ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 


 

"Fotoğraf Ajansları Ekseninde 1950’li Yıllardan Günümüze, Dönüşen Fotoğraf Üretimi, Dağıtımı ve Mülkiyet İlişkileri -1"
 

 

TOLGA HEPDİNÇLER
Ankara Ünv. İletişim Fakültesi Fotoğraf ve Grafik Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi


GİRİŞ

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan ilk fotoğraf ajansları, fotoğrafın yaklaşık yarım yüzyıldır süregelen toplumsallaşma sürecinin en son halkası olarak görülebilirler. Fotoğrafın toplumsallaşmasının ardından geniş kitlelere yayılması ve medyanın ihtiyaçları beraberinde yeni mülkiyet ilişkilerini, üretim ve dağıtım sürecini meydana getirmiştir. Ajansların kurumsal örgütlenmesi de özellikle medya ile ilişkili olarak değişim göstermiştir. Günümüzde fotoğraf ajanslarının yeni medya ile paralel olarak yeni dağıtım biçimlerine yöneldiğini ve yeni medya sahiplikleri ile yeni mülkiyet ilişkileri içine girdiğini gözlemlememiz mümkündür.

Bu bağlamda çalışmanın amacını oluşturan, temel soru, sayısal medyanın yaygınlaşması ile fotoğrafının entelektüel mülkiyetin kurumsal olarak elinde bulunduran geleneksel ajansların nasıl yeni üretim, mülkiyet ve dağıtım örgütlenmesine girdiği ve ajansların işlevlerinin yeni medyaya bağlı yeni örgütlenme biçimleriyle nasıl bir dönüşüme uğradığı olacaktır. Burada özellikle üzerinde durulması gereken, geleneksel fotoğraf ajanslarının örgütlenme biçimleri, fotoğrafa bağlı olarak entelektüel mülkiyet, sayısal medya ve onunla birlikte yeni mülkiyet ilişkilerinin söz konusu olduğu teknolojik ve sektörel yöndeşme kavramlarıdır.

I. Kavramsal Çerçeve:

1.1 Ajansların Kısa Tarihçesi:

Fotoğrafın basılı medyada ilk kez kullanıldığı 1848 tarihli Saint-Maur sokağındaki barikatları gösteren fotoğraftan bu yana, fotoğraf yazılı basının ayrılmaz parçası haline gelmiştir. Önceleri fotogravür tekniği ile sınırlı olarak yeniden üretilen fotoğraf, daha sonraları matbaa tekniğinin gelişmesi, özellikle de half-tone adı verilen fotoğraf baskısı tekniğinin gelişmesi ile yaygınlaşmıştır. 1902 yılında da Arthur Korn isimli alman bir bilim adamının foto-telgraf konusundaki çalışmasının başarısı ardından, 1907 yılında Berlin ve Paris arasında kurulan ilk foto-telgraf hattı ile, fotoğrafın kitlesel kullanımını kökten bir biçimde değiştiren bir dönüşüm yaşanır. Bu gelişmenin ardından çok sayıda fotoğraf, sınırların ötesine eş zamanlı olarak yayılmaya başlamış, fotoğrafın zaman ve uzamında radikal dönüşümler meydana gelmiştir. 1914 yılında Le Journal isimli adlı Lyon Fuarını açan Başkan Pioncare’nin fotoğrafları gazetede bu teknoloji kullanılarak yayınlanır. Tüm bu gelişmeler ışığında, fotoğraf sınırlı sayıda, eş zamanlı ve kitlesel olmayan bir tüketim aracından; sayıları 19.yy’nin sonlarında sadece Fransa’da yirmi yedi adet olan resimli gazete ile kitlesel, olay anı ve aktarım arasındaki süreyi saniyelerle ifade edilebilecek kadar kısaltan eş zamanlı, üretim açısından da yeni görüntü üretme teknikleri özellikle de hafi taşınabilir fotoğraf makinelerinin geliştirilmesi ile de çok sayıda üretilen ve kopyalanabilen tüketim aracına dönüşmüştür.

Fotoğrafın kitlesel tüketim aracı olarak daha geniş bir uzama yayılması, Birinci Dünya savaşı ile gerçekleşmiştir. Fotoğrafın kitlesel kullanımını dönüştüren bu gelişme, kaçınılmaz olarak beraberinde fotoğrafın çok sayıda üretilmesi, arz ve talep arasındaki dengenin sağlanmasını gerektirmiştir. Sınırlı sayıdaki yayının kuruluşları tarafından görevlendiren az sayıda muhabir, az sayıda fotoğraf üretebilmiş ve sınırlı sayıda fotoğraf yazılı basında yer bulmuştur. Bununla birlikte, Birinci dünya Savaşında yaşanan arz-talep dengesizlik, savaşın ardından, Almanya’da yayınlanmaya başlayan Berliner Illustrate Zeitung, Arbeiter Illusrtrate Zeitung, Amerika’da Life ve Fransa’da Match ağırlıklı olarak fotoğraf kullanan, resimli dergi ve gazetelerin yayınlanmaya başlaması ile belirgin bir hal almıştır. 1930’lu yıllarda Vogue, Harper’s Bazaar, Excelsior gibi özel, genellikle moda ağırlıklı, dergilerin yayın hayatına başlaması, sadece haber fotoğrafına değil aynı zamanda bu alan dışındaki fotoğraf talebini karşılamayı da gerektirmiştir.

Yayın kuruluşları once kendi bünyelerinde çalıştırdıkları fotoğrafçılar ile talebi karşılamaya çalışırlarken, ekonomik olarak bu süreci karşılayamayınca, freelance olarak adlandırılan yeni bir fotoğrafçılık anlayışının doğuşuna ön ayak olurlar. Freelance, fotoğraçılar hiç bir yayın kuruluşuna bağlı olmadan, çektikleri fotoğrafları belli bir komisyon karşılığı satarak, yeni bir pazarın oluşmasını sağlarlar. Yazılı basın, ise freelance fotoğrafçıların ürettikleri fotoğrafları, tasnif etmek üzere fotoğraf kütüphaneleri oluştururlar. 1930’lu yıllarda özellikle Almanya’da artan fotoğraf talebi üzerine, freelance fotoğrafçıların bağlı oldukları ilk iki fotoğraf ajansı kurulur. Rudolf Binback tarafından yönetilen Weltrundschau ve Simon Guttman tarafından yönetilen Dephot, alman yazılı basınına yeni yaklaşım ve imgeleriyle katkı sağlarlar. Bu dönemde Almanya hem Associated Press gibi hem büro bazında hem de ajans olarak görüntü üretimini sağlayan iki farklı kaynağa da ev sahipliği yapmaktadır. Bu ajanslar 1933 yılında Nazilerin iktidara gelişinin hemen ardından dağılır ve ajansların bünyesinde bulunan fotoğrafçıların büyük bir kısmı, öncelikle İngiltere, ardından A.B.D. ve Fransa’ya göç ederler. Yaşanan bu gelişme Amerika’da Black Star, Fransa’da da Aliance Photo’nun kuruluşuna öncülük eder. Özellikle, Alliance Photo, 1947 yılında kurulacak olan Magnum fotoğraf ajansının çekirdek kadrosunu barındırması açısından da dikkat çekidir.

1.2 Geleneksel Fotoğraf Ajansları Üretim ve Dağıtıma Dayalı Örgütlenmeleri:

Fotoğraf Ajansları, haber ajansları ile benzer şekilde örgütlenen ancak yayın kuruluşları için haber yerine fotoğraf toplayıp, belli ücret ve abonelik karşılığı bunları satan özel ya da kamuya ait kuruluşlardır. Geleneksel anlamda ajansları göz önüne alındığında, ajans örgütlenmelerinde iki farklı ajans çeşidinin varlığını gözlemleyebiliriz. Büro bazında fotoğraf üreten ajanslar ki, bunların arasında Associated Press, Reuters gibi uluslar arası düzeyde tanınan haber ajanları yer almaktadır, diğer tarafta ise, daha çok freelance fotoğrafçılar tarafından kurulan fotoğraf ajanları bulunmaktadır.

Kurumsal açıdan geleneksel olarak örgütlenmeye en belirgin örnek olarak 1947 yılında David Seymour, George Rodger, Robert Capa ve Henri-Cartier Bresson tarafından kurulan Magnum Fotoğraf Ajansı verilebilir. Ajansın örgütsel yapılanması bağlamında coğrafi örgütlenmesi dikkate alındığında, ajansın iki ana merkez; Paris, New York; iki yardımcı editöryal merkez üzerinde; Tokyo ve Londra örgütlendiğini gözlemleyebiliriz. Bu dört merkeze bağlı, ajans mülkiyetinde olmasalar da on beş alt-ajans (yedek ajans) ile coğrafi örgütlenmesini tamamlar. Paris, New York, Tokyo ve Londra’daki editöryal merkezlere bağlı elliye yakın tam üye fotoğrafçının ajans için çalışmaktadır. Tam üye fotoğrafçıların yanı sıra, hiyerarşik olarak bir alt kategoride yer alan sayıları sekseni bulan tam üye adayı fotoğrafçılar, onun bir alt kategorisinde ise aday fotoğrafçılar yer almaktadır. Dağıtım örgütlenmesi incelendiğinde ise, ajansa bağlı tüm tam üye fotoğrafçıların fotoğrafları ile ilgili olarak karar verme hakkına sahip olduğu gözlemlenmektedir. Ajans, dağıtım için daha önceden anlaşmış olduğu, yayın kuruluşunun talepleri doğrultusunda, fotoğrafçıların kendi isimleri ile etiketlenmiş şekilde fotoğrafların dağıtır, bunun ardından ise fotoğrafın tüm telif hakları fotoğrafçının kontrolüne girer. Magnum Fotoğraf ajansının kurumsal örgütlenmesinin en üst basamağında dört merkezin başında bulunan. bulunan editörler grubu yer alır. Fotoğrafçıların üretimi ve çalışma süreleri editörler tarafından kısıtlanmadan, ajansın maddi desteği ile çalışmalarını sürdürürler. Ajansın en önemli ilkelerinden biri ajansa tam üye her fotoğrafçının aynı zamanda ortaklığını sürdürmesidir.

Büro bazında ajans örgütlenmesi göz önüne alındığında Associated Press’in kurumsal yapılanması örnek verilebilir. AP’nin editörler ve yöneticiler grubu AP üyeleri tarafından belirlenir. Belirlenen yönetici sayısı en az on sekiz en fazla yirmi dört kişidir. En az üç yönetici, nüfusları elli binden az olan kentlerdeki ve nüfusları elli binden fazla olan kentlerde gazeteler tarafından kontrol edilmeyen ya da onlara bağlı bulunmayan yayınları temsil ederler. Associated Press yönetici kadrosu tarafından yetkilendirilen yönetim kurulu, çoğunluk oyuyla ve iki yıllık dönemler için dört ek yönetici daha belirlerler. Geleneksel olarak bu sandalyeleri, yayıncılık mülkiyeti temsilcileri ellerinde tutarlar. AP geleneksel dağıtım sürecini ise, anahtar kentlerde bulunan fotoğrafçı grubunun bürolar arası oluşturduğu trafik,hava yolu ya da daha önceden tren ile gerçekleştirir. Fotoğrafçılar AT&T’nin kurduğu fotoğraf aktarım sistemi ile de fotoğraflarını bürolara göndeririler.

1.2. Sayısal Medya ile Teknolojik Yöndeşmeler:

Fotoğraf Ajanslarının yapısal dönüşümünün temelinde yeni medyaların ortaya çıkışı ve buna bağlı olarak, teknolojik ve sektörel yöndeşme kavramlarının, ajans üretim, dağıtım ve mülkiyet ilişkilerinde etkin rol oynadığı gözlemlenmektedir. Yeni medya olarak da adlandırılan sayısal medyanın ve onu izleyen yöndeşme (convergence) süreçlerinin tanımlanması gerekmektedir. Yeni medya, kavramı 20.yy’nin son çeyreğinde bilgisayar kökenli tüm yeni iletişim teknolojileri için dile getirilen oldukça geniş bir alanı işaret etmektedir. Gözlemlenen yeni medyanın tanımlanmasında sınırların tam anlamıyla çizilmiş olmadığıdır. Kavramın genişliği hakkında Lev Manovich yeni medya nedir sorusu altında şu tanımlamayı yapmıştır. Ona göre popüler anlamada tartışmaların yer aldığı konular kavramı tanımlamaya başlamak için başlangıç olabilir: internet, Multimedya bilgisayarlar, bilgisayar oyunları, CD-rom ve DVD’ler, Sanal gerçeklikler (VR). Ancak, Manovich burada durmanın da yeterli açıklamayı getirmediğine inanmaktadır ve yeni medyaya sayısal video ile üretilen televizyon programları, 3-D animasyon ve sayısal kurgu içeren filmler, sayısal olarak üretilen fotoğraf görüntülerini ekler (Manovich, 2001:19).

Sayısal teknolojiler bağlamında karşımıza çıkan bir diğer kavram ise yöndeşmedir. Sayısal anlamda yöndeşme ses, video ve veri iletişiminin tek bir kaynakta, tek bir verici de ve tek bir alıcı da birleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Sayısal teknoloji ile günümüzde, telefon ya da televizyon ile metin içerikli elektronik postalar gönderilmesi, radyo kanalları ile gerçek zaman videolarının aktarılması ve kişisel bilgisayarlardan televizyon izlenip, radyo dinlenmesi mümkün olmuştur. Çalışmada üzerine vurgu yapılan iki tür yöndeşme sürecidir. Bunlar teknolojik ve sektörel yöndeşmelerdir. Teknolojik yöndeşme başlığı altında vurgulana sayısal medyanın yöndeşmesini iki aşamada incelememiz mümkündür. İlk boyutta, evrensel boyutta bilgi paylaşımı ve etkileşim sürecinin merkezinde yer alan internet yer almaktadır. İnternet dar bantta metinlerin, sayıların ve görüntülerin karşılıklı değişimini içermektedir. İlk aşamadaki sayısal yöndeşimin kurulan teknolojileri veri tabanları, web ve elektronik postadır. İkinci aşama ise zengin medya olarak adlandırılan, geniş bantta etkileşimli multimedya teknolojisini içermektedir. Bu aşamada ses ve video görüntüsü yöndeşme süreci içerisine girmektedir. Nicholas Negroponte bant genişliğini, enformasyonun belli bir kanaldan geçme kapasitesi olarak tanımlamaktadır (Negroponte,1996). Ona göre, bunu bir borunun çapı ya da bir otoyoldaki şerit sayısı ile ilişkilendirmemiz mümkündür. Geniş bantta dar banda kıyasla daha büyük kapasitede ve hızlı bilgi akışı gerçekleşmektedir. Akış içerisinde olan bilgi olgusu veri, ses, görüntü, işitsel ve görsel öğeleri –bunlar içinde konuşmalar, sayılar ve sözcükler, grafikler, müzik, filmler ve oyunlar yer almaktadır- içinde barındırmaktadır. Bu kadar öğeyi bir arada tutmak içinde geniş bant genişliğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu öğelerin hepsi farklı bant genişliğine ihtiyaç duymaktadırlar. Örneğin, sesli iletişim daha dar bant genişliğini gerektirirken, hareketli görüntüler daha geniş bant genişliğine ihtiyaç duymaktadırlar. İletişimin hızı da bant genişliğinden etkilenmektedir. Eğer bant genişliği yeterince genişse, büyük miktarda bilgi hızlı bir biçimde hareket eder.

Sektörel yöndeşme ise geleneksel olarak ayrı olan endüstrilerin yeni medyaya bağlı olarak bir araya gelmesi olarak tanımlanabilir. Örneğin, kurumsal olarak ayrı olan telekomünikasyon ve yayıncılık endüstrilerinin, çapraz mülkiyet bağlamında endüstriyel yapının yöndeşmesi şeklinde tanımlanmaktadır . Sektörel yöndeşme bağlamında 90’lı yıllarda gerçekleştirilen yeni şirket oluşumları olan Time Warner-AOL, Disney-Infoseek, Bertelsman-BarnesandNoble, USA Today-Lycos gibi örnekler verilebilir.

1.3 Entelektüel Mülkiyet:

Fotoğrafın üretim ve mülkiyet ilişkileri bağlamında, karşımıza çıkan bir diğer kavram ise entelektüel mülkiyet kavramıdır. Entelektüel mülkiyet 17.yy’ın sonunda Fransa’da temelleri atılan bir kavramdır. Volter, Didro, Russo ve diğer çağdaş Fransız filozofları tarafından doğal haklar teorisinin mantıksal sonucu olarak geliştirilmiştir. Bu teoriye göre. Herhangi bir yaratıcı ürünün yaratıcısının haklarının yaratıcı hakları, onun yaratıcı aktivitesine dayanan ve tespitine bakılmadan var olan, ayrılmaz hakkıdır.

Günümüzde entelektüel mülkiyet kavramı, dünyanın çeşitli ülkelerinde yasamayla ilişkin uygulamalarda geniş bir biçimde kullanılmaktadır. 1967 yılında Stockholm’de imzalanan anlaşmaya göre kurulan Evrensel entelektüel mülkiyet (WOIP) Örgütü kurulmuştur. Bu anlaşmaya göre entelektüel mülkiye hakları olarak anlaşılabilecek temel yaratıcı ürünler belirlenmiştir. Bunlar edebi, sanatsal ve bilimsel üretimler, aktörlerin faaliyetleri, ses kayıtları, televizyon programları, bilimsel keşifler, endüstriyel örnekler ve markalar gibi geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.

Sayısal entelektüel mülkiyet hakları kavramı ise, sayısal olarak sunulan, entelektüel mülkiyet nesnelerini sembolize etmektedir. Gelişen enformasyon teknolojileri bağlamında ve sayısallaşma ile sanat eserinin entelektüel mülkiyetinin sınırları yeniden belirlenmiştir. Sanat eserinin özgül entelektüel mülkiyeti sınıflandırılmasında, her tür sanat yaratısının entelektüel mülkiyetin dünyanın çoğu ülkesinde benzer yasama kriterleri içerisinde benzer şekilde sınıflandırıldığını görebiliyoruz. Bu bağlamda sanat eseri yazı(el yazması, müzik kaydı vb.), sözel, ses ya da video kaydı (mekanik, manyetik, sayısal, optik vb.), görüntü (resim, plan, fotoğraf, film vb.), hacimsel uzam (heykel, modelleme, bina vb.) olarak sınıflandırılmaktadır.

2. Yeni Medya Yaklaşımları :

2.1 Sektörel Yöndeşmeye Dayalı Yeni Medya Ekonomisi ve Entelektüel Mülkiyet:

Yeni medyanın ortaya çıkışı ile ilgili kavramalaştırmanın sadece, yeni teknolojilerin ortaya çıkışı ile ilişkilendirilmemektedir. Alvin Toffler, bu süreci “üçüncü dalga” başlığı altında tanımlayarak, teknolojik yöndeşmeler ve dünya ölçeğinde medya yöndeşmeleri ile yirminci yüzyılın sonunu haber ve bilgi bağlamında devrimci bir “değişimle” ilişkilendirir. Ona göre bugüne kadar benzeri görülmemiş ekonomik, toplumsal ve kültürel çağın ortaya çıkışı yeni medya ile söz konusu olmuştur. Toffler’in vurguladığı anlamda yeni medya teknolojilerini ortaya çıkışıyla meydana gelen değişimin, 19.yy’daki endüstri devrimi ile ortaya çıkan yeni teknolojiler kadar önemli olduğu dile getirilmektedir (Maharzi,1997:11). Günümüzde yaşanan değişim bilgiye dayalı yeni uygarlığın işaretleri olarak görülmektedirler. Toffler’in ortaya attığı üçüncü dalga kavramı batılı toplumların üç temel aşamanın sonuncusunu işaret etmektedir. Bu aşamalardan ilki ekonomik aktivitenin büyük ölçekte maddi öze dayalı olduğu tarım toplumunu, ikinci aşama ise bugün dona ermekte olan, kitle üretim yöntemlerine dayalı endüstri devrimini, üçüncü aşama ya da Toffler’in kavramlaştırdığı şekliyle üçüncü dalga, bilgi ve yeni teknolojiler çağını işaret etmektedir. Bu aşamada global ağ sistemleri sadece bilgi için patika değil, aynı zaman tecimsel ürünleri işlemenin parçası olan yeni bilgi oluşturmanın yöntemi haline dönüşmüştür. Bu süreç bilgiye dayalı toplumun yeni ham maddeleri haline dönüşen bilgisayar yazılımları, bilgisayar uygulamaları ve hizmetler gibi özdeksel olmayan süreçlerin altını çizmektedir.

Toffler’in vurguladığı anlamda üçüncü dalganın ortaya çıkışı ile ekonomik, politik ve kültürel değerlerin hiyerarşisi kırılmaktadır (Maharzi,1997:11). Örneğin, komünikasyon dünyası yapı olarak sınırlı, hükümetler tarafından kurulan ekonomileri, serbest ekonomiye yönlendirilmiş bol kaynaklı ve değişeme dayalı ekonomilere yönlendirmektedir. Bu değişim, hem telekomünikasyon ve hem de işitsel ve görsel alandaki bilginin dağıtımı ve yayılmasını sağlayan tekellerin hızla ortadan kalkmasın yol açmaktadır. Üçüncü dalga sürecinde, inanlık tarihinde ilk kez, özdeksel olmayan üretim ile sermeyenin, düşüncelerin ve görüntülerin global değişimini sağlamaktadır. Multimedya, video konferans vb. teknolojilerindeki gelişmeler, bilgiyi dönüştürme yeteneğini, bilgiyi yayma ve paylaşma olasılıklarını arttırmıştır. Örneğin, CD-Rom teknolojisi tek bir alan üzerinde farklı biçimlerde medya ile, herhangi bir özgül bilgiye daha geniş boyutta ulaşma olanağı sağlamıştır. Nicholas Negroponte’de Toffler’in çizgisini izleyerek internetin bant-genişliğinin artmasına bağlı olarak daha çok enformasyon akışının gerçekleşeceğini buna bağlı olarak da daha fazla ademi merkezi ve parçalara ayrılmış yapı alacağını savunmaktadır. Negroponte bu bağlamda, önceki geleneksel medyanın enformasyonun aktarılmasındaki ölçek ve hız sorunlarının da aşılarak herkesin istediği enformasyona ulaşabileceğini açıklamaktadır.

Herbert Schiller ise Toffler ve Negroponte’nin aksine tekellerin ortadan kalkmayacağını aksine bu sürecin küresel bir feodalizm doğurabilme ihtimali bulunduğunu söylemektedir (Schiller, 2000: 124-26). Ona göre, şaşırtıcı teknolojik gelişmelere, endüstriyel toplanmaya, ve birleşmelere, yeni global ortaklıklara ve yeni iletişimsel seslere rağmen dünya enformasyon düzeni geniş anlamda yine tek bir ulusun elinde bulunacaktır. Buna rağmen Schiller veri üretiminin ve medyanın daha fazla alt merkezlerini olacağını ancak, onlarında merkezi üreticilerinin emrinde kalacağının söylemektedir. Schiller, sayısal ticaretin serbest akışı bağlamında, entelektüel ürünün mülkiyetinin yeni bir önem seviyesine ulaştığını söyler. Bilginin gerçek serbest akışı, entelektüel ürün yasalarının kaybına, yaratıcı çalışmanın nerede meydana geldiyse artan genel ve serbest erişimine yol açacaktır. Laster Thurow ise bu entelüktüel hakların, çağdaş şirketlerin başarı ya da başarısızlığının merkezinde yer aldığını söyler. Ona göre, ortaya çıkan sayısal dönem, tarihsel bir gelişmeyi izlemektedir. Sanayi devrimi ile paralellik kurarak, tıpkı sanayi devriminin İngiltere’de müşterek topraklarını lağveden bir hareketle başlaması gibi, dünyanın şimdi, toplumsal olarak yönetilen, entelektüel mülkiyet hakları hareketine ihtiyacı olduğunu ya da İngiltere’de müşterek topraklarda üç yüz sene önce olduğu gibi, entelektüel mülkiyetin kapışılmasına seyirci kalınacağını söylemektedir (Schiller,2000:127).

Teknolojik ve sektörel yöndeşme süreçleri beraberinde elektronik ve sayısal iletişim sektörünü düzenleyici reformlarını ve ekonomi-politik analizlerini etkilemiştir. Geleneksel olarak telekomünikasyon ve yayıncılık alanları olarak iki alt kategoriye ayrılan sektör, söktörün liberalleştirilmesine ve daha az seviyede globalleşmesine yoğunlaşmıştır. Michael Latzer’a göre, Multimedya, bilgi otobanları, enformasyon toplumu gibi kavramlarla açıkladığı medyanın yaşadığı dönüşümün, klasik telekomünikasyon ve yayıncılık dikotomisi ile açıklanması mümkün görünmemektedir. Ona göre oluşan yeni kategoriler, artan bir biçimde politika problemlerini, özelliklede düzenleyici politika problemlerini beraberinde getirmektedir (Latzer,1997).

DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ


DİPNOTLAR:

(1) Bu tür yöndeşmelere Hybrid (melez) yöndeşmeler adı verilmektedir.
(2) Entelektüel mülkiyetin yasama tarafından kullanımına ve sanat eserinin tanımlayıcı sınıflandırmasını örnek olarak Türkiye’de bu konu ile ilgili yasal düzenlemeyi örnekleyebiliriz. 5846 numaralı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” 25. maddesine göre geleneksel ya da sayısal görüntülerin entelektüel hakları “Bir eserin aslını veya çoğaltılmış nüshalarını, radyo-televizyon, uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması ve yayınlanan eserlerin bu kuruluşların yayınlarından alınarak başka yayın kuruluşları tarafından yeniden yayınlanması suretiyle umuma iletilmesi hakkı münhasıran eser sahibine aittir” açıklaması ile korunmaktadır.