ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 



 

ALEX WEBB

- ''BENCE FOTOĞRAFÇI OLMAK OYUN GİBİ BİR ŞEY...''
- ''NASIL VE NEYİ FOTOĞRAFLAYACAĞIMA DAİR KARARLARIM BÜTÜNÜYLE ENTELEKTÜEL DEĞİL, BİR YANIYLA DA DUYGUSAL VE SEZGİSEL KARARLARDIR."
- ''FOTOĞRAFLARIMIN BİR TÜR DİYALOGA YOL AÇMASINI UMUYORUM"


RÖPORTAJ: ÖZGÜR YAREN
(Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi.Fotograf Ve Grafik Ana Bilim Dalı Araş.Gör)

Alex Webb, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde.
Fotoğraf: Selahattin Sevi

Ankara’daki paneli nasıl değerlendirirsiniz?

Paneli izlemeye çok sayıda insan gelmişti. Salon tamamen doluydu ve bence çok zekice sorular sordular.

Bu tür panellere sık sık katılır mısınız?

Evet, doğrusunu söylemek gerekirse çalışmalarımı sergilemek ve fikirlerimi belirtmek için sıklıkla böyle panellere katılıyorum.

Yanılıyor olabilirim ancak sizi panelde biraz kapalı ve sakınımlı olarak gördüm. Çok rahat görünmüyordunuz ve sözcükleri çok dikkatli seçiyordunuz. Özellikle asıl soruyu cevaplarken, oryantalizm ve fotoğraf ilişkisi konusunda belirgin bir görüş belirtmediniz.

Aslında asıl sorunun ne olduğundan çok emin değilim. Oryantalizm birçok farklı açıdan ele alınabilir. Ama ben herşeyden önce bir fotoğrafçıyım. Kültür tarihçisi ya da eleştirmen değil. Benim için fotoğraflar, bu sorun hakkında ne düşündüğüme dair etraflıca yanıtlar vermekten daha önemlidir.

Ama kuşkusuz, fotoğraf çekerken aklınızda bir takım ideolojik önyargılar vardır. Belki bunlar estetik tercihlerinizi doğrudan etkilemiyordur ama...

Özellikle İstanbul çalışmam hakkında konuşacak olursak, İstanbul çok karmaşık bir yer, geleneksel çeşitliliğin var olduğu, doğu, batı, antik, modern, islami ve seküler geleneğin bir arada yaşadığı bir şehir. Benim algıladığım İstanbul’u tüm bu farklı gelenekler oluşturuyor ve bence böylesine bir karmaşıklık, İstanbul’u tek başına oryantalizm bağlamında tartışmamıza çok olanak vermiyor. Oryantalizm daha çok monolitik ve batılı bakış açısından bakarsak romantik bir söylem.

Peki sizce fotoğrafta estetik tercihleriniz ya da biçeminiz, İstanbul dışında başka bir şehire uyarlanabilir mi? Aynı biçemle başka bir megapolda çalışabilir miydiniz?

Ben uyarıma geldiği gibi fotoğraf çekiyorum. Nasıl ve neyi fotoğraflayacağıma dair kararlarım bütünüyle entelektüel değil, bir yanıyla da duygusal ve sezgisel kararlardır. Bu kararlar, çoklukla fotoğraf çektiğim anda ortaya çıkar. Görürsünüz ve tepki verirsiniz, çoğunlukla da neden tepki verdiğinizi, neden belirli bir zamanda ve neden belirli bir biçimde tepki verdiğiniz bütünüyle sözcüklerle açıklayamazsınız. Ben İstanbul’da olduğu gibi New Mexico’da da fotoğraf çekerim ve tepkilerim daha çok benim kim olduğumla değil neyle karşı karşıya olduğumla ilişkilidir.

Sizin fotoğraflarınız daha çok grafik tasarımlar ve renk düzenlemeleri gibi görünüyor. Birçok figürün karmaşık bir biçimde birbiriyle ilişkiye girdiği biçimsel düzenlemeler gibiler. Bence hepsi de zekice tasarlanmış formalist (biçimsel) fotoğraflarınız var. Bu tanıma sadece İstanbul çalışmanız değil, Haiti gibi çatışma bölgelerinde çektikleriniz de giriyor. Siz dünyayı bu şekilde, renk ve grafik düzenlemeleri olarak mı algılıyorsunuz?

Bu benim dünyayı bir fotoğrafçı gözüyle nasıl algıladığıma ya da benim dünyayı kamera için nasıl algıladığıma ilişkin bir durum. Bence birinin dünyayı bir insan olarak algılamasıyla bir fotoğrafçı olarak algılaması kolaylıkla birbirinden ayrılabilecek durumlar değildir. Ben bir fotoğrafçıyım, ancak benim dünyayı nasıl ve neden bu biçimde algıladığım karmaşık bir sorun, herhalde buna doyurucu bir açıklama getirilemez. Bu tercihlerin arkasında birçok farklı etmen vardır. Bunların bazıları fotoğrafik etkilerdir ve görsel sanatlarla ilişkilidirler, kimileri edebiyatla ilişkilidir ve herhalde son tahlilde felsefi etmenler söz konusudur.

Gözlemleyebildiğim kadarıyla fotoğrafçılar çok fazla öz dönüşlülük duyusuna sahip değiller. Belki çalışmaları hakkında entelektüel olarak, sözcüklerle fazla düşünmeden sadece işlerini yapıyorlar. Ya da en azından kendi işlerine ve sanatlarına dair görüşlerini ortaya koymuyorlar. Bu hem Nikos için geçerli, hem Ara Güler için, hem de sizin için. Öyle değil mi?

Bence bir fotoğrafçının kendini rahat bırakmasını da öğrenmesi gerek. Ben iyi ve ciddi bir entelektüel eğitim aldım. Önemli bir üniversitenin (Harvard Üniversitesi) tarih ve edebiyat bölümünde okudum. Ancak bir fotoğrafçının kavrayışının entelektüel olmaktan çok sezgisel, dolaysız, anlık ve tabii görsel olduğunu da biliyorum. Bir yerlerde oturup fotoğraf hakkında yorumlar da yapabilirim ancak temel ve gerekli fotografik eylemin algılamanın dolaysızlığıyla ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bu anlık eylem doğrudan entelektüellikle ilgili değildir. Bahsettiğiniz gibi düşünen fotoğrafçılar tanıyorum. Bence onlar gereğinden fazla düşünüyorlar ve biliyor musun, bu da onları bir anlamda engelliyor. Çünkü onlar anlık eylem denilen bu son adımı atmakta isteksiz davranıyorlar. Bence bir fotoğrafçı olmak oyun gibi bir şey, anlıyor musun, belki disiplinli bir oyun ama yine de oyun ve bu deneyimlere ve diğer olasılıklara açık olmakla ilgili bir durum.

Belki bu benim anlayamayacağım bir şey. Yine de belirtmem gerek, siz fotoğrafçılar panelde her söz aldığınızda biraz hayal kırıklığına uğradım. Ben doyurucu ve bütüncül açıklamalar bekliyordum. Size ilham veren insanlar ve düşünceler, sanata, özellikle fotoğrafa ve hatta dünyayı nasıl anladığınıza dair temel açıklamaları kastediyorum.

Alex Webb, Reza ve Nicos Economopoulos Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde.
Fotoğraf: Abdurrahman Antakyalı

Bana ilham verenler hakkında konuşmaktan mutluluk duyarım. Buna belki klişe diyeceksiniz ama, bana özellikle iki fotoğrafçı, Henri Cartier Bresson, Decisive Moment (Mutlak An) ve Robert Frank, Amerikalılar adlı çalışmalarıyla ilham verir. Cartier Bresson, an duyumu ve çerçevesiyle ve inanılmaz hayalgücü yeteneğiyle, Robert Frank ise inceliği ve politik keskinliğiyle bana hitap eder. Fotoğraftan konuşuyorsak, Harry Callahan’ın sokak, kent fotoğrafları ilgimi çekiyor. Joseph Conrad’in, Graham Greene’in, Garcia Marquez’in bazı kitaplarının da üzerimde büyük etkileri oldu. Bu insanlar bana dünyayı kavrama anlamında yön gösterdiler. Ayrıca beni etkileyen ressamlar da var. Belki doğrudan etkileri olmadı ama birçok sanatçı yetiştiren bir aileden geliyorum. Erkek kardeşim ressamdır, annem heykeltraş. Bu sayede erken yaşlarda birçok resimle karşılaştım ve muhtemelen gördüğüm resimler zihnimde bir biçimde yer ettiler. Matisse, Braque gibi ressamlar dünyayı algılayışımı biçimlendirmede rol oynadılar. Genel bir bakış açısı kapsamında düşünecek olursak benim bir fotoğrafçı olarak deneyimlerimin, dünyanın türlü yerlerinde dolaşmamın, keşfetmemin, bulmamın herşeyden daha fazla etkili olduğunu ve beni sürekli olarak dünyanın kökten karmaşıklığına ikna ettiğini söylemem gerekir. Ben de bu karmaşıklığa bir fotoğrafçı olarak cevap vermeye çalışıyorum.

Peki politik angajmanlarınızı fotoğraflarınıza bilinçli olarak yansıttığınız oluyor mu? Muhtemelen bunu bir düzeyde, bilinçsizce yapıyorsunuz ama ben bilinçli ve kasıtlı bir etkiden bahsediyorum.

Yani politik bir gündemim olup olmadığını mı soruyorsunuz?

Böyle de anlayabilirsiniz.

Bakın benim gibi Latin Amerika’da, Haiti’de çok vakit geçirmişseniz, kaçınılmaz olarak sol duruşa sempati duyuyorsunuz. Çünkü ancak bu duruşu taşıyan insanlar yoksulları umursuyorlar. Ancak çoğu durumda politik çözümlere kuşkuyla yaklaşıyorum. Latin demokrasisi yahut latin sosyalizmi, dünyadaki çoğu alternatiften daha iyi, bunların çoğunun toplumcu eğilimleri var ve dünyadaki diğer demokrasilerin aksine, bunlarda entelektüel demokrasiden söz etmek mümkün. Ancak benim özellikle savunduğum bir politik sistem yok. Ben fotoğrafçının kesin bir duruş almasına karşı biraz huzursuzluk duyuyorum çünkü dünya çok karmaşık, fotoğraf da öyle ve iyi bir fotoğraf kendini ille de politik dönüşüme sunmak zorunda değil. İlginç bir fotoğraf genellikle karmaşık ve belirsiz oluyor. Bu yüzden propaganda fotoğrafı değişim yaratmak için daha iyi bir araç olabilir, ancak ben bir fotoğrafçı olarak propaganda fotoğraflarıyla ilgilenmiyorum.

Türk edebiyatından örnekler okudunuz mu?

Orhan Pamuk’u çok ilginç buldum. Kara Kitap’ı okudum. Benim Adım Kırmızı ilginç ama benim için zorlayıcıydı. Belki çeviride bir takım sorunlar vardı. Ayrıca Pamuk’un son İstanbul anılarını da son derece ilginç buldum. İstanbul hakkında söylediği şeylerin bazıları aynı zamanda benim de bu şehir hakkında düşündüklerimi açıklıyordu. Örneğin şehirle ilişkili olarak ayrıntılı bir biçimde hüzünden bahsediyordu. Bence İstanbul’da insanların yüzünden tarihi okumak mümkün. Emin değilim ama belki de bu hüzün duygusu bir biçimde, zengin ve güçlü bir dönemin, artık geçmişte kalmasıyla açıklanabilir. Ben de İstanbul’da aynı hüzün duygusunu hissettim. Benim gibi batıdan gelen ve imparatorluğun anıtlarıyla karşılaşan biri, farkettiği hüzün duygusunu bu muzaffer geçmişle bağdaştıracaktır. Okuduğum ilk Türk romancı oydu ama Yaşar Kemal’in İnce Mehmet’ini de okudum.

Peki İstanbul’u neden seçtiniz?

Bir projeye neden ve nasıl başladığıma dair kolay bir cevap veremem. Bu karmaşık bir sürecin sonunda olur. Ancak İstanbul’da beni etkileyen şey, onun bir sınır şehri oluşudur. İstanbul’u seçmemin nedeni Meksika sınırını seçmemin nedenleriyle benzeşmektedir; birçok farklı kültürün bir araya gelmesi. Meksika sınırında birbirinden çok farklı olan katolik ve yerli kültürlerin yan yana gelmesi ve bireysel anlamda kentliliğin ve taşralılığın karşılaşması sözkonusuydu, İstanbul’da da buna benzer bir karşılaşma, karışma durumu mevcut.

Ayrıca bir fotoğrafçı olarak İstanbul’da dolaşırken, şehrin farklı katmanlardan oluştuğu duygusuna kapıldım. Bu katmanlarla ilgilenen bir fotoğrafçı için bu şehir çok caziptir. Bunların yanında İstanbul’da bulunmaktan da çok hoşlanıyorum. Diğer projelerimin niteliğini düşündüğümde (Amerikan müdahalesi sonrası Haiti, Meksika ABD sınırındaki illegal göçmenler vs.) İstanbul’un benim için ayrı bir yeri ve önemi var.

Herhalde önünüzdeki kitap projelerinin biri de İstanbul üzerine olacak?

Evet muhtemel 2007 Sonbaharında basılacak. Çünkü önümüzdeki yıl başka bir kitabım çıkacak ve arada biraz boşluk bırakmak istiyorum.

Peki kaç defa İstanbul’a geldiniz ya da şöyle sorayım ne kadar zamandır İstanbul’da çalışıyorsunuz?

Galiba 9 kez İstanbul’da bulundum. Aslında 1968’de ailemle birlikte bir günlüğüne İstanbul’a uğramıştım. O zaman henüz çocuktum ancak hatırlıyorum. Hatta fotoğraf bile çekmiştim. Ancak asıl 1998’de Türkiye’de yapacağım genel bir çalışma için geldim ve İstanbul’u çok ilginç buldum. 2001’den beri de düzenli olarak geliyorum.

Peki İstanbul’daki sınıfsal farklılıkları, gelir adaletsizliğini gözlemleyebildiniz mi? Şehrin uzak ve fakir bölgelerine gidebildiniz mi?

Elbette, İstanbul’a gittiğimde olabildiğince çok yeri görmeye gayret ediyorum. Size şehri katmanlar halinde algıladığımı söylemiştim. Özellikle çalıştığım kenar mahalleler oldu. Türkiye’de gelir yelpazesi çok geniş. Üst düzey gelire sahip bir sınıf ve mutlak yoksulluğa sahip bir sınıf da var. Ancak benim fotoğraflarımda daha çok orta sınıf ve orta alt sınıftan insanları görürsünüz. Gelir skalasının marjinal uçlarından çok ortasıyla ilgileniyorum. Amerika’da da büyük bir gelir uçurumu var. Belki yoksullar Türkiye’dekilerin biraz daha üstündeler ve orta sınıf orada daha geniş bir yer tutuyor ancak orada da en zenginle en yoksul arasındaki uçurum dramatik boyutlarda.

Politik durumum ve politik bir gündemim olup olmadığıyla ilgili bir soru sormuştun. Ben cevabımı biraz daha açmak istiyorum. Çalışmalarımın politik boyutu, bulunduğum ortamda benim verdiğim cevaplarla biçimleniyor. Örneğin Haiti’ye politik bir gündemle gitmedim ancak oraya gidip fotoğraf çekmeye başladığımda işin içine politika da dahil oldu. Benim çalışmamda belirli bir politik çözüme yönelik imalar yer almıyor. Ancak şunu da açıklığa kavuşturmam gerek. İnsanların benim fotoğraflarıma nasıl cevap verdiğiyle çok ilgileniyorum. Fotoğraflarımın bir tür diyaloga yol açmasını umuyorum. Ancak bunun ne tür bir diyalog olacağı, o fotoğraflara bakan insanların belirleyeceği bir durumdur. Bazıları benim Haiti fotoğraflarımın orayla ve oradaki politik durumla ilgili mide bulandırıcı şeyler anlattığını düşünecektir. Ancak bazıları çerçevelerimin karmaşıklığıyla ilgili konuşmayı tercih edecektir. Yani bu, izleyicilerin benim fotoğraflarımda ne bulduğuyla ilgili bir durum.

Baskıdan önce fotoğraflarınıza dijital müdahalede bulunuyor musunuz?

Bakın, analog fotoğrafta karanlık odada yaptığınız kareyi biraz daha aydınlatmak ya da karartmak, kontrastı artırmak, belli bazı bölgeleri açmak ya da karartmak gibi ufak müdahaleler, dijital ortamda çok daha kolay yapılabiliyor. Ancak asla nesneleri fiziksel olarak dönüştürmüyorum.

Yani oyunu adil oynuyorsunuz.

Evet, öyle yapıyorum.

Teşekkürler.

Rica ederim.


alt="Alex
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb
Alex Webb



ALEX WEBB ile Söyleşi (22 Ekim 2005, Ürgüp)

Alex Webb fotoğrafları: Magnum Photos