ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 



Türk foto muhabirlerinin objektiflerinden İsrail - Lübnan Savaşı:

UMUT KAÇAR (Serbest)

 

LÜBNAN İZLENİMLERİM...

 

Umut Kaçar

Kara yolundan Lübnan’ a gitmek için Adana havalimanından yola çıkıyoruz. Suriye üzerinden geçerek Lübnan’ın kuzey sınır kapısından Lübnan içlerine doğru kendi aracımızla ilerliyoruz. Kuzey Lübnan ağırlıklı olarak Hıristiyanların yaşadığı bir bölge. Aracımızla yol alırken Beyrut’a gelene kadar anayol üzerinde İsrail uçaklarının bombaladığı alanları gözlemliyoruz. Beyrut’ a gelene kadar onlarca yolun, köprünün yerle bir olduğuna tanık olduk. Amacımız Beyrut’un güneyinde yer alan ve bombardıman da yerle bir olmuş Dahiye yerleşim yerini görmek ve daha sonra Savaşın en şiddetli yaşandığı Güney Lübnan’a gitmek. Sınır kapılarındaki bekletmelerden kaynaklı yaklaşık 35 saatlik yolculuktan sonra Beyrut’a varıyoruz. Geceyi otelde geçirdikten sonra Dahiye yerleşim yerine doğru yol alıyoruz. Dâhiye yerleşim yeri yaklaşık yüz bin kişinin yaşadığı ve çok katlı apartmanların olduğu bir bölge. Ağırlıklı olarak Şiaların yaşadığı bir yer. Hizbullah’ın kontrolündeki bölge İsrail uçakları tarafından yerle bir edilmiş konumdaydı. Bölge güvensiz olduğu için Hizbullah gerillaları tarafından kontrol ediliyor ve izinsiz içeri giriş yapılmıyordu. İzin işlemlerini tamamladıktan sonra bölgeye girebildik. Sanki büyük bir deprem yaşanmış ve deprem sonucunda her yer yerle bir olmuştu. Bir çok insan anlamsız bakışlarla bölgeyi seyre dalmıştı. Kimileri evlerini görmeye gelmişti. Kimileri ise savaşın açtığı yaralara baka kalmaktaydı. Hizbullah yetkililerinin açtığı yardım masalarına kayıt yaptıran birçok insan vardı. Ateşkesin ilanından daha bir hafta geçmemişken Hizbullah yardım kampanyalarına başlamıştı. Kişi başına 10000 dolar civarı bir yardım yapılmaya başlanmıştı. Bölgede uzun bir süre kaldıktan sonra diğer bölgelere doğru yol aldık. Özellikle savaşın en acımazca vurduğu Güney Lübnan’a doğru yola koyulduk. Hizbullah yetkililerinin sağladığı bir rehber eşliğinde Güney Lübnan da yerle bir edilmiş köylere ulaştık.

Ağırlıklı olarak Kana ve Bint Jbeil de vakit geçirdik. Bint Jbeil İsrail sınırına çok yakın olan bir kasaba. Ve savaş sonucunda yerle bir olmuştu. Tabiri caizse taş üstünde taş kalmamıştı. Her yerde bombardıman dan kalmış bomba parçaları vardı. Her evin içinde bir bomba parçası vardı. Ve her bomba parçası bir insan büyüklüğündeydi. İsrail’in kullandığı misket bombaları hala dehşet saçmaktaydı. Hizbullah kontrolü hala devam ediyordu. Hizbullah gerillaları olabilecek saldırılara karşı ve misket bombalarının patlama ihtimaline karşı bölgeye gelen gazetecilerin kontrolünü sağlıyordu. Savaşın yıktığı her yer Hizbullah ve Lübnan bayraklarıyla donatılmıştı. Her yerde bir göz yaşı vardı. Nerdeyse her aileden hayatını kaybetmiş insan vardı. Ve ölen insanların rakamlarının 4500 civarında olduğu söyleniyordu. Taziye evleri kurulmuştu. Taziye evleri savaşçıların ve hayatını kaybeden insanların hatıraları ve fotoğraflarıyla süslenmişti. İnsanlar ölüme ve İsrail saldırılarına alıştığı bir yaşam biçimi sergileniyordu. Ölen çocuklar için ‘’Allah’ın verdiği can…’’ ifadeleri kullanılıyordu. Ve yeniden çocuk yapacaklarını ve İsrail’e karşı topraklarını teslim etmeyeceklerini söylüyorlardı. Aslında savaş sonrası bir yaşam yeniden başlamıştı. Savaşın üstünden daha birkaç gün geçmesine rağmen tebessümde bulunan insanlar bile vardı. Bölgede ibadethaneler, okullar, evler, sığınaklar, alışveriş merkezleri dahil her yer İsrail tarafından yok edilmişti. Sanki bir yok edişi anımsatıyordu savaş. Kana da onlarca çocuk hayatını kaybetmişti. Toplu mezarlar kurulmuş ve başlarında ağıt yakan onlarca insan vardı. Arapça haykırışlardan tek anlayabildiğim şey. Lübnan, Nasrallah ve İslam kelimeleriydi. Nasrallah’a karşı tüm Lübnanlılar sevgi besliyordu. Araçlarda, sokaklarda, evlerde Nasrallah’ın posterleri asılıydı. Lübnan da Hizbullah bayrakları, Filistin bayrakları, Lübnan bayraklarının yan yana asıldığı bir çok yer vardı. Şatilla kampında ki Hamas bürosu bile Nasrallah’ın ve Hizbullah’ın bayraklarını asmıştı. Tüm Lübnanlıların İsrail’e karşı duyduğu bir öfke vardı. En büyük ortak noktaları buydu. Kısacası; İsrail acımasızca önüne gelen her yeri vurmuştu. Tüm yapılanlar amaçsız bir saldırganlığı gösteriyordu. Ben kendi adıma anlamlandırmaya çalışıyordum. Ama kendimce anlam bulamıyordum. Ölen insanların ve yok edilen kentlerin her biri sivillerin yaşadığı yerlerdi. Hiç biri ‘’ölüm makinesini’’ andırmıyordu. Hiç birine terörist gözüyle bakmadım. Her biri hayatını ikame etmeye çalışan insanlardı. Kimisi doktor, kimisi mühendis, kimisi köylü, kimisi öğrenci onlarca insandı. Ve sonunda savaşa katılan bir öğrenci söylüyordu doğrusunu: ‘’gündüzleri normal hayata devam ederken geceleri savaştık’’ yani hiç biri savaşçı değildi. Savaşması gerektiği için savaşmıştı. Ve rehberimizin son sözleri beni en çok etkileyen şey oluverdi. Kendisi İnşaat mühendisliği öğrencisiydi. Ve vakti geldiğinde öleceğini söylüyordu. Ve buda gösteriyordu ki savaşın verdiği ölüm hiç kimseye yabancı değildi.

Lübnan’dan dönerken Suriye’den üzerinde Nasrallah’ın resminin olduğu biri müzik CD’si aldım. Ve dinlemeye başladım. Onuncu parça dilime dolanıp durdu. ‘’Ya Lübnan’’ la başlayıp. ‘’Ya Lübnan.’’ La sona eriyordu. Birde aklımda dolanan Bint Jbeil de gördüğüm zenci bir gerillanın gözlerindeki ağlamaklı ve durgun bir ışıltıydı. Fotoğraflarıma baka kalmışım. Sonra bir fotoğrafımda bir ışıltı daha gördüm. Kana da tüm ailesini kaybeden bir babanın gözlerinin ışıltısıydı. Sonra karar verdim ki: tüm fotoğraflarda bir ışıltı var. Ve dedim ki Lübnanlıların her birinin gözlerinde bir ışıltı var….

Umut KAÇAR

















Umut Kaçar hakkında...

1981 yılında Ankara’da doğdu. Lisans öğrenimini Uludağ Üniversitesi Sosyoloji bölümünde 2004 yılında tamamladı. 2004 yılında fotoğrafçı olmak için İstanbul’a geldi. Çeşitli dergiler ve gazeteler için fotoğraf çekmeye başladı. 2 yıldır başta Atlas dergisi olmak üzere çeşitli dergiler için fotoğraf çekiyor. Fotoğrafçılığını Foto-röportaj mantığıyla kurguluyor. Ve çeşitli belgesel fotoğraflar üretmeye çalışıyor. Kendi bireysel projelerini gerçekleştirmeye çalışıyor.