ERCAN
ARSLAN
- ''FOTOĞRAF
TEK KİŞİLİK BİR ORKESTRA GİBİDİR."
- ''TÜRKİYE'DE
HABER FOTOĞRAFI VE FOTO MUHABİRLİĞİ BASIN SEKTÖRÜNDE MAALESEF HAK ETTİĞİ ÖNEMİ
VE DEĞERİ GÖRMEMEKTEDİR. BUNUN SORUMLULARINDAN BİRİ DE BENCE FOTO
MUHABİRLERİNİN KENDİSİDİR."
- ''FOTO
MUHABİRLİĞİNİN SINIRLARI ÇİZİLMEMİŞTİR. HİÇBİR FOTO MUHABİRİNİN DE 'BEN OLDUM'
DİYE SEVİNMEMESİ VE AHKAM KESMEMESİ GEREKİR."
- ''HER FOTOĞRAFÇI,
ÇEKTİĞİ FOTOĞRAFIN HEM ANNESİ HEM DE BABASI OLMALI VE ONA SAHİP ÇIKMALIDIR."
- ''KÖTÜ
VE ÜZÜCÜ OLAY GÖRÜNTÜLERİNİN İNSANLAR ÜZERİNDE İYİ BİR ETKİ BIRAKMADIĞINI BİR
BİZ TÜRKLER ÖĞRENEMEDİ. BAZEN GAZETELERİN BİRİNCİ SAYFALARI KORKU FİLMİ GİBİ
OLUYOR."
RÖPORTAJ: Abdurrahman
Antakyalı
 |
Ercan Arslan |
Basın
fotoğrafçısı olmaya nasıl karar verdiniz?
1990 yılında üniversiteye
hazırlık kurslarına devam ederken, Milliyet gazetesinin fotoğraf servisinde
çalışmaya başladım. Gazetecilik bana çok cazip gelmeye başladı. O dönemde
Milliyet'te foto muhabiri olarak başarılı işlere imza atan ve fotoğraflarıyla
fark yaratan Mimar Sinan Üniversitesi mezunu Cem Yorulmaz ve MSÜ'nde okuyan
Serdar Akinan, foto muhabiri olmam ve MSÜ'ni seçmemde bana model oldular. 1992
yılında MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf bölümüne girdim. Bu, foto
muhabiri olmak istememin birinci aşamasıydı.
Üniversitede eğitiminizi fotoğraf üzerine aldınız. Verilen bu eğitim basın
fotoğrafçılığı ile ne derece örtüşüyor?
Okulun ilk günleri Sabit Kalfagil hoca Temel Fotoğraf Bilgisi dersine
giriyordu. Tanışma faslından sonra, neden bu bölümü seçtiğimizi sordu. Benim
dışımdaki arkadaşlarım reklam, tanıtım vs. fotoğrafçısı olmak istediklerini
söylediler. Ben ise foto muhabiri olmak istediğimi söyledim. Sabit hoca
dünyada söz sahibi fotoğrafçıların basın kökenli olduklarını söyledi. Bölümde
basın fotoğrafçılığı üzerine bir ders yoktu fakat fotoğrafın ortak bir dili
olduğu için temel ilkelerini ve kurallarını öğrenmemde önemli bir işlevi
yerine getirdi.
“Foto muhabiri” kelimesi ne ifade ediyor sizin için?
Dünyanın her yerinde bilgi kaynağı basındır; basının bölgesel, ulusal ve
uluslararası konulardaki tartışmalarda politika belirleme özelliği var. Foto
muhabiri insanların sosyal gerçeklerin farkına varmasında önemli rol oynar.
Foto muhabirliği de,
bence dünyanın en güzel mesleklerinden birinin adıdır.
"Kötü ve üzücü
olayları" estetik kaygıyla fotoğraflamanın senin açından
tarifi nedir?
Her foto muhabiri
bir olayı anlatırken konunun içeriğini destekleyici estetik kaygılar taşıyan
fotoğraflar çekmeli tabii ki. Bu görüntüleri belgelerken foto muhabirinin
nerede durduğu, hayata bakışı da çok önemlidir. Ben, gittiğim tüm işlerin
sayfada bitmiş halini görmeye çalışırım. Olayları, başlangıç, gelişme ve sonuç
bölümlerini geniş plan, orta ve yakın plan olarak belgelemeye çalışırım. Bir
psikolog gibi çalışmaya, olayı ajite edecek şekilde göstermemeye gayret
ederim. Kötü ve üzücü olay görüntülerinin insanlar üzerinde iyi bir etki
bırakmadığını bir biz Türkler öğrenemedi. Bazen gazetelerin sayfaları korku
filmi gibi oluyor. Ben bir süzgeçten geçirmek gerektiğine inanıyorum. Bunu da
sansürle karıştırmamak gerektiğini düşünüyorum.
Bir olayı foto
muhabiri olarak fotoğraflamanın ne tür avantaj ve
dezavantajlarını yaşıyorsun?
Bir araştırmaya göre
Türkiye'de yazılı basında aylık fotoğraf kullanımı Fransa, İngiltere gibi
Avrupa ülkelerinin 5-6 katı olmasına rağmen, Türkiye'de fotoğrafın gücü
bilinmiyor. Basın sektörünün güvenilirliğini yitirmesi ve önyargılı
davranışlar, haber amaçlı fotoğraf çekmeyi oldukça zorlaştırıyor.
Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da sokaktaki vatandaş şunu bilmeli: "Ben, Ercan Arslan'ın objektifine el sallarsam Ercan'a değil 500 bin kişiye el sallamış
olurum." Çünkü bizler halkın haber alma hakkını ve gücünü kullanıyoruz.
Demokraside çoğunluk söz konusu ise, bizim önceliğimiz olmalı. Tabii ki bunun
sınırları olmalı. Tabii ki bizler bu hakkı kullanacak iradeye, bilgiye sahip
olmalıyız. Kendini ifade edemeyen, kendi hakkını almayan, başkalarının hakkını
savunamaz. Maalesef aramızdaki çürük elmaların varlığı olumsuz çalışma
şartlarını beraberinde getiriyor.
“İyi fotoğraf” sizce nedir?
Henri Cartier Bresson "İyi fotoğraf insanın gözünü, beynini ve yüreğini bir
doğru üzerinde birleştirmesiyle olur" der. Ben de bu düşünceye katılıyorum.
Fotoğraf tek kişilik bir orkestra gibidir, 5N 1K kuralına uymalı, iyi fotoğraf
gazete ve dergide kendine beş saniyeden fazla baktırmalı. Evinin duvarına
asacak kadar güzel olmalı.
“Çalışan insan” konulu bir foto-röportaj çalışmanız vardı. Bu boyutta devam
eden ya da planını yaptığınız bir projeniz var mı?
“Çalışan insan” mezuniyet projemdi. Şimdi daha çok mesleğimi icra ederken aynı
zamanda devam edeceğim uzun soluklu projelere yapmaya çalışıyorum. Birinci
sırada İstanbul var; ünlü portreleri, deprem, seçim, hamam, din, ulaşım,
surlar bazı proje başlıklarım.
Bu tarz çalışmalarda konuyu seçerken nelere dikkat edersiniz?
Bu tarz konularda daha çok bir foto muhabiri olarak tarihi ve değişimi
belgelemek isterim. Bütün fotoğraflarımın 15-20 yıl sonrasını düşünmek, yıllar
sonra bu fotoğrafların ne ifade ettiğini görmek isterim.
 |
Ercan Arslan, İran'da. |
Dijital fotoğrafın yaygınlaşması ile birlikte en çok maruz kaldığımız soru,
fotoğraf üzerinde oynama yapıp yapmadığımız oluyor. Bir basın fotoğrafçısı
olarak sizin bu konuya yaklaşımınız nedir?
Dijital teknoloji, fotoğrafta devrim değil, evrim olarak kabul ediliyor. Foto
muhabirleri kendi işlerine daha çok sahip çıkmaya başladılar. Fotoğrafta var
olanı çıkarmak ya da olmayanı koymak ahlaki bir durum. Bu tarz oynamaları
doğru bulmuyorum ama masumane oynamalar fotoğrafın sunumun etkiliyor. Bunlar
yıllar önce karanlık odada yapılanlar kadar olmalı.
“Bu fotoğrafımı çok seviyorum” diyebileceğiniz somut bir örnek verebilir
misin?
Her fotoğrafçı, çektiği fotoğrafın hem annesi hem de babası olmalı ve ona
sahip çıkmalı. Fotoğrafın görevi sınırlı olmamalı. Ben yıllar sonra da
göreceğimi düşündüğüm fotoğraflarımı çok seviyorum.
Sizi en çok heyecanlandıran konular hangileri?
Mesleğimiz sürprizlere açık, içinde bu heyecanla yaşıyor. Beni daha çok,
tekrarı mümkün olmayan konular heyecanlandırıyor.
“Keşke orada olsaydım ve fotoğraflasaydım.. ” cümlesinin devamını
getirebilir misiniz?
Her foto muhabiri "keşke" lafını çok kullanır. Bu çok doğal çünkü foto
muhabirliği egosu çok yüksek bir meslek ama nefsine hakim olmak, kendini
terbiye etmek de bir meziyet. Gerçekçi olmayı da ihmal etmemek lazım. "Keşke
orada olsaydım" dersiniz ama orada değil, buradasınız. Hayat devam ediyor.
Haber fotoğrafı çekmenin dışında bir grup foto muhabiri arkadaşla birlikte
periyodik olarak fotoğraf toplantıları yaptığınızı da biliyorum. İçeriği nedir bu
toplantıların?
Türkiye'de haber fotoğrafı ve foto muhabirliği basın sektöründe maalesef hak
ettiği önemi ve değeri görmemektedir. Bunun sorumlularından biri de bence foto
muhabirlerinin kendisidir. Bir gazete ya da editör sizi anlamayabilir.
Fotoğrafınızı yaşatmayabilir ama siz fotoğrafınızı başka alanlarda
yaşatabilir, başkaları ile paylaşabilirsiniz. Bizler de sık sık yakınmak
yerine, somut bir adım atalım dedik. Fotoğrafevi'nin sahibi Hasan Şenyüksel ve
Zaman Gazetesi'nden Selahattin Sevi ile foto muhabirleri ve fotoğrafın akademisyenlerini bir araya
getirerek foto muhabirlerinin fotoğraf konuşmalarını tartışmaları ve
paylaşmaları için her hafta cumartesi akşamları Fotoğrafevi'nde bir toplantı
organize ediyoruz. Her hoca birinci buluşmada kendi konusunu uygun
fotoğraflarla destekleyerek anlatıyor. İkinci buluşmada bizim o derse uygun
olarak çektiğimiz fotoğrafların üzerinden konuşuyoruz. Örneğin, Marmara
Üniversitesi’nden Oktay Çolak hoca "ışık" ile ilgili ders anlatıyor; ona uygun
fotoğraflar gösteriyor. İkinci hafta hep birlikte bizim fotoğrafları
değerlendiriyoruz. Amacımız ürettiklerimizi paylaşmak ve kalıcı projeler
yapmak. Mart ayında açacağımız sergi bu toplantıların ilk meyvesi olacak.
 |
Ercan Arslan, Çanakkale Şehitlerini Anma Günü'nde çektiği fotoğrafları gazetesine
geçmek için dizüstü bilgisayarını kullanıyor. Bu sırada yoğun güneş ışığı altında ekranı daha rahat görebilmek için
"foto muhabiri taktiği" uyguluyor:) |
World Press Photo’nun İstanbul’da gerçekleştirdiği Workshop’a da
katılmıştınız. Neler yapıldı orada? Size bir şeyler kazandırdı mı bu çalışma?
Dünyanın bir çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de foto muhabirlerinin
profesyonellik ve organizasyon derecesi oldukça sınırlıdır; bunları eğitim
yetersizliği, uluslararası fotoğrafçılık alanıyla oldukça sınırlı bir
ilişkinin olması, fotoğrafın iletişimde değerinin bilinmemesi, olmayan
fotoğraf editörleri diye sıralayabiliriz. World Press Photo bu noktada bazı
ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de "Workshop"lar düzenledi. Üç yıl süren bu
çalışmalar oldukça verimli geçti. En basit haliyle, dünyaca ünlü fotoğrafçılar
ve editörler bizlerin fotoğrafları üzerinden birtakım değerlendirmeler
yaptılar ve böylece kendimizi boy aynasında görme fırsatı bulduk.
Dünyaca ünlü isimlerin gözetiminde bir şeyler ürettiniz o Workshop’ta. Türk
foto muhabirlerine ilişkin kanılarını paylaştılar mı sizlerle?
Foto muhabirliğinin sınırları çizilmemiştir. Hiçbir foto muhabirinin de “Ben
oldum” diye sevinmemesi ve ahkâm kesmemesi gerekir. Bizde de kendilerini
filozof foto muhabiri olarak gören arkadaşlarım çok olduğundan, ahkam kesmeye
bayılırlar. Bu seminerde gördük ki, bu işler o kadar da kolay değilmiş.
Yapılan ilk Workshopta ellerimizdeki mevcut portfolyoları gösterdik ve
Türkiye'de foto muhabiri olmak üzerine düşüncelerimizi aktardık, onlar da
bizlere bir foto muhabiri nasıl olmalı, editör nasıl olmalı gibi konularda
deneyimlerini aktardılar. Daha önceden kendini ulaşılmaz foto muhabiri olarak
gören arkadaşlardan birine “Sen uzaydan gelmiş gibi fotoğraf çekiyorsun”
demişti. Bir diğerine, elindeki portfolyo ile hiçbir yerde dikkate
alınmayacağını söylediler, bu arkadaşlardan bazıları Workshop’ı bırakmak
zorunda kaldı; bazıları da üç yılın sonunda kendini olumlu yönde yeniledi.
Daha önce elinde hiç portfolyosu olmayan arkadaşlar bu işin önemini
kavradılar.
Son günlerde gazetenin hafta sonu eklerinde de sıklıkla görmeye başladık
fotoğraflarını. Bunlar genelde röportajları fotoğraflamak şeklinde oluyor. Bir
ön hazırlık yaşıyor musunuz bu röportajlar için?
Röportaj yapılacak kişinin kim olduğunu öğrendikten sonra, fotoğraf çekeceğim
mekana ve zamana müdahale etmek isterim. Bunda zaman zaman başarılı olsam da
çok sıkıntı yaşadığımı söylemeliyim. Gittiğim kişiye kararlılığımı, nasıl
fotoğraflar çekmek istediğimi anlatırım; iyi bir iletişim kurmaya özen
gösteririm. Fotoğraf çekeceğim noktaları önceden tespit ederim. Bu tür işlerde
kararsız olmak büyük handikap. Birlikte gittiğiniz muhabir çok önemli; çünkü
muhabir- foto muhabiri arasındaki ilişki, konuşulan kişinin foto muhabirine
bakışını etkiliyor.
 |
Ercan Arslan, kar altındaki İstanbul'u fotoğraflarken. |
Ne tür zorluklar yaşıyorsunuz bu tarz çekimlerde?
Röportaj yapılacak mekanın fotograf için kötü ve çekim için iyi bir saat
olmayışı, üstüne üstelik röportaj yapılacak kişinin olumsuz tavrı, zamanın
sınırlı oluşu bu tarz röportajların temel sorunları. Bir Hülya Avşar röportajı
için Ahmet Tulgar’la Ayvalık'a gitmiştik. Çok memnun kaldığımız bir çalışma
yaptık. Haber gazetede çıkınca, Hülya Avşar övgü dolu sözlerle teşekkür etti.
Daha sonra Can Dündar röportaj yapmak istedi Hülya Avşar’la. Fotoğraf çekimi
için de Darüşşafaka lisesinin tenis kortunu seçmişler. Ben oranın röportaj
için uygun olmadığını söyledim ama yine de gittik. Florasan lambalarla
aydınlatılmış kapalı mekanda buluştuk. Can Dündar da tenis kıyafetini giymiş,
maç başlayacak. Hülya Avşar bana “Saçlarım bozulmadan fotoğraflarımı çek”
dedi. Ben de kendimi tanıtıp Ayvalık’ta yaptığımız çalışmayı hatırlattım.
Burada fotoğraf çekmek istemediğimi söyledim. “Sen nerede istiyorsun?” diye
sordu. Ben de bir mekan söyledim, çok hoşuna gitti. “Hemen gidelim” dedi. Can
Dündar da itiraz etmeden, çok memnun olacağını, tenis maçını daha sonra da
yapabileceklerini söyledi. Biz oradan ayrıldık ve yine çok memnun olduğumuz
bir çalışma yaptık.
Arşivinizi nasıl oluşturuyorsunuz?
Arşivimi, “dijital'den önce ve sonra” diye ikiye ayırıyorum. Her gün bir
şeyler ürettiğimi için, gittikçe zorlaşmaya başladı. Şimdilik CD’ye yazarak
arşivlemeye çalışıyorum. Beğendiğim fotoğrafların birkaç kopyasını yapıyorum.
Fotoğrafla
ilgili unutamadığınız bir anı var mı?
Ahmet Tulgar'ın benim
için Akşam gazetesinde yazdığı yazı çok duygulandırmıştı beni. (Bu yazıyı
okumak için tıklayınız)
ERCAN ARSLAN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ
ERCAN ARSLAN HAKKINDA...
1970 Iğdır
doğumlu. 1997 Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf
bölümü mezunu. 1993 yılından beri Milliyet Gazetesi'nde foto muhabiri olarak
çalışmaktadır. Ercan Arslan bugüne kadar fotoğraf dalında çok sayıda ödüle
layık görüldü. Bunun yanısıra İstanbul ve Ankara'da dia gösterileri ve ortak
sergilere katıldı.
ÖDÜL ALDIĞI
YARIŞMALARDAN BAZILARI;
1997
"Çalışan Çocuk " konulu yarışma - Birincilik
1998 En iyi
"Sağlık Fotoğrafı" ödülü
1999 "Deniz
Emekçileri -
Birincilik
1999 En iyi
"Çevre Fotoğrafı" ödülü
2000
En iyi "Çevre
Fotoğrafı" ödülü
2002 Metin
Göktepe Juri özel ödülü
2003
“Türkiye'nin Boğazları” - Birincilik
2003 “İstanbulu'un
Hazineleri“
- Birincilik
2003 “Üretimde
İnsan” - Birincilik
Ercan Arslan'ın e-mail adresi:
earslan@milliyet.com.tr