ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 



 

SELAHATTİN SEVİ
 

- ''GAZETELER 'FOTOĞRAFIN' DEĞİL, 'GÖRÜNTÜNÜN' PEŞİNDE"

- ''FOTOĞRAFIN AYRI BİR DİL, İFADE BİÇİMİ OLDUĞU KONUSUNDA ÇOK FAZLA KİŞİYİ İKNA ETMEK ZORUNDAYIZ"

- ''FOTO MUHABİRLİĞİ BİR İŞ VE KENDİNİ İFADE EDİŞ BAKIMINDAN EN BÜYÜK SIĞINAĞIMIZ"

- ''
FOTOĞRAF EDİTÖRLÜĞÜ, KESİNLİKLE FOTO MUHABİRLİĞİNDEN DAHA ZOR."

- ''DİJİTAL TEKNOLOJİYE GEÇİŞ FOTO MUHABİRLİĞİ İÇİN BİR MİLAT"

- ''TÜRKİYE'DE FOTO MUHABİRLERİ ARASINDAKİ DİYALOG YETERLİ DEĞİL"


RÖPORTAJ: Abdurrahman Antakyalı

Ercan Arslan
Fotoğraf: Bünyamin Aygün

Foto muhabiri olmaya nasıl karar verdiniz?

Lise’de iki büyük hayalim vardı. Diplomat ya da gazeteci olacaktım. Üniversite sınav sonucuna göre ikinci tercihim olan bir mesleğin okuluna gittim. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu... İkinci sınıfın  başında çalışmaya başlamıştım. 90’ların ilk yılları… 5 yıl boyunca Türkiye Gazetesi Çocuk Dergisi ve diğer dergilerde muhabir-foto muhabiri olarak çalıştım. Beş yıl sonunda kesin olarak karar verdim ki, fotoğraf çekmeyi daha çok seviyorum. Aynı yıl Zaman Gazetesi’ne gelirken ‘foto muhabiri’ olarak işe başladım. Bunun hazırlıklarını da iki yıl önce Nikon F 90 makine ve her biri sabit objektifler olan ( 20, 35, 60, 105 ve 300) iyi bir set edinerek ve IFSAK gibi kurs ve seminerlere devam ederek başlamıştım.

Etkisi altında kaldığınız herhangi bir olay var mı?

Elbette birçok olaydan etkilendim. Fakat 1999 depremi, yine aynı yıl başlayan ve kısmen takip edebildiğim Kosova olayları beni derinden etkiledi. Bu bağlamda İkinci Körfez savaşı da saymalıyım. Çünkü Saddam Hüseyin devrildikten 4 gün sonra Bağdat’taydım ve 35 gün kaldım.  Mesleki anlamda ise 2001 yılında başlayan ve benim de dahil olduğum  World Press Photo semineri en çok etkilendiğim olaylar.

Türk basınında bir türlü değerini bulamayan anlatım biçimlerinden biri de foto röportaj. Sizin bu konuda ısrarlı bir yaklaşımınız var. Bunu biraz açar mısınız?

‘Tek bir kare’nin önemine inanmakla birlikte bu karenin öncesinin ve sonrasının da önemli olduğuna inanıyorum. O bir kare belki olayın veya hikayenin en önemli karesi olabilir. Ama asla hikayenin tamamı değildir. Şu anki medya zemininde bunu tam değerlendiremesek de diğer karelerin de olması gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede hem kendim, hem de Zaman Gazetesi Fotoğraf  Servisi’nde çalışan arkadaşlarımdan foto öyküler çekmelerini istiyorum, elimden geldiğince teşvik ediyorum.

 

ABD’nin Irak’a girişinin hemen ardından Bağdat’taydınız ve oldukça başarılı fotoğraflara imza attınız. O süreçten biraz bahseder misiniz?

Ben Saddam Hüseyin zamanında da Bağdat’ta olmak istemiştim. Ama bütün vize başvurularımız cevapsız kaldı. Saddam Hüseyin’in iktidarının sona ermesinden sonra ilk fırsatta Bağdat’a geldim. Öncesinde Kuzey Irak’a da gitmiştim ama esas amacım Bağdat’a ulaşmaktı. Ürdün üzerinden muhabir arkadaşım Fatih Uğur’la birlikte Bağdat’ın düşmesinden dört gün sonra şehre vardık. Her şey karışık ve belirsizdi. O ilk yıkımları, yangınları fotoğrafladık. Hastanelere, mezarlara gittik savaşın çirkin yüzünü güçlü hikayelerle de destekleyerek gazetemize aktardık. Zaman’la aynı çatı altında olan  Cihan Haber Ajansı vasıtasıyla da ulusal ve uluslar arası ajanslara ulaştırdık. Aksiyon Dergisi’ne dosyalar hazırladık. Yıllar sonra Barzani ve Talabani’nin Bağdat’a gelmelerini, Kerbela yürüyüşünü ve daha bir çok ilki yakından izledik ve tanık olduk. Diyebilirim ki meslek hayatımın en zor ama kendime göre en ciddi ve önemli işiydi. Çünkü merkez medyadan ve uluslar arası ajanslardan farklı olarak insan öykülerinin peşine düştük. Genellemelerden kaçarak yaşananları farklı bir açıdan okuyucularımıza ulaştırdık.

Meslekiçi eğitim konusuna, çalıştığınız Zaman Gazetesi’nin verdiği öneme tanık oluyoruz. Foto muhabirlerine yönelik ne tür programlar uygulanıyor?

Zaman Gazetesi olarak her yaz gazetemizde staj yapan muhabirlere ve foto muhabirlerine yönelik genel bir seminer yapıyoruz. Fotoğraf servisinde çalışmak isteyenlere ise seminer sonunda farklı ve ayrı bir program uyguluyoruz. Çalışmak isteyenler için deneme süresini öğrenme ve paylaşma süresi olarak da değerlendirmeye çalışıyoruz. Bu bir ay veya biraz daha fazlası zaman alıyor. Her yeni başlayan arkadaşımızı tecrübeli bir foto muhabirinin yanına vermeye çalışıyorum. Genel bilgiler hariç bire bir eğitim oluyor bu yaptığımız.

Ayrıca yaklaşık üç yıldır her Salı, saat 19.00’da başlayan toplantımız oluyor. Buraya gazete haricinde isteyen fotoğraf meraklısı veya foto muhabirleri de katılabiliyor. Konuklarımız oluyor. Bu tamamen fotoğraf paylaşmaya yönelik bir program. Burada fotoğraf görüyor, fotoğraf paylaşıyor ve tartışıyoruz.  Bazen fotoğrafla ilgili belgesel veya film izliyoruz. Ama mümkün olduğu kadar Salı akşamlarını fotoğraf için boşaltmaya çalışıyoruz. Yine iki yıldır İstanbul ‘da Fotoğrafevi’nde yaptığımız Cumartesi programları vardı. Fotoğrafevi’nin sahibi Hasan Şenyüksel’in , Milliyet’ten Ercan Arslan’ın, AP’den Murad Sezer’in ve Akşam’dan Mustafa Seven’in de çabaları başta olmak üzere İstanbul’daki gazete ve ajanslardan arkadaşlar cumartesileri bir araya gelip fotoğraf konuşup fotoğraf tartıştık. Çok faydasını da gördük. Ama biraz dinlenmeye bıraktık.. Sanıyorum herkes çok özlemiştir.

Foto muhabirliğinin yanı sıra Zaman gazetesinin fotoğraf editörlüğünü de yapıyorsunuz. Hangisi daha zor sizin için?

Kesinlikle fotoğraf editörlüğü daha zor. Çünkü Türkiye  fotoğraf editörlüğü kavramına  uzak. Gazeteler fotoğrafın değil, görüntünün  peşinde. Fotoğrafın ayrı bir dil, ifade biçimi olduğu konusunda çok fazla kişiyi ikna etmek zorundayız.  Bu işin etik yönünü sahada çözsek de çözemediğimiz yerler var. Foto muhabirliği bir iş ve kendini ifade ediş bakımından en büyük sığınağımız.

Gazetenizin muhabirlerinin çektikleri binlerce karenin yanı sıra ajanslardan ve diğer fotoğraf kaynaklarından da bunun en az beş katı fotoğraf geliyor önünüze. Seçim aşamasında ne tür zorluklar yaşıyorsunuz?

Seçim sırasında en büyük zorluk aslında haberin seçimi. En çok zorlandığımız özellikle İstanbul ve Ankara dışından gelen haberlerin fotoğrafları. Maalesef teknik ve ifade bakımından yetersiz fotoğraflar. Bir çoğu da öneminden dolayı büyük ve birinci sayfadan kullanılıyor. Onları seçmek ve yayına hazır hale getirmek oldukça zor.

Fotoğrafı seçilmeyen ya da gazeteye girmeyen foto muhabirleri size tepki ya da serzenişte bulunuyorlar mı?

Oluyor. Genellikle de haklı olduğu konular. Ama ben önemli olanın işimizi tam ve eksiksiz yapmak olduğuna inanıyorum. Onların ürünlerini değerlendirebilecekleri kaliteli ve saygın bir gazete, dergi ve bir ajansları var. Kullanılmayan fotoğraflar onların yetersizliklerinden değil, başka sebeplerden kaynaklanıyor. Şurası da bir gerçek ki, ürün gerçekten çok iyi ve kaliteli ise onun önünde kimse duramıyor. Sadece fotoğrafın hatırı için manşete taşıdığımız çok haber oldu.

Şu an kullandığınız ekipman nedir?

Kullandığım makine ve ekipmanlar: Nikon D2X makine(2) ve flaşları. Objektifler; Nikon17-35 f:2,8 , Nikon 70-200 f:2.8, Nikon 28-70 f:2.8, Nikon 60 ve 105 sabit objektifler f:2.8 Toshiba dizüstü bilgisayar ve Nokia Connect internet bağlantısı.

Dijital fotoğrafçılığa geçişi kendi adınıza yorumlar mısınız?

Dijital’e geçiş bence bütün foto muhabirleri için bir milattır. Her ne kadar teknik olarak dia veya negatifin yeri dolmasa da digital bütün foto muhabirlerine eserlerini saklama fırsatı vermiştir. Daha önce arşivlerde ve yayın masalarında kaybolan kıymeti bilinmeyen kareler orijinal olarak saklanabilmektedir. Dijital ile bütün fotoğrafçılar kendilerinin editörü olmuştur. Çünkü çektiklerini ilk seçme ve eleme imkanı kendilerindedir. En önemli avantajlarında biri süratli bir şekilde bağlı bulundukları yayın kuruluşlarına  yetiştirmektedirler. Bu kadar avantajının yayında dezavantajlarını söylemeye bile değmez.

“En iyi” ve “en kötü” diye niteleyebileceğiniz yönleriniz neler?

En iyi diyebileceğim yönüm iletişim konusunda fena değilimdir. İnsanlarla kolay iletişim kurarım ve güven sağlarım. Kötü yönüm ise arşivimi tutarken çok sistematik olamamam. Hiçbirşeyi kaybetmem ama zor bulurum.

 

Foto muhabirleri arasındaki diyalog bence yeterli değil. Mesleki ve insani anlamda fazla şey paylaşmıyoruz. Bazı meslektaşlarımızı kaybettik maalesef. Cenazelerinde bile çok az insan vardı. Hasta olan, emekli olan büyüklerimiz var. Anlarla da yeteri kadar ilgilendiğimize inanmıyorum. Bir şeyler eksik. Elbette yoğunuz ve çok çalışıyoruz. Bence mazeret değil. Hala herkesin mutlu olduğu ve içinde yer almak isteyeceği mesleki bir çatı yok.

 

“Kötü olaylar iyi haberdir” görüşü hakimdir. Bu tarz fotoğrafları çekerken, mağdurlarla ya da çevredeki insanlarla diyalogunuz nasıldır?

Bu tür olaylarda karşımdaki insanın ‘mahremiyetini’ne ve duygularına saygılı olmaya çalışıyorum. İşimi yaparken onları incitmemeye çalışıyorum. Ama onların ekstra durumları ile bizim işimizi yapma sorumluluğumuz bazen çelişiyor. Onlara izah ederek işimi yapmaya çalışıyorum. Her zaman mükemmelini yaptığımı savunmuyorum ama özenli olmaya gayret ediyorum.

“Keşke orada olsaydım” dediğiniz bir olay var mı?

Keşke orada olsaydım dediğim olay Berlin duvarının yıkılması. Çünkü bir dönem kapandı. Buna paralel olarak demirperdenin çöküşü sırasında o başkentlerde olmak isterdim.

Son yıllarda basın fotoğrafçılığına gözle görülür bir oranda artan ilgi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Çünkü özel televizyon ve radyoların ilk yıllarındaki popülerlik sona erdi. Fotoğraf Türkiye’de popüler oldu. Birçok kurs ve seminer açıldı. Sergiler oldu. Üniversitelerin fotoğraf bölümleri ve iletişim fakültelerinin niteliği arttı. İnternetin fotoğrafa pozitif etkisi oldu. Ben kısaca bunlara bağlıyorum.

Foto muhabiri olmak ne gibi sorumluluklar yüklüyor size?

Foto muhabiri olarak kendimizi çağın tanığı olarak görüyorum. Bir nevi görsel vakanüvisleriz. Tarihi olayları kaydediyoruz ve okuyucularımızla paylaşıyoruz. Bence burada önemli olan doğru, tarafsız ve manipule etmeden olayları izlememiz ve aktarmamız. Kişisel duruşumuzun veya düşüncelerimizin etiğin, vicdanın ve adaletin önüne geçmemesi. Taraf olsak bile ahlaklı ve adil olmak zorundayız. Yine en önemlisi iyi fotoğrafçı olarak anılmak kadar iyi insan olarak da anılmalıyız. Ben kötü insanın iyi fotoğraf üretemeyeceğine inanıyorum. Son bir nokta foto muhabirliği bize müthiş bir ayrıcalık tanıyor. Kimsenin ulaşamadığı kişilere ulaşıyor, olmadığı ortamlarda oluyor, gitmediği yerlere gidiyoruz. Bu ayrıcalığımızı, sorumluluk duygumuzla taçlandırmalıyız diye düşünüyorum.


SELAHATTİN SEVİ FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ


SELAHATTİN SEVİ HAKKINDA...

1971 yılında Bursa'da doğdu.İlk,orta ve lise eğitimini bu şehirde tamamladı. 1994 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. 1991 yılında Türkiye Gazetesi'nde başladığı meslek hayatına Zaman ve Milliyet gazetelerinde devam etti. Halen Zaman Gazetesi Fotoğraf Editörlüğü görevini sürdürüyor


Selahattin Sevi'nin e-mail adresi: s.sevi@zaman.com.tr