ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 
 

 

Ankara Magazine dergisi, Abdurrahman Antakyalı ile fotogROCK projesinin detayları konusunda röportaj yaptı. Yusuf Al imzalı bu röportaj, derginin "Mayıs 2005" sayısında yayınlandı. Aşağıda bu röportajın tamamını okuyabilirsiniz:

 

Ankara’da bir ‘FotogROCKer’

1989 yılından bu yana Anadolu Ajansı (AA) için haber fotoğrafı çeken Abdurrahman Antakyalı, objektifini yeni bir alana, loş barların gürültücü çocuklarına çeviriyor. Niyeti, Ankara’daki rock gruplarının görsel envanterini çıkarmak. Antakyalı, stajyer olarak başladığı görevinde, Fotoğraf Haberleri Müdürlüğü'ne kadar yükseldi. Günlük gazetelerde imzasıyla yayınlanmış sayısız haber fotoğrafının ödülünü, bir çok ulusal ve uluslararası yarışmalardaki derecelerle aldı. 1999-2003 yılları arasında Foto Muhabirleri Derneği'nin Başkanlığı yaptı. Onunla iş üzerindeyken karşılaşmaları pek muhtemel rock bar müdavimlerinden, sigara dumanlarını başka yöne doğru üflemeleri rica olunur. Zira, kalkıştığı bu işin ona en ağır gelen tarafı, sigara kokusu sinmiş kıyafetlerini sık sık yıkamak zorunda kalması. Antakyalı, FotogROCK adını verdiği çalışmasını Ankara Magazine’e anlattı.

Projenin çıkış noktası nedir? Nereye ulaşmayı amaçlar?

Bu, fotoğrafını çektiğim insanların da ilk sorusu oluyor. Biraz tedirgin yaklaşıyorlar. Çünkü şimdiye dek rockçıların fotoğrafları, ağırlıklı olarak “sorunlu gençlik” “satanistler” gibi haber konularına görsel “malzeme” diye düşünülmüş. Projenin amacı ve hedefine gelince; FotogROCK, Ankara’da rock müziğin 2005 yılındaki görsel güncesini tutmayı amaçlayan belgesel bir fotoğraf çalışması.  Aynı  zamanda bu müzik türünü yapan amatör gruplara ilişkin Türkiye’de şimdiye dek gerçekleşen en kapsamlı fotoröportaj  girişimi. Uzun soluklu fotoğraf projelerini seviyorum. Olayların birkaç fotoğraf karesi ile yansıtılması yerine, o olayı geniş bir çerçevede anlamayı ve anlatmayı hem daha ilgi çekici hem daha gerçekçi buluyorum. Proje kapsamında çekilen fotoğraflar www.fotomuhabiri.com sitesinde “aylık çalışma özetleri” şeklinde yayınlanıyor. Devam eden bir proje web aracılığıyla tüm aşamalarıyla insanlarla paylaşılıyor. Fotoğraf çekenler, genelde çalışmaları sonuçlanana dek yaptıklarını kamuoyu ile paylaşmıyorlar. Bu pek alışık olmadığımız bir fotoröportaj tekniği. Proje bitiminde “fotogROCK” başlıklı bir sergi açmayı da düşünüyorum.

Proje üzerinde çalıştığın süre boyunca, Ankara'daki Rock grupları ve daha genel bir çerçevede, rock müziği hakkında ne tür gözlemlerde bulundun?

Şaşırdım. Rock müziğin Ankara’da  bu denli güçlü olduğunu canlandıramamıştım kafamda. Grupların sayısının 200’den fazla olduğunu gördükten sonra anladım ki, Ankara rockın da başkenti. Ağırlıklı olarak rock müziğin yapıldığı yirmiye yakın bar, grupların prova yaptıkları benim bilebildiğim yaklaşık 10 stüdyosu var. Rock Station gibi çok önemli bir rock organizasyonuna evsahipliği yapıyor. ODTÜ’de 10 yıldır süren bir rock şenliğini de bunlara ilave etmek lazım. Ki, ben daha konunun bütün boyutlarına hakim sayılmam. Müthiş bir rock altyapısı var bu kentin. İnsanların aşk derecesinde  bağlı oldukları bu müziği, müzik yolculuklarının hangi aşamalarında olurlarsa olsunlar amatör ruh ve coşkuyla yaptıklarını/yapmaya çalıştıklarını gördüm. Maddi karşılığı olmayan bir aşk bu. Geceyarısına doğru son belediye otobüsünü kaçırmamak için ellerinde gitarla nefes nefese koşuşturan grup elemanları gördüm. Barlara bile kendi teknik ekipmanlarını getirme zorunluluğunu, arızalı bir kablonun yedeği olmadığı için sahnede kahrolduklarını da...

Öngördüğün ya da göremediğin ne tür zorluklarla karşılaştın?

En büyük sorunum “ışık” oluyor. İyi fotoğraf iyi ışıktan beslenir. Rock mekanları ağırlıkla karanlık yerler. Projenin ilk fotoğraflarını çekmek için gittiğim mekanlardaki “ışıksızlık” karamsarlığa kapılmama neden oldu. Oldukça kaliteli müzikler yapılan bu mekanlardan üst düzey fotoğraflar çekebilmek için biraz daha güçlü ışığa ihtiyaç duyuyorsunuz. Mekanların küçüklüğü ve kalabalıklığı tripod kullanmanıza da olanak vermiyor. Bu yüzden oldukça yüksek asaları tercih ediyorum ki bu da fotoğrafın keskinliğini azaltıyor. Bazı mekanlar ışık açısından daha iyi sonuç verdiği için projenin sahne aşamasını ağırlıklı olarak oralarda halletmeye çalışıyorum. Biziz Rock Bar ve Saklıkent bu mekanlardan. İkinci önemli sorun, yüksek ses düzeyi. Rock yüksek sesle dinlenince daha da keyif alınan bir müzik türü. Sahneye yakın çalışmam gerektiğinden dev anfiler duyma bozuklukları yaratıyor. Umarım bu problemler sahiden “geçici” olur.

Bir rocker portresinde hangi çizgilerin baskın olduğunu düşünüyorsun?

Gazeteci karikatürize edilirken nasıl boynunda fotoğraf makinesi ile çiziliyor, bir üniversite öğrencisi koltuğunun altında T cetveli ile hayal ediliyorsa, rockçılar da uzun saçlı, siyah giysili, tişörtlerinde ürkütücü desenler, ayaklarında postalla karakterize edilir. Satanistlik çağrışımı da buradan geliyor. Bu, en çok rahatsızlık duydukları yakıştırma. Hepsi uzun saçlı değil bir kere ama ben de uzun saçın onlara yakıştığını düşünüyorum. Özellikle ritme coşup sahne önünde kafa salladıkları ya da ‘pogo’ yaptıkları zaman... Müthiş keyifli bir kitle her şeyden önce. Bu müziği yapanlar da dinleyenler de ağırlıklı olarak ya üniversite öğrencileri ya da mezunları. Yüksek eğitim kültürü davranışlarına da yansıyor. İki ay boyunca çok sayıda rock mekanına gittim, geniş kalabalıklara verilen konserleri görüntüledim hiç birinde herhangi kötü bir olaya şahit olmadım. Savaşlar, çevre felaketleri, birey özgürlüğü gibi kavramları hem yaşamlarında hem de şarkı sözlerinde yüceltiyorlar.

Rockerlerın kendilerini ortaya koyma ve sergileme biçimlerinin fotoğrafik bir değere sahip olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle evet. Çalışmamı en keyifli kılan yanlardan biri, içlerinden geldiği gibi davranabilmeleri. Grup elemanları sahnede sigarasını yakabiliyor, dinleyenlerle el kol hareketleri ile şakalaşabiliyor, dinleyicilerden bazıları bir adım yükseklikteki sahnelere çıkıp müzisyenlerle kafa sallayabiliyor. Kıyafet, takı ve birbirinden ilginç figürlerle bezeli müzik aletleri de fotoğraflara olumlu katkı sağlıyor.

Çekmeyi kurduğun fotoğrafı çekebildin mi?

Her gün, her an o kadar çok fotoğraf karesi geçer ki bizlerin kafasından… Her yeni fotoğrafı vizörden gördüğümüzde “bu en iyisi oldu” kelimesi dökülüverir dudaklarınızdan. Fotoğrafçılar kendi fotoğraflarına karşı acımasız olur. Çekerken yaşadıkları coşku, çektikleri arasından en iyiyi seçmeye çalışırken sancıya dönüşür. Sürekli bir kusur görürler çektiklerinde. Ben de öyleyim. Çektiğim en güzel fotoğrafın ömrü, bir sonraki deklanşör deklanşör sesine kadar.


******************