Agence
France Press'in
"üretken" foto muhabiri:
Mustafa Özer
SEVDİĞİM BİR FOTOĞRAFIM HALA YOK!
Röportaj:
Abdurrahman Antakyalı

Neden Fotograf?
Benim için
bir dil,
konuşma
biçimi.
Ama kimse
de dinlemek
zorunda değil.
Ajans foto
muhabiri olarak siyasetten spora kültür-sanat etkinliklerinden toplumsal
olaylara kadar geniş bir yelpazede fotoğraf çekiyorsun. Tercih şansın olsaydı
ne tür fotoğraflara ağırlık vermek isterdin?
Bunu hiç
düşünmedim, tercih yapmak
çok zor. Hepsini çekmek
isterim yine. Maymun iştahlıyım
ben.
Uluslararası ajansa çalışmanın Türk yayın organlarına çalışmaya nazaran maddi
ve manevi avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Ben başlarken
maddi kazancı
hic hesaplamamıştım,
ama tabi
ki daha iyi,
en azından
makinemi ve diğer
ekipmanımı şirket
veriyor ve ben bir takım
borçların
altında
kalmıyorum.
Manevi yönden
bakarsak mutlu oluyorsunuz, karşınızda
servise
koysa
da
koymasa
da
fotoğrafınıza
verdiğiniz
emeğe
saygı
duyan editörleriniz
var.
Çalı
şma
arkadaşlarınız
kişisel
kapris ve gereksiz hırs
peşinde
olmuyorlar, saygı
duyuyorsunuz ve saygı
görüyorsunuz.
Ayrıca kendinizi daha güvende hissediyorsunuz. Sözgelimi bir savaşı izlemeye
ya da sorunlu bir bölgeye asla yaşam sigortası yapılmadan gönderilmiyorsunuz.
Orada çalışmanızı olabildiğince kolaylaştırmak için iyi bir bütçe
kullandırılıyor.
Sence
Türkiye'de basın fotoğrafçılığının sorunları neler?
Bu her iki
taraftan bakarak verilmesi gereken bir cevap.
Bana
kalırsa
en büyük
sorun foto
muhabirlerinin kendilerinin farkında
olmamalarıdır.
Bu
da dolayısıyla
kendilerini farkettirmemelerine neden oluyor. Bence
çok
yetenekli foto
muhabirleri var artık
Turk basınında
ve hızla
gelişiyorlar.
Fakat nasıl
oluyorsa bir
araya gelip örgütlü
bir hareket yaratamıyorlar.
Örneğin
Foto Muhabirleri
Derneği (FMD) çok
önemli
bir kuruluş, dünyadaki
diğer
foto
muhabiri
derneklerinden hiç
de aşağı
kalır
yanı
yok. Ancak,
kişiselleşmiş
tartı
şmalar
ve kaprislerin bu derneğin
işlevini
yeterince yerine getirmemesine neden olduğunu
sanıyorum.
Bir
de
çalıştıkları
kurumlara bakacak olursak; foto
muhabirliği
cok pahalı
bir uğraş.
Bugün
olaya ekonomi açısından
bakarsak
foto
muhabirleri hiç
bir şey
kazanamıyor.
Kazandığı para da
yeni
malzeme
alımına
gidiyor. Bir gün
icinde sayısız
habere koşturuyor,
doğal
olarak kendine ayıracak
zamanı
ve gerçekleştirecek
projesi olmuyor. Fotoğrafın
kimi zaman sayfalarca yazılan
bir yazıdan
hatta bir kitaptan bile fazla
şeyler
ifade ettiğini
ne yazık
ki
bir tek basın
kuruluşları
farketmiyor.
Bazen
bir köşe
yazarı
bunu dile getiriyor o da genelde insan hakları
ihlalinin fotograflarında
oluyor.
Bence
en büyük sorunlardan
biri de
basın
kuruluşlarının
kadrolarındaki
foto
muhabirlerinin
arasından bir kişiyi
yıldız
haline getirmeleri.
Bu, diğerlerini
olumsuz yönde etkiliyor.
Bir kişi,
kuruluşun
sınırsız
olanaklarıyla
desteklenirken diğerinin
kendini ispatlaması
çok
zor. Turkiye'de basın
kuruluşları
dışında
herkes
fotoğrafın
onemini anladı.
Fotograf
çekebilen
cep telefonlarının
en çok satıldı
ğı
ülkelerin
başında
olmamız
bu önemi açıklamıyor mu...
Diğer bir
problemimiz akademik
çevrelere uzak durmamız.
Üniversitelerle
herhangi bir paylaşım
içinde
değiliz.
Akademilere destek olmalıyız.
Çünkü
onlar bizim işimizin
okulunu okuyorlar. Eğitim
alan ögrenciler
"zengin-gezgin fotoğraf
çekerler"in
eline kalıyor,
onların
bu işte
bir halt yaptığını
sanıyorlar.
Bir de
Türkiye'de foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafları sergileme ve
kitaplaştırma yolunda sorunları var. Bunu neye bağlıyorsun?
Yıllarca
bir takım
isimler yayıncıların
gözüne,
hem
de basın
aracılı
ğıyla
"işte
foto
muhabiri-yüz
akımız"
diye sokulduğu
için yayıncıların
kimseden haberi yok.
Hemen her medya kuruluşunun kitap yapma olanağı
var, ama saçma sapan fal, büyü
kitapları basmak daha çok
işlerine geliyor. Oysa arşivlerine
girseler cilt cilt fotograf kitabı çıkarırlar.
Hem kendi çalışanlarna
da bir destek olur bu maddi anlamda.
Foto
muhabirlerine gelince, kitap çıkartmak ben
de dahil bir çok kişinin
isteğidir ama kime ve nasıl
yaptıracaksınız?
Bunu teklif edemezsiniz bile, yayıncı
kazanamayacağını düşünür.
Çunkü tanınmıyorsunuz.
Gazeteniz sizi bir takım "zengin-gezgin fotoğraf
çekerler"in haberini yapmaya yollar. Siz onu tanıtırsınız.
Bugün Milliyet gazetesindeki arkadaşların
dışında , foto
muhabirlerini tanıtacak
onların emeğine manevi
katkı sağlayacak bir
kuruluş yok bence. Sergi ise pahalı
bir iş, sponsorlu olması
gerekiyor. Nedense fotoğraf sergilerine sponsor
olanlar yine fotoğrafçılık
alanıyla ilgili sirketler ve bir sekilde foto
muhabirine uzak durmayı tercih
ediyorlar; çiçekli, böcekli
fotografları seviyorlar. Oysa aynı
şirketler sıradan müşterilerine
bile hangi foto muhabirinin de kendilerinden makine
satın aldığını söyleyerek,
doğal referanslar elde ediyorlar. Dışarıdan
bakınca anlaşılması
kaçınılmaz ama,
sahsen ben makinemin markasını
kapalı tutuyorum.
Fotoğraf teknolojisi oldukça hızlı bir gelişim ve buna paralel olarak büyük
bir değişim gösteriyor. Bunun işlerine yansıması nasıl oluyor?
Bu gelişim
hız
anlamında
kullanılırsa
müthiş
bir sey.
İşler
daha kolaylaşıyor.
Scannerler, karanlıkoda
malzemeleri, film paketleri gibi bir derdimiz yok, herşey
küçük
bir çantada
ve
koşabiliyorum
rahatlıkla.
Ancak CD'lerin bozulması
ise beni kahrediyor.
Fakat kullandığımız
ekipmanlar gelişirken
telekomunikasyon
bunu cok geriden takip ediyor. Binlerce foto
muhabirinin
ihtiyacını
aklına
getirecek
bir telefon sirketi hala
çıkmadı. Açıkçası
ben hala bazı problemler yaşıyorum
teknolojiyle,
el pozometresi kullanıyorum
çoğunlukla.
Dijital makinenin pozemetresine bir türlü
güvenemedim.
Türkiye'yi
tek fotoğrafla tanımlamaya çalışmak uluslararası yayın organlarında hep "din"
motifi kullanılarak yapılıyor. Uluslararası alanda Türkiye'nin "görsel
kodları" nelerdir? Uluslararası yayın organlarına çalışan Türk foto
muhabirlerinin de bu konuda sık eleştirildiklerini biliyoruz. Senin
kriterlerin neler bu konuda?
Turkiye'de bürokratik
bir problem var herşeyden önce.
Hayvan barınaklarındaki köpeklerin
sayısını
sorsanız yabancı basından
olduğunuz için cevap
vermeye çekinirler, günlerce
bekletirler ya da "uygun görülmedi"
ibaresiyle cevap verirler. Görsel kodlara gelince;
Turizm Bakanlığı'nın tanıtım
broşürlerinde ve filmlerinde bizim fotograflarımızın
toplamından kat kat daha fazla dini motif var. Hem
iktidar partisinin motifi ne? Ayrıca biz sadece bunu görmüyoruz,
bunu da aramıyoruz.
Aslında
bir çok farklı şey
için başvuruda bulunuyoruz
ama "uygun" gorülmüyor.
Fakat çok az sayıda
da olsa akıllı
bürokratlar da var.
Çok
başarılı
işlere imza atmamızı
da sağladılar.
Basın bizi eleştiriyor,
ama şu sloganı unutmayın
"Çan, Hazan,
Ezan"... Bunu biz demiyoruz, bürokratlar
kardeşlik deyince "din"i anlıyor
ve bunu söylüyor. Din
motifinde eleştiri yapılacaksa,
bizim geçtigimiz fotografların
altında bir yazı da
bulunuyor, önce onu
da dikkatli okumaları gerekiyor.
Henüz Türkçe
servisler kurulmadı ajanslarda. Ayrıca
arsivlerine de bakmaları
gerekiyor. "Evet bugün bu
fotoğraflar var ama dün ne
yaptılar?" diye
bakılmalı bir de.
Bana gelince;
benim bir kriterim olması
imkansız bu konuda.
Eşsiz bir
ülke burası, her şey
var. Doğrusu-yanlışıyla,
güzelliği-çirkinliği
ile, iyisi-kötüsüyle
ve hepsi de en uç noktalarda! Nasıl
bir kriter koyabilirim ki?
Üretken bir foto muhabiri olduğuna inanıyorum. "Üretmeyen" foto muhabirinden
farkın nedir?
Bunu duymak
çok
hoş
,
teşekkür
ederim.
Fakat sevdigim
bir fotoğrafim
henüz
yok. Ama, "nasıl
çalışıyorum?"
diye çevirirsek
soruyu. Okuyorum, her gün
yeni bir şey
öğrenme
gibi bir hastalığım
var. Yaşadığım
cevreyi algılamaya
çalışıyorum.
Ofisimde bir kütuphanem
var. Aptalca makine modelleri ve bilmem kaç
megapixel tartışmalarına
zaman harcamıyorum.
Çünkü
fotografı
ben çekiyorum.
Çektigim
veya çekeceğim
konulara bilgi anlamında
yaklaşmaya
çalışıyorum.
Her kitaptan sayısız
bilgi ve fotoğraf
fikri çıkacağına
inanıyorum.
Proje
üretirken gözettiğin unsurlar neler? Yeni bir projeye nasıl hazırlanırsın?
Fotoğraf üretmenin dışında proje zorlukları nelerdir?
Benim sadece fotoğraf
projelerim yok aslında. Şimdi
bir kamera edindim ve bazı şeyler
gerçekten fotoğrafla anlatılamıyor.
Devam eden, akan görüntüye
de ihtiyacım oluyor.
Sadece evde izlemek icin hem
de. Yani proje ö
nce
bana hitap etmeli. Ben bir ş
ekilde sakinleş
meliyim
o projeyi bitirdikten sonra. Ö
ncelikle yı
llı
k
izin planı
mı
yapı
yorum.
Arastı
rmaya ve bilgi edinmeye baş
lı
yorum
bazen aylar sü
rü
yor. Bağ
lı
bulunduğ
um kurum ile projemi asla değ
erlendirmiyorum.
Kurum pek umurumda degil. Sonra zamanı
bekliyorum bu
arada kontakları
kuruyorum. Bazen cekim yapacağı
m
alanı
daha ö
nceden
geziyorum. Zihnimin herhangi bir sekilde kontrolum dışı
na
çı
kması
nı
engellemek iç
in, o konuyla ilgili hic bir fotografa
bakmı
yorum. Ş
u an
ilgilendiği
m bir proje var ö
rneğ
in,
ve bitti diye düşü
nü
rken
eksiklerimi farkettim bir yı
l daha erteledim. Yani 4
yı
l sü
rmüş
ola
cak. Bunun 2,5 yı
lı
okumayla geç
ti. İş
in komiğ
i
eksiklik acelecilikten kaynaklı
oldu. Bunun gibi bir
ç
ok proje var, okuma ve araş
tı
rması
nı
bitirdiğ
im ama yine de araş
tı
rması
nı
takip ettiğ
im projeler var. Bunları
n
hepsini gerç
ekleş
tirmeye
ç
alışı
yorum. En bü
yü
k
engel ise bü
rokrasi. Aylarca ü
zerinde
ç
alış
tığı
m
bir narkotik calismam mesela çö
pe gitti. S
okaklar,
bağı
mlı
lar,
her sey bitti derken. Valinin izin verdigi bir projeye emniyet mü
dü
rü
"uygun değ
ildir" dedi. Bu haliyle ortaya çı
kartsam
"Dü
nyaya genç
liğ
imizi
boyle tanı
ttı
lar"
diyecekler. Oysa proje cok farklı
ydı.
A
dı
uyuş
turu
cunun
yü
zde sekseninin A
vrupa'
ya
ihrac edildigi ü
lkeye çı
kmış
ü
lkemizde,
polisin mü
cadelesini
ve gerç
ekten o yı
lki mü
thiş
baş
arı
ları
nı
anlata
caktı
. Eksik kaldı
röportajın
emniyet bö
lü
mü
.
Türkiye'de
stok fotoğraf ajansları yeterince güçlü değil. Neden?
Olması şimdilik
çok zor. Çünkü
bir ajansın bir de satışı
yapacak pazarlamacıya ihtiyacı
var. Biz
de herkes fotoğrafçı. Kimse
gelip de internetten fotoğraf aramaz satın
almak için. Zaten yayıncının
buna zamanı yok. Ajansların
kuruluşlarına ve gelişmelerine
bakınca (sizin sitenizde de
gettyimages cok
iyi işlenmiş ) epey
bir çaba gerek. Bu yapılanma olmadığı zaman
şirket herkesin
"Ağa" olduğu
bir çiftliğe benzer ve inekleri
sağacak kimse bulamazsınız.
Türkiye'de basın fotoğrafçılığının geleceğini nasıl görüyorsun?
Ç
ok
iyi görüyorum,
kesinlikle çok
iyi olacak.
Çünkü
bu yönde
azımsanmayacak
bir çaba
var. İnternet
inanılmaz
etkiledi, dünyaya
açıldık
hepimiz ve kimsenin bizden farklı
olmadığını açıkça
görüyoruz.
Hatta çoğunlukla
çok
daha kaliteli
işler yapıyoruz.
Bence biz "yapabiliyoruz".
Bizde foto
muhabirlerinin yaş ortalaması çok düşük. Bunu neye bağlıyorsun?
Bu herhalde bizim çıraklığa
ilkokul yaz tatilinde başlama alışkanlığımızdan
geliyor. Şaka bir yana, bu
çok normal, ve bence çok
da iyi bir şey. Ama bu fotograf çeken
insanların doğasında
var bence, gecikmeyi pek sevmiyoruz ne hayata ne de
habere, belki ülkemizde daha sanslı
bir şekilde hemen bir gazeteye girebiliyor bunu
isteyen kişi, Ancak ileriki yıllarda
bu böyle olmayacak.
Sistem, gençliğin
ideallerini gerçekleştirmeyi
engelliyor. Sıfırların
atılmasıyla makine fiyatları
düşmedi ama insanların
gelir düzeyi her zaman düşüyor,
ben sahsen baba olsam sırf bu yüzden
istemem çocuğumun foto
muhabirligine goz koymasını.
Türk
basınında fotoğraf kullanımını yeterince etik buluyor musun? (fotomontaj, foto
muhabirlerinin imzalarının atılmaması, ticari kaygılar vb. çerçevesinde)
Fotomontaj ve imzaların
atılmaması zaten etikle
hic ilgisi olmayan emeğe tecavüz
diyebilecegimiz şeyler bence.
Etik olmayan başka
bir şey daha
var:
kurgu yapılması,
fotoğrafı çekerken
objeye müdahale edilmesi, bence bu etiğe daha fazla aykırı.
Basın fotoğrafçısı olmanın artı ve eksileri nelerdir sence? Başka meslekleri
yapanlar ile foto muhabirleri arasında fark görüyor musun? Varsa nelerdir
bunlar?
Bence foto
muhabirligi ya
bir hastalık
ya
da
bir
hastalığın
tedavisidir. Hangi meslekte, kaç
kişi
cebindeki son kuruşa
kadar ekipmana harcar? hem
de
geri dönüşü
olmayacağını
bildiği
halde. Bugün
birçok
foto
muhabirini
cebinde parası
ve hiç
bir güvencesi
olmadan, insan hayatının hiç
bir değerinin
olmadığı
bir bölgeye
gönderebilirsiniz,
bunun düşüncesi
bile bir foto muhabirini keyiflendirir. Baska meslekleri yapanların saati vardır,
tatili vardır,
sevgilisiyle ailesiyle randevusuna sadıktır.
Telefonunu kapatıp
kaybolma özgürlüğü
vardır.Yok
bizde böyle
birşey!
Türkiye'de fotoğraf editörlüğü niçin bir türlü kurumsallaşmamış? Ne tarz bir
yapılanma bu kurumsallaşmanın önünü açar?
Ç
ünkü,
foto
muhabirleri
çeşitli
nedenlerden dolayı,
eline çocuğunun
poloraid makinesinden başka
makine almamış
adamların
önüne
fotoğraflarını
sunmak zorunda kaldıkları
içindir.
Son yıllarda
gazetelerde editörlük
sistemi var, ama o arkadaşlar da
seçtigini
kabul ettirmek zorunda kalıyorlar.
Oysa gazete ve
dergilerde kullanılacak
fotoğraf,
editörün
seçtiğidir.
Dünyada
bu boyle oluyor. Editörler kendi aralarında
da
bir şekilde
bunu görüşmeliler.
Foto
muhabirlerinin en çok sorgulandığı şeylerden biri de fotoğraf çektiği olaylara
sadece fotoğraf çekerek müdahale etmesi. Bunu ne derecede etik buluyorsun?
Haydi soruyu
popülerleştirelim:
"Başbakan yanında tökezlese tutar mısın, düşüşünü mü çekersin?"
Basbakan tökezlerse
mümkünse korumalarının
da yüz ifadesinin olduğu
bir kare çekmiş olmayı
tercih ederim, işleri korumak olan onlar. Bu
örneklemenin dışında, ben bunu
kendime çok sordum. Ama yetkililerin olduğu
bir yerde benim yapabileceğim hiçbir
şey yok fotoğraf çekmenin
dışında. Ama benim yapabileceğim bir sey varsa,
elbette fotoğraf çekmem.
Her gerçek foto muhabiri
de bunu yapar. Bu bize çok yöneltilen
bir soru fakat bir gün sadece arkadaşlarımızın
hem de şehrin gobeğinde
yaralı taşırken fotoğraflarından
oluşan bir sergi bile açılabilir.
Bu Kevin Carter'in "Akbaba ve Afrikalı çocuk" fotoğrafından
sonra çok fazla sorulan soru oldu. Ama bence Kevin
Carter, olayı dramatize
etmek icin bunu boyle anlattı. Ben o çocuğun orada yalnız olmadığına
inanıyorum. Fotoğrafa dikkatli
bakınca arkada yerleşim
birimi var, bence orası da BM alanı
ve çocuğun kolunda BM
koruma programına dahil olduğunu
belirten bir bant var. Ve ben Carter'in o kadar salak olacağına
inanmıyorum.
Çalıştığın kurumun fotoğrafta gözettiği etik nitelikler nelerdir?
Diğer
ajanslardan hiçbir
farkı
yok. Doğruluk
ve mümkün
olduğu
kadar estetik.
Bu işi yapmak isteyenlere
önerilerin?
Zengin
olmak istiyorlarsa
şu
an yanlış
hedefe nişan
alıyorlar.
Okusunlar,
hem
de her
şeyi
bulabildikleri kadar
çok
okusunlar.
Ajanslara yapılan iş başvurularında nelere dikkat ediliyor?
Seninle çalışmak isteyen kişide aradığın özellikler neler?
Gazetelerde çalışan arkadaşlarımız böyle bir başvuru yapmıyorlar. Çünkü
ajanslar genelde teklifi sunarlar. Siz bu burada farkında olmadığınız bir
referansa sahipsinizdir. En azından sizinle çalışacak foto muhabiri sizi uzun
zamandır izliyordur zaten. Gazetelerdeki arkadaşlarımız bunu iyi biliyorlar.
Ancak başvuranların durumu çok farklı bunlar genelde hiç gazetecilik deneyimi
olmayan, sadece fotoğraf çekebilen kişiler oluyor. Açıkçası benim gazetecilik
eğitimi verecek ne zamanım var ne de bu görevi üstlenirim. Ajanslar önce
gazetecilik bilgisine bakarlar yoksa çevrede çok var fotoğraf çeken insan.
Uluslararası ajanslarda herhangi bir torpil söz konusu olmuyor. Geçmişte
yaptığın işlerdir referansın. Benim içinde aynı, bence bir foto muhabiri adayı
önce en az 3-4 yıl gazetelerde çalışmalı. Gazetenin performansını,
disiplinini, haberin ne olduğunu, haberciliğin sınırlarını iyi bilmeli. Yoksa
ne bir başarı şansı vardır, ne de iş bulma şansı. Foto muhabiri aynı zamanda
iyi bir muhabir olmalıdır.
Mustafa Özer, 1974'te Tekirdağ Çorlu'da doğdu. Gazetecilik mesleğine 1989 yılının Temmuz ayında polis muhabiri olarak adımını atan Mustafa Özer, 1994 yılında foto muhabirliğine geçiş yaptı. 1999 yılında Reuters Türkiye Fotoğraf Editörü Fatih Sarıbaş ile çalışmaya başlayan Özer, 1 Nisan 2003 tarihi itibariyle Agence France Presse (AFP) foto muhabiri olarak görev yapıyor. Mustafa Özer, bugüne kadar hiç bir yarışmaya katılmadı.