FMD'DEN "ECEVİT FOTOĞRAFLARI" SERGİSİ

Foto
Muhabirleri Derneği’nin (FMD) düzenlediği ve eski başbakanlardan Bülent
Ecevit’in hayatından kesitler sunan “80 Yılda Fotoğraflarla Ecevit” sergisi 28
Mayıs günü açıldı.
Siyah-beyaz ve renkli olmak üzere bugüne kadar görülmemiş 110 fotoğraftan
oluşan serginin açılışını, Bülent Ecevit doğum gününde, eşi Rahşan Ecevit ile
birlikte yaptı.
80 yaşına basan Bülent Ecevit’in özel arşivinde bulunan ve FMD üyelerinin
çektiği 2 bin kare fotoğraf arasından seçilerek oluşturulan sergide, Ecevit’in
çocukluğu, gençliği, siyaset yılları, Hamzakoy günleri, Mamak duruşmaları ve
hayat arkadaşı Rahşan Ecevit ile birlikte fotoğraflarına yer verildi.
Gazeteciler Cemiyeti’nde iki gün gezilebilecek serginin açılışına Ecevit ve
eşi Rahşan Hanım’ın yanı sıra DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, parti yöneticileri
ve vatandaşlar katıldı. FMD Başkanı Ateş Tümer, sergiyi özellikle doğum gününe
denk getirdiklerini belirtirken, Ecevit’in kişisel arşivinin yanı sıra foto
muhabirlerinin değişik yıllarda çektikleri fotoğraflarla eski Başbakan’ın
hayatından kesitler yansıtmak istediklerini kaydetti.
Bülent Ecevit de konuşmasında, hayatı boyunca
üstlendiği görevler arasında kendisi için en değerli işin gazetecilik olduğunu
ifade etti. Ecevit, “Zaman olur gazetecilere olabildiğince sıcak davranmaya
özen gösterilir, zaman zaman da görevini yapan gazetecilerin birbiri ardına
hapislere düştükleri, bazı devlet adamlarının sadece haberleri değil
karikatürleri bile dava konusu yaptıkları görülür.” diye konuştu.
OSMAN ÜRPER'DEN "NEFS/NEFİS" BAŞLIKLI FOTOĞRAF
SERGİSİ
(25 Mayıs 2005) Fotoğraf Sanatçısı Osman Ürper’in insan
bedenini, yeme içgüdüsünü ve hazzı konu alan siyah-beyaz fotoğraflarından
oluşan NEFÎS/NEFS adlı sergisi 28 Mayıs 2005’te Fotoğrafevi’nde açılıyor.
Devlet Opera ve Balesi Modern Dans Topluluğu
dansçılarının katılımıyla çekimleri gerçekleştirilen fotoğraflar, Ürper’in on
yılı aşan bir süredir fotoğraf ve dansı biraraya getirme çabalarının bir
devamı niteliğinde.
Sergide yer alan 30’u aşkın fotoğraf, disiplinlerarası bir çalışmanın ürünleri
olarak, insan bedeninin devinimleri ile birlikte temel ihtiyaçlarından biri
olan besin ve beslenme olgusunu da özgün ve estetik bir biçimde
ele alıyor.
Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi’de
öğretim görevlisi olan Osman Ürper’in ikinci kişisel sergisi olan NEFÎS/NEFS, 28
Mayıs - 17 Haziran 2005 tarihleri arasında Fotoğrafevi’nde izlenebilir.
AÇILIŞ
Kokteyli: 28 Mayıs 2005, Saat: 18.00
FOTOĞRAFEVİ,
İstiklal Cad. Tütüncü Çıkmazı No: 4 Beyoğlu – İSTANBUL
TEL: (Fotoğrafevi – 0 212 249 02 02
www.fotografevi.com
OSMAN ÜRPER
Tel : 0 532 227 46 75
e-mail :
osmanurper@maltepe.edu.tr
osmanurper@hotmail.com
PULITZER ÖDÜLLÜ İLK TÜRK FOTO MUHABİRİ: MURAD SEZER

Amerikan Associated Press (AP) ajansının 8 yıllık foto muhabiri Murad Sezer, Irak’ın Felluce kentinde çektiği, ölmüş arkadaşlarının başında yas tutan Amerikan deniz piyadeleri fotoğrafıyla Pulitzer Ödülü’nü kazandı.
Böylece Sezer, sadece Amerikan basın ve yayın organlarında çalışanlara verilen Pulitzer Ödülü’nü kazanan ilk Türk oldu. 36 yaşındaki Sezer sevinç ve şaşkınlığını Hürriyet’e şöyle dile getirdi: ‘Hiç beklemiyordum, büyük sürpriz oldu. Fotoğrafı yarışmaya ben yollamadım. New York’taki AP merkezi, Irak’a gönderdiği muhabirlerin fotoğraflarından oluşan bir paketi yarışmaya sokmuş. O fotoğrafı ben de çok beğenmiştim ama, göndermedim. Bu yüzden olayı takip etmiyordum. Kazandığımı öğrendim. Büyük heyecan ve şaşkınlık yaşıyorum.’
Sezer, ödül kazandığı fotoğrafın öyküsünü ise şöyle anlattı:
“ABD deniz piyadeleri Felluce’yi kuşatmıştı. Yaralı ve ölüler bir sağlık merkezine getiriliyordu. Fotoğraftaki asker ölü geldi, arkadaşları son bir kontrolün ardından dua ettiler. Ertesi gün birçok ABD gazetesinde yayınlandı. Fotoğrafın yayınlandığı 9 Nisan, Bağdat’ın düşüşünün birinci yıldönümüydü.”
Murad Sezer daha önce Tercüman, Meydan ve Milliyet gazetelerinde spor foto muhabiri olarak çalışmıştı. AP, yarışmaya 11 kişilik muhabir ekibinin Irak’ta çektiği 20 fotoğrafla yarışmaya katıldı.
Fotomuhabiri.com, böylesine büyük bir başarıya imza atan Murad Sezer'i yürekten kutluyor.
Pulitzer ödüllü fotoğraflar için
tıklayınız.
ESKİŞEHİR'DE "FOTOĞRAF
HAFTASI"
Eskişehir Fotoğraf Haftası kapsamında, fotoğraf sanatçıları belgesel
fotoğrafçılar ve basın fotoğrafçılarının katılımıyla gerçekleşecek olan
sergiler, sokak etkinlikleri, söyleşiler ve paneller, bir hafta boyunca
Eskişehirlilerle oldu. 19 Mart'ta başlayan görkemli şölen ile Eskişehir bir
hafta boyunca fotoğrafla dolu günler yaşadı.
Anadolu Üniversitesi Fotoğraf Kulübü (ANFO) ve Eskişehir Fotoğraf Sanatı
Derneği (EFSAD) işbirliği ile gerçekleştirilen "Fotoğraf Haftası", 19
Mart'ta başladı. Çeşitli sokak etkinliklerinin de yer aldığı hafta
fotoğraf sanatçılarının da katılacağı iki panel, onbir gösteri ve söyleşi ve
üç sergiyle görkemli hale geldi.
Hafta çerçevesinde
Abdurrahman Antakyalı (AA), Merih Akoğul, Kerim Bora, ve Murad Sezer (AP) "Başkalarının Acısını Fotoğraflamak" paneli ile
deneyimlerini paylaştılar. Özellikle belgesel ve basın fotoğrafçılığıyla
ilgilenen kişilerin ilgi duyduğu panel, Susan Sontag'ın ölmeden önce yazdığı
son kitap olan "Başkalarının Acısına Bakmak"tan esinlenilerek,
herkesin çok merak ettiği bir konu olan savaş, deprem, bulaşıcı
hastalıklar gibi afetlerde acı çeken insanları karelerine alan
fotoğrafçıların, o sahneler karşısındaki duygularını, düşüncelerini içerdi.
Paneli Anadolu Ünv. İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Merter Oral
yönetti.
"DEKLANŞÖRLE YAŞAMAK"...
Star
Gazetesi foto muhabiri Arif Akdoğan ile Hürriyet Gazetesi foto muhabiri Hasan
Tüfekçi, yakın tarihimize ilişkin düştükleri görsel kayıtları "Deklanşörle
Yaşamak" başlıklı bir sergiyle kamuoyu ile paylaştılar.
Akdoğan ve Tüfekçi'nin toplam 65 fotoğrafının yer aldığı sergi
14-21 Mart 2005 tarihleri arasında Tunus Cad. No:4 Bakanlıklar/Ankara
adresindeki TESK Sanat Galerisi'nde gezildi. Sergi için açılış kokteyli ise 14
Mart 2005 (Pazartesi) günü saat 20.00'de yine aynı adreste düzenlendi.
Aralarında "Başbakanlık önünde kendini
yakan vatandaş" yine Başbakanlık'taki "yazar kasa eylemi "gibi unutulmaz
karelerin yanı sıra "Başbakan Bülent Ecevit'in hastaneye kaldırılışı"na
ilişkin fotoğrafın da bulunduğu tarihi öneme sahip onlarca görsel belge, Akdoğan ve Tüfekçi'nin açtıkları ilk sergi olma özelliğini de taşıyordu.
Arif Akdoğan sergi davetiyesinde fotoğraf serüvenini şöyle
özetledi:
"İlk fotoğrafaltı haberimi, hissedip, yazmam gerektiğinde bir fotoğraf makinem yoktu.
PTT- Erzincanspor maçında “maç yazısı” için görevliydim. Ama Erzincanspor Ankara’ya gelirken trafik kazası geçirmiş, 3 futbolcusu ve bir yöneticisi yaşamını yitirmişti.
Maçın oynanacağı Cebeci Stadı’ndaydım ertesi gün…Yağmurlu, karlı bir Cebeci Stadı vardı. Her zamanki yalnızlığından, hüznünden daha yalnız, daha hüzünlü… Ölenleri düşündüm.
O maçı oynadıklarını, hırslarını, bağırmalarını, krampon izlerini…Ve “ Neredesin Erzincan ” başlıklı bir fotoğrafaltı haber yazdım. Ama “hissettiklerimi” anlatan bir fotoğraf yoktu ertesi gün gazetede... Ricayla çektirilmiş boş bir Cebeci Stadı altında “Neredesin Erzincan “ yazısı… Ve o gün şefim Devrim Sağıroğlu beni odasına çağırdı, “ artık bir makine alma vakti geldi Arif…”
Ben de 1998 yılından beri fotoğraf çekmeye başladım. Vizörün arkasından bazen güldüm, bazen ağladım, bazen deklanşöre basamadım. Çekemediklerimin verdiği acıyı “en büyük acılarım” içine aldım. Abarttım…Ama ne
yapayım... Fotoğrafı, onu anlatan fotoğrafaltını ‘çok şeyden’ fazla sevdim. Fotoğrafta hep “gerçeğin”, “gerçek duygunun” yansıması için çalıştım, çalışıyorum…Bu ilk fotoğraf sergimiz için de arşivimden fotoğraf seçerken, gördüm ve öğrendim ki, daha çok eksiğim var. Ama bu sergi bir ilk… Fotoğrafı daha da sevdiren, birçok sıkıntıları unutturan bir ilk.
Hasan Tüfekçi’ye bu ‘ilk’ için, Ateş Yalazan’a da bitmeyen desteği için teşekkürler...
"Hasan Tüfekçi de fotoğrafla ilgili duygusal bağını aşağıdaki
cümlelerle aktardı:
"Bazen görmek istemediğiniz kareler çıkar karşınıza, bazen çok seversiniz kadrajdaki renkleri. Kiminde hüzün vardır, kiminde dünyayı dolduran kahkahasıyla bir çocuk yüzü. Birinde bu son olsun dediğiniz, bir diğerinde özlemle andığınız. Her kare bir yaşam, her yaşam içinizden kopan... Hiç biri bir diğeri gibi olmayacaktır, hepsi yenidir ve eski aynı zamanda. Bir sevgili gibi bakarsınız, bir sevgili gibi ayrılırsınız. Yıllar sonra da çıkardığınızda bir mektup gibi, ne haber getirdiği bilinmeyen bir mektup gibi dikilir karşınıza. Çünkü her kare bir milattır, çünkü her kare bir bitiştir.
İşte haber fotoğrafını gizemli bir kadın gibi çekici yapan da budur. Anlıktır, sürprizlerle doludur ve bir daha aynısı asla olmayacaktır. Deklanşöre bassanız da basmasanız da ardınızda kalmıştır renkler, çizgiler, suretler... Işık arkada kalmıştır, siz ileri doğru yürürsünüz...
"
Hasan TÜFEKÇİ
1974 yılında Çanakkale’de doğdu. İlköğrenimini Sivas-Şarkışla ve Ankara’da tamamladı. Ortaokul ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü’ne girdi.
Gazeteciliğe 1995 yılında Ankara’da Yeni Haber Gazetesi’nde başladı. 1996 yılında girdiği Hürriyet Gazetesi’nde altı yıl polis-adliye muhabiri olarak çalıştı. Halen Başbakanlık Foto Muhabiri olarak görevine devam ediyor.
Arif AKDOĞAN
01.05.1974 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. 1998 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu.
Üniversitede okurken 1997 yılında Hürriyet Gazetesi Spor Servisi’nde stajyer olarak mesleğe başladı. Ardından Yeni Yüzyıl Gazetesi Spor Servisi ve Alem Dergisi’nde bir süre görev yaptı. 1999 yılından beri Star Gazetesi’nde foto muhabiri olarak görevine devam ediyor.
"WORLD PRESS PHOTO" SONUÇLARI AÇIKLANDI

(11 Şubat 2005) Merkezi Amsterdam'da bulunan Dünya Basın Fotoğrafı Jürisi tarafından ödüle layık görülen fotoğraflar açıklandı.
Bu yıl 48. kez düzenlenen yarışmada, birinciliğe layık görülen yandaki fotoğraf, tsunami felaketinden sonra 28 Aralık'ta Hindistan'da çekilen ve felaketin acılarını yaşayan bir kadını gösteriyor. Fotoğrafçı Datta, 10 bin avroluk para ödülünün de sahibi oldu.
Yarışmaya bu yıl 123 ülkeden 4266 foto muhabiri, 69 bin 190 fotoğrafla katıldı. Bu sayı, bugüne kadar gönderilen en yüksek miktarı oluşturdu. İlk elemede fotoğraf sayısı 16 bine indirildi ve 13 kişiden oluşan jüri 10 gün aralıksız çalışarak, bu fotoğraflar arasından ödül alan foto muhabirlerini belirledi.
Yarışmada, en iyi basın fotoğrafı dışında 10 ayrı dalda daha ödül verildi ve bu dallarda 24 ülkeden 59 foto muhabiri ödüle layık görüldü.
Yarışmada bu yıl ilk kez yalnızca dijital makinelerle çekilmiş resimler değerlendirmeye alındı.
FOTO MUHABİRİ MEHMET GÜLBİZ ÖLDÜRÜLDÜ...
(5 Şubat 2005) Foto muhabiri Mehmet Gülbiz, 4 Şubat tarihinde evinde bıçaklanarak ödürülmüş halde bulundu.
Beyoğlu Firuzağa Mahallesi Taktaki Yokuşu’nda bulunan Tunç Apartmanı’ndaki bir daireden çıkan dumanları gören vatandaşlar, durumu itfaiyeye bildirdi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, binanın yatak odasında çıktığı anlaşılan yangını daha fazla büyümeden söndürdü.
Yangın sonrası, itfaiye ekipleri tarafından yatak odasında yapılan araştırmada, fotoğraf sanatçısı Mehmet Gülbiz (36) ölü olarak bulundu. Polis ekiplerinin ceset üzerinde yaptıkları incelemede, Mehmet Gülbiz’in, yangın öncesi yatak odasında el ve ayakları bağlandıktan sonra bıçaklandığı ve yangın nedeniyle vücudunun kısmen yandığı belirlendi. Gülbiz’i öldüren kişi ya da kişilerin yakalanmasına çalışıldığı bildirildi.
Cinayet zanlısı veya zanlılarının yakalanılmasına çalışılırken polis, Gülbiz'in birkaç haftadan beri birlikte olduğu İran asıllı kadını arıyor. Polis yetkilileri söz konusu kadının bir gasp çetesi içinde olabileceğini ve Gülbiz'e tuzak kurularak öldürüldükten sonra soygun yapıldığını düşündüklerini söyledi. Gülbiz'e ait bir kamera ile dizüstü bilgisayarın çalındığı belirlendi.
Ağırlıklı olarak Alman gazete ve dergilerine fotoğraflar çeken Mehmet Gülbiz’in, National Geographic’in ve Atlas dergisinin de aralarında bulunduğu çeşitli yayın organlarında fotoğrafları yayınlanmış ve bu çalışmalarıyla çeşitli ödüller almıştı. Gülbiz, bir süre de Sipa Press için çalışmıştı.
SUSAN SONTAG ÖLDÜ
Amerikalı muhalif eleştirmen, sinemacı, tiyatro yönetmeni, öykü-roman yazarı
ve insan hakları savunucusu Susan Sontag, 71 yaşında yaşama veda
etti.Tiyatrodan fotoğrafa birçok alanda çeşitli ürünler veren ve Roland
Barthes, Elias Cannetti gibi yazarların tanınmasını sağlayan Sontag'ın, New
York'taki Sloan Kettering hastanesinde öldü. Sontag bir
süredir kanser tedavisi görüyordu.
Kendisini, “Sersemlemiş bir estetikçi, takıntılı bir ahlakçı ve ciddiyet
bağnazı” olarak tanımlayan Sontag, yaşamı boyunca 17 kitap yazdı.
Sontag, 1964'te toplumun belli bir kesiminin zevklerini tartıştığı ”Notes on
Camp” kitabıyla yeni bir yazar olarak büyük bir çıkış yapsa da, özellikle
denemeleriyle tanındı.
“Bir
Metafor olarak Hastalık” kitabında hastalığın nasıl romantize edildiğini
anlatarak, çağdaş toplumda göz ardı edilen bir konuya vurgu yapan Sontag,
“Fotoğraf Üzerine” kitabında, fotoğrafın resim, yazın, mimari ve müzik gibi
sanatlarla olan ilişkisini derinlemesine sorguladı. Fotoğraf Üzerine, 1978
yılında Ulusal Kitap Eleştirileri Birliği ödülünü aldı.
İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU
Meksikalı romancı Carlos Fuentes'in, “Bağlantı kurma, ilişkilendirme
yeteneğine sahip bu kadar açık bilinçli başka bir entelektüel tanımadım”
gerekçesiyle “eşsiz” olarak tanımladığı Sontag, yaşamı boyunca dünya genelinde
bir çok yazarı takip etti ve onları okuyuculara tanıttı.
Sontag, 1960'lardan sonra da sahip çıktığı siyasi duruşuyla, yaşamı boyunca
aktif bir insan hakları savunucusu ve savaş karşıtı olarak çalıştı. 1990'larda
savaş sırasında Yugoslavya'ya giden Sontag, uluslararası toplumu harekete
geçirmek için çabaladı. 1993'te
Saraybosna'da “Godot'yu Beklerken” oyununu sahneledi.
Susan Sontag, Amerikan politikalarını eleştiren açıklamalarıyla dikkat çekti.
Vietnam savaşı sırasında “beyaz ırkın insanlık tarihinin kanseri” olduğunu
söyleyen Sontag, aynı zamanda 11 Eylül Saldırıları sonrası Amerika'nın
izlediği siyasete yönelik eleştirileri ile biliniyordu.
Susan Sontag, bu yıl başlarında, Iraklı tutsaklara işkence yapılmasını
eleştiren sert bir makale yayımladı.
Sontag,ayrıca Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George W. Bush'u Irak
savaşındaki tutumu nedeniyle eleştirmişti.
"BAŞKALARININ ACISINA BAKMAK"
Türkiye'de bu yıl yayınlanan “Başkalarının Acısına Bakmak” kitabında Sontag,
Amerikan İç Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve Nazi ölüm kamplarından, Bosna,
Sierra Leone, Ruanda, İsrail, Filistin ve 11 Eylül 2001 New York City
trajedilerine uzanarak, savaş fotoğrafçılığının misyonu ve başkalarının
acılarına karşı duyarlı olmak üzerine eleştirilerini dile getiriyor.
“Başkalarının Acısına Bakmak” kitabı, 2003 Frankfurt kitap fuarında, Alman
Yayıncılar Birliği'nin verdiği Frankfurt Barış Ödülü'ne layık bulundu.
Sontag bu kitabında, başkalarının acılarını sadece seyrederek, onlarla
gerçekdışı bir bağ kurduğumuzu varsaydığımıza vurgu yapıyor ve şunları
ekliyor: “Ne kadar çok sempati duyarsak, acılara yol açan gelişmelerde bir
suçumuz olmadığı hissine kapılmamız da o kadar kolaylaşır.”
GÖZYAŞLARI İLE ISLANAN SERGİ...
(25 Aralık 2004) Kuzey Irak'ta katledilen gazeteci Mustafa Pekcan anısına düzenlenen fotoğraf sergisi Ankara'da Çağdaş Sanatlar Galerisi'nde açıldı.
Pekcan'ın Kızılay'da görevli iken gittiği Filistin ve Kuzey Irak'ta çektiği fotoğraflarla burada çektirdiği anı fotoğraflarından oluşan sergi, Foto Muhabirleri Derneği ve Çankaya Belediyesi'nin katkıları ile açıldı.
Açılışa Mustafa Pekcan'ın sevgili eşi Didem ile oğlu Can başta olmak üzere akrabaları ile Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin, Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Ateş Tümer, ATO Başkanı Sinan Aygün ile gazetecilerden oluşan kalabalık bir topluluk katıldı.
Açılış töreninde yapılan konuşmalarda Pekcan'ın mesleki başarılarının yanısıra insani özellikleri dile getirildi.
23 Aralık 1970 doğumlu Mustafa Pekcan'ın 34. yaş gününün de kutlandığı sergi duygulu anlara sahne oldu. Pekcan'ın fotoğraflarına bakan sevdikleri gözyaşlarını tutamadı.(yanda)
Fotoğraf: Abdurrahman Antakyalı
FOTO MUHABİRİ KENAN ÇİMEN'E SİLAHLI SALDIRI...
İzmir'de, KESK tarafından düzenlenen basın açıklamasının ardından çıkan
bıçaklı ve silahlı kavgada, Anadolu Ajansı foto muhabiri Kenan Çimen ayağından
silahla yaralandı.
KESK tarafından SSK Yenişehir Hastanesi önünde düzenlenen basın açıklamasının
ardından çıkan silahlı ve bıçaklı kavgada, Anadolu Ajansı foto muhabiri Kenan
Çimen ayağından vuruldu. Olayda 5 sendika üyesi de silahla ve bıçakla
yaralandı.
KESK'in basın açıklamasının ardından, Tüm-Tis ve Nakliyat-İş Sendikası üyeleri
arasında çıkan olayda ayağından tabancayla yaralanan AA fotomuhabiri Kenan
Çimen, ''Görevimi yapmaya çalışırken, bir anda ayağımda büyük bir acı
hissettim. Vurulmuşum'' dedi.
KESK'in Emek Platformu ile düzenlediği ''SSK'nin devredilmesi'' konusundaki
basın açıklamasının ardından, DİSK tarafından hastane bahçesine kurulan
çadırın fotoğrafını çektiğini belirten Çimen, muhabir arkadaşından bir başka
göreve gitmek üzere ayrılarak Çocuk Acil servis girişine doğru yürüdüğü
sırada, bir midibüsün önündeki grubun bağırıp çağırarak birbirlerini
tartakladığını gördüğünü söyledi.
Çimen, olayı şöyle anlattı:
''Diğer muhabir ve foto muhabirleri çadır açılışında olduğu için tek başıma
ajansın hizmet aracına doğru yürürken olayı gördüm. Tartışmanın sebebini
öğrenmek için yanlarına gittim ve birkaç kare fotoğraf çektim. O sırada bir el
silah sesi duydum, fotoğraf çekmeye devam ederken ikinci el silah sesiyle
birlikte ayağımda büyük bir acı hissettim, vurulmuşum. Sonrasını
hatırlamıyorum. Oruçlu da olduğum için sanırım baygınlık geçirdim. Alnımdan ve
kolumdan da bıçak yarası almışım, ancak kurşunun girmesinden önce böyle bir
acıyı hatırlamıyorum. Onların ne zaman olduğunu bilmiyorum. Olay sırasında
fotoğraf çektiğim makinem ve omzumda asılı bulunan objektiflerim de ortada
yok.''
Özel Kent Hastanesi'nde başarılı bir ameliyat geçiren meslektaşımıza "geçmiş
olsun" dileklerimizi gönderiyoruz.
MUSTAFA PEKCAN'I YİTİRDİK...
Kızılay'ın, Irak'ın Telafer kentindeki Türkmenlere gönderdiği yardım konvoyuna 20 Eylül'de Musul yakınlarında yapılan saldırıda ağır yaralanan Kızılay kameramanı, eski gazeteci Mustafa Pekcan, yaşam mücadelesini 2 Ekim 2004 tarihinde kaybetti.
1970 doğumlu Mustafa Pekcan, pek çok meslektaşının karşılaştığı 'işsizlik' girdabından kurtulmayı, evine ve henüz bir yaşını bile tamamlamamış çocuğuna ekmek götürmeyi Kızılay'da görev üstlenerek denedi, ancak ikinci yolculuğunda ölüme yakalandı. Vurulduğu yerde yapılan yarım yamalak tedavi ve Türkiye'ye geç getirilmesi Pekcan'ın ölümünün ardında pek çok soru işareti bıraktı.
Pekcan, uzun yıllar Ankara'da çeşitli gazetelerde polis-adliye muhabiri olarak çalıştı. Gazeteciliğinin yanı sıra insanlığıyla da tüm çalışma arkadaşlarınca sevilen biri olan Pekcan, işkolundaki istikrarsızlıkların bir türlü sona ermemesinden sürekli olarak şikâyet eder dururdu. Dost sohbetlerinde, "Artık huzur, istikrar istiyorum" diyordu. Yaklaşık iki ay önce kendince istikrarlı bir işe sahip olmuş, Kızılay Genel Müdürlüğü Basın Müşavirliği'nde foto muhabiri olarak göreve başlamıştı Pekcan.
Göreve başlar başlamaz hem uluslararası deneyiminin olması hem de iyi derecede dil bilmesi nedeniyle Kızılay'ın Filistin'e insani yardım malzemesi gönderdiği konvoyla birlikte oraya gitmişti. Kızılay'daki ilk görevini başarıyla tamamlayan Pekcan, Telafer'deki Türkmenlere yardım malzemesi gönderilmesi gündeme geldiğinde de akla gelen ilk isim oldu. Zaten kendisi de bu göreve talip olmuştu.
İçindeki gazetecilik ruhu sanki 'Oraya gitmelisin' diyordu. Pekcan'ın asıl amacı ise Kızaly'da bir-iki yıl çalışarak uluslararası deneyimini artırdıktan sonra ABD'ye yerleşmek ve fotoğrafçıkla ilgili çalışmalarına burada profesyonel olarak devam etmekti. Üstelik bir de 11 aylık bir erkek çocuğu babasıydı Pekcan, sürekli küçük çocuğunun geleceğini düşünüyordu.
Bu koşullar altında 19 Eylül günü Irak'a giden Pekcan'dan ertesi gün kötü haber geldi. Musul yakınlarında beraberlerinde iki İHA muhabiriyle birlikte üç Kızılay çalışanı silahlı saldırıya uğramıştı. İçlerinde sadece Mustafa'nın durumu ağırdı. Saldırganlar, konvoydaki yaralıların para, cep telefonu gibi tüm değerli eşyalarıyla birlikte ortadan kaybolurken Pekcan, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.
Musul'daki hastanede ameliyat edilen Pekcan'ın yaraları, buradaki sağlık koşullarının kötü olması nedeniyle mikrop kaptı. Amerikan hastanesine taşınması yönündeki talepler, ABD'liler tarafından, "Buradaki şartlarımız da yeterli değil" gerekçesiyle geri çevrilen Pekcan, ancak üçüncü günün sonunda Amerikan hastanesine nakledilebildi.
Bu sırada Kızılay Genel Müdürlüğü, Dışişleri Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı da ABD nezdinde girişimlerde bulunarak, "Onay vermeniz durumunda Pekcan'ı alabiliriz" mesajını iletti. Ancak ABD'li yetkililer,
Irak'taki savaş ortamını ve direnişçilerin saldırılarını gerekçe göstererek, "Sizin güvenliğinizi sağlayamayız. Üstelik Pekcan'ın sağlık durumu da transfere elverişli değil. Uygun olduğunda biz getireceğiz" karşılığını verdi.
Yaralanmasından altı gün sonra 25 Eylül Cumartesi günü ABD tarafından Ankara'ya getirilen Pekcan, Gülhane Askeri Tıp Akademesi'ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk kontrolde kurşun yaralarının olduğu yerlerde enfeksiyon ve ciğerlerinde ödem oluştuğu tespit edilen Pekcan, yoğun bakım ünitesinde solunum makinesine bağlandı. Ancak ölüm onun peşini bırakmadı. Önceki gece durumu ağırlaşan Pekcan, doktorların tüm müdahalelerine karşın solunum yetmezliği nedeniyle yaşama veda etti.
Mustafa Pekcan için 4 Ekim 2004'te son çalıştığı yer olan Kızılay önünde bir tören yapıldı. Pekcan'ın cenazesi, Kocatepe Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından doğum yeri olan Ankara'nın Mühye Köyü Mezarlığı'nda toprağa verildi.
YAPRAK DÖKÜMÜ SÜRÜYOR: EDDIE ADAMS DA ÖLDÜ
Foto muhabirliği dünyası, Henri Cartier Bresson ve Carl Mydans'tan sonra Eddie Adams'ı da yitirmenin üzüntüsünü yaşadı.
Vietnam Savaşı sırasında yakalanan bir Viet Konglu gerillanın Saygon'da sokak ortasında infazını fotoğraflayan ve ödül kazanan ünlü foto-muhabiri Eddie Adams hayatını kaybetti.
Vietnam Savaşı sırasında yakalanan bir Viet Konglu gerillanın Saygon'da Güney Vietnamlı bir subay tarafından sokak ortasında infazını fotoğraflayan ve bu fotoğrafıyla Pulitzer ödülü kazanan ünlü foto-muhabiri Eddie Adams 71 yaşında hayatını kaybetti.
New York-Manhattan'daki evinde hayatını kaybeden 71 yaşındaki Adams'ın, tarihe geçen ünlü fotoğrafı ve 13 ayrı savaşta çektiği fotoğraflarının yanı sıra dünyanın dört bir tarafında dergilere kapak, gazetelere manşet olan savaş, siyaset, moda ve şov fotoğrafları bulunuyordu.
Richard Nixon'dan başlayarak George Bush'a kadar çok sayıda ABD başkanının fotoğraflarını çeken Adams'ın ayrıca Papa İkinci Jean Paul, Deng Xiaoping, Enver Sedat, Fidel Castro ve Mikhail Gorbaçov gibi ünlü devlet adamlarının fotoğraflarını çekmişti.
Eddie Adams'a mesleki şöhretini kazandıran fotoğraf, 1 Şubat 1968 tarihinde Saygon'un Çinlilerin yaşadığı kesimindeki Çolon caddesinde Güney Vietnamlı askerler tarafından eli bağlı şekilde getirilen bir Viet Kong gerillasının Albay Nguyen Ngoc Loan tarafından kafasına silah dayanarak infazına dair fotoğrafı oldu.
Bütün dünya medyası tarafından birinci sayfadan kullanılan fotoğraf, Vietnam'da neler olduğuna dair Amerikan kamuoyunda da ilk tartışmaların yapılmasına yol açmıştı.
Bu fotoğrafıyla 1969 yılında Pulitzer ödülü kazanan Adams'ın, meslek hayatı boyunca aralarında 1978 Robert Capa Ödülü ve savaş fotoğraflarıyla aldığı üç adet George Polk Memorial Ödülü'nün bulunduğu 500'e yakın ödül kazandığı kaydedildi.
HENRI CARTIER BRESSON YASAMA VEDA ETTİ
Fransız fotoğrafçı Henri Cartier-Bresson, 95 yaşında Fransa'nın güneyindeki L'Isle-sur-la-Sorgue'da, hayatını kaybetti.
Paris yakınlarındaki Chanteloup'da dünyaya gelen Henri Cartier-Bresson, 20. yüzyılın en büyük fotoğrafçılarından biri olarak kabul ediliyordu.
Uzun süre foto muhabirliği yapan Cartier-Bresson'un 95 yıllık yaşamından geriye unutulmaz fotoğraf kareleri kaldı. O, fotoğrafın 'doğru zamanda doğru yerde' olan unutulmaz sanatçısıydı.
Eserleri birçok sanat müzesinin duvarlarını süsleyen Cartier-Bresson, doğal, insancıl fotoğraflarıyla belge fotoğrafçılığının bir sanat biçimi haline gelmesine katkıda bulundu.
Fotoğrafın olağandışı berraklık anlarında dış görünümün altında yatan anlamı yakalayabileceğini savunan fotoğrafçı, bu kuramını 'Hırsızlama Görüntüler' adlı kitabında bu kuramını açıklamıştı.
İkinci Dünya Savaşı'nda esir düşen sanatçı 1947'de Robert Capa ve David Seymour gibi fotoğrafçılarla birlikte Magnum Photos adlı fotoğraf ajansını kurmuş ve 1974'te ressamlığa başlamıştı.
İspanyol içsavaşı, Paris'in kurtuluşu, Mahatma Gandi'nin ölümü ve Çin Devlet Başkanı Mao'nun iktidardan inmesi gibi tarihi anları da ölümsüzleştiren oydu.
Henri Cartier-Bresson aynı zamanda, Stalin'in ölümünden sonra Sovyetler Birliği'ne girmesine izin verilen ilk Batılı fotoğrafçı olmuştu.
Fotomuhabiri.com'da Bresson ile ilgili detaylı bir çalışmayı, okumak için tıklayınız
FOTO MUHABİRİ CARL MYDANS ÖLDÜ
(17 Ağustos 2004) Life dergisi için 2. Dünya Savaşı ve benzeri büyük olayları izleyen Amerikalı foto muhabiri Carl Mydans 97 yaşında hayata veda etti.
New York Times muhabiri olan oğlu Seth, yaptığı açıklamada, babası Mydans'ın New York eyaletindeki Larchmont'da kalp yetmezliğinden dün öldüğünü belirtti.
Mayıs 1907'de Boston'da dünyaya gelen Carl Mydans, 1923'de gazetecilik okulundan mezun oldu ve 1936'da Life dergisi için foto muhabiri olarak çalışmaya başladı.
Kendisi gibi foto muhabiri olan eşi Shelley Mydans ile birlikte 1936 ile 1945 arasında 2. Dünya Savaşı'nın izledi. 1942'de Japonlar tarafından Manila'da esir alınan ve Şangay'a götürülen çift, 22 ay hapis kaldıktan sonra serbest bırakıldı.
Daha sonra Avrupa'ya dönen çift, İtalya ve Fransa'da müttefikleri izledi.
Carl Mydans, 1950-51'de Kore Savaşı'nı ve 1968'de Vietnam Savaşı'nı izledi. 17 Ağustos'ta hayata veda eden Mydans,
Life dergisi için 1971'e kadar Rusya ve Japonya'da muhabirlik de yaptı.
MEÇHUL FOTOĞRAFÇI AÇIKLANDI: CHARLES EBBETS
Bu fotoğrafı görmeyen var mı? Fotoğrafı görmemiş olsanız da mutlaka bir yerlerde ilüstrasyonlarına rastlamışsınızdır: 1932 yılında New York'ta, yerden metrelerce yüksekte, çelik bir inşaat iskelesi üstünde neşeyle öğlen yemeklerini yiyen 11 adamın fotoğrafı.
Ancak hemen herkesin tanıdığı bu kare, yakın geçmişe kadar yaratıcısı hakkındaki gizemini koruyordu. Ama ne adı ve ne de neden çekildiği kesin olarak bilinmeyen, elden ele dolaştığı yıllar boyunca 'İskele Üzerindeki Adamlar' diye anılan fotoğrafın 'ilk sahibi' artık biliniyor.
'Büyük Bunalım' yılları...
Meçhul fotoğrafçının 1932 yılında ünlü 'Büyük Bunalım' sırasında, Rockefeller Merkezi'nin inşasını fotoğraflamakla görevlendirilen Charles Ebbets olduğu açıklandı. 1978 yılında 72 yaşındayken ölen Charles Ebbets'ın hayat hikâyesi, en az hafızalara kazınan bu kare kadar ilginç.
Çünkü Ebbets, belki de büyük bunalım dönemlerini yaşayan herkes gibi, o işten bu işe savrulup durmuş.
Eline fotoğraf makinesi almadan önce oyunculuk, yarış otomobili pilotluğu, güreşçilik, avcılık, balıkçılık ve hatta uçak pilotluğu yapmış.
İskelede bir fotoğrafçı
Washington Post gazetesi, yedi yıl önce bu ünlü fotoğrafı çekeni bulmak için epey uğraşmış, ama hep çelişkili sonuçlara ulaşmıştı. Fotoğrafı arşivlerine alan Seattle merkezli fotoğraf ve imaj dağıtımcısı Corbis Inc. şirketi ise yaklaşık beş yıl önce Ebbets'ın kızına kadar ulaşmış.
Bu konu için bir araştırmacı tutan şirket, ulaştıkları sonucu açıklamak için Corbis arşivinin 100'üncü yıl kutlamalarını beklemiş. Corbis'in tarihi fotoğraflar bölümü direktörü Ken Johnston'a göre ellerindeki en kesin kanıt, Ebbets'ın bir fotoğrafı. Ebbets, fotoğrafta benzer bir iskelenin üzerinde ve işçilerinkine benzer bir kayıtsızlık içinde, fotoğraf
makinesini ayarlıyor! Arkada Empire State binasının silüeti görülüyor.
Kızı Tami Ebbets Hahn'ın verdiği bilgiye göre, 1905 yılında doğan Charles Ebbets, eline ilk fotoğraf kamerasını sekiz yaşındayken, annesinin hesabına yazdırdığı mahalledeki bir dükkândan almıştı.
Ordu için de çalıştı
Gençliğinde kısa bir süre sinema oyunculuğuyla da ilgilendikten sonra, gazeteler ve ABD ordusunun dergileri için fotoğraf çekmeye başladı. O dönemlerde çektiği fotoğlaflar, 'İskele Üzerindeki Adamlar' da dahil olmak üzere New York Times gazetesinde ve National Geographic dergisinde de yayımlandı. Ebbets, daha çok doğa ve manzara görüntüleriyle ilgileniyordu. Ancak 1935 yılında ABD'de 400'den fazla kişinin ölümüne sebep olan kasırgayı ve Seminole Kızılderililerinin gizli ve kutsal seremonilerini de görüntülemeyi başarmıştı. Ebbets, 1978 yılında, 72 yaşında hayata veda etti.
1-
2-
3