınlanmasına da karşı çıkmışlardır.
1954 yılında Henri Cartier-Bresson'un Çin'de gerçekleştirdiği bir foto röportaja
eşlik eden ve altı Avrupa ülkesindeki müşterilere gönderilen bir mektupta "foto
röportajlarla verilen metin ve alt yazıların gerçek anlam ve ruhunu
farklılaştıracak değişikliklere izin verilmeyeceği" belirtiliyor ve her
fotoğrafın arkasında da "fotoğrafın ancak ona eşlik eden altyazı veya metinle
kullanılabileceği" ibaresi yer alıyordu. Benzeri bir anlayış, Robert Capa'nın
Sovyetler Birliği foto röportajı için de geçerliydi; yayıncılardan fotoğraflara
eşlik eden altyazılara saygı duymaları bekleniyordu. Bu gibi yaklaşımlar, Magnum
ajansının saygınlığını arttıran ve ticari bir ajans olmanın ötesine götüren
uygulamalardır.26
6. MACERA RUHU VE CESARET
Robert Capa "eğer fotoğraflarınız yeterince iyi değilse, konularınıza yeterince
yakın değilsiniz" diyordu. "Vurularak düşen loyalist asker" fotoğrafıyla
ölümsüzleşen, İspanyol İç Savaşı'ndan başlayarak, Çin'deki Japon istilasını,
İkinci Dünya Savaşını, Normandiya çıkartmasını ve son olarak (1954) Vietnam'ı
fotoğraflayan Capa, konularına yeterince yakın olmanın bedelini bir mayına
basarak ödeyecekti. Capa'nın bu tanınmış ifadesi aslında sadece fizik yakınlığı
değil, aynı zamanda konularıyla bütünleşmesi, kimi zamana da onlarla aynı görüş
ve duyguları paylaşması anlamında algılanmalıdır.
Polonya asıllı David Szymin -sonradan soyadını Seymour olarak değiştirecek ve
gerçek soyadının Fransızca telaffuz ediliş biçimi olan "Chim" kısa adıyla
tanınacaktı-Sorbonne'da kimya ve fizik tahsil etmek üzere Paris'e geldi. Ancak
Polonya ekonomisindeki sıkıntılar nedeniyle çalışmak zorunda kalan Seymour (yanda),bir
aile dostları olan "Rap" fotoğraf ajansının sahibi David Rappaport'un
önerisi doğrultusunda, onun sağladığı fotoğraf makinesi ile Paris'i
fotoğraflamaya başladı. İspanyol İç Savaşı'na da katılan Chim, Robert Capa'nın
ölümünden iki yıl sonra Süveyş Kanalında bir Mısır makineli tüfeğinin
kurşunlarıyla yaşamını yitirecekti.
Magnum fotoğrafçısı için savaş fotoğrafları çekmek, adrenalin arttırıcı, salt
heyecan verici bir etkinlik olmaktan ziyade, çok özel koşulları yaşayan
insanların yaşamlarının belgelenmesine yöneliktir. Son yıllarda Avrupa'daki
hemen tüm sıcak yörelerde fotoğraflar çeken Magnum Associate fotoğrafçısı Paul
Lowe, savaş fotoğrafçılığı üzerine şunları söyler:
"Neden savaşı fotoğraflıyorsun? Bana sürekli sorulur: Neden oraya gidiyorsun,
yaşamını riske atmak istemene yol açan nedir, sen bir tür adrenalin tiryakisi
değil misin? Ancak ben kendimi bir savaş fotoğrafçısı olarak nitelendirmiyorum;
daha çok uç durumların, olağanüstü koşullarda yaşayan sıradan insanların
fotoğrafçısı olarak değerlendiriyorum. Bir grup Saraybosna'lı sanatçı 'Varoluşun
Tanıkları' adını verdikleri bir grup kurdular, ben de onların adım ve ruhunu
uyarladım."27
Savaş fotoğrafları çekerek insanların savaşa karşı bilinçlendirilebileceği
yolundaki inanış, savaş fotoğrafları çeken kimi fotoğrafçılarca terk
edilebilmektedir. Bir süre Magnum ajansı başkanlığını da yürüten Avusturyalı
Erich Lessing (yanda), 1956 Ekim ve Kasım aylarında Macar devrimini fotoğrafladıktan
sonra, fotojurnalizmin insanlarda savaş karşıtlığına doğru bir değişim yarattığı
inancından vazgeçmiştir. Bu tarihten sonra farklı konulara yönelmiş,
büyük-format kameralarla çalışarak renkli sanat fotoğrafları çekmeye
başlamıştır.
-İKİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYINIZ-