ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 
 
 
 

Savaşın tanıkları: Savaş Fotoğrafları

Kenneth F. Irbiy

 

Bir fotoğrafın binlerce kelimenin yerini tuttuğu bir gerçek. Tek kare bir fotoğraf sadece binlerce kelimenin yerini tutmaz, bazen binlerce fotoğrafın da yerini tutar. Özellikle savaş zamanlarında, bazı fotoğraflar tarihin akışını değiştirecek bir güce sahip olabiliyor.

Irak’tan son zamanlarda yayınlanan fotoğraflar -özellikle cezaevlerindeki suistimalleri gösteren ve ardı ardına medyaya yansıyan fotoğraflar- bu kategoride sayılabilir. Fotoğrafların en büyük özelliği, halkı derin bir şekilde etkilemesi ve orada neler olduğu hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlaması.

Savaşın korkunç yüzünü betimleyen dramatik ve trajik fotoğrafları yayınlama kararını vermek hiç kolay bir şey değil. Belki eski çağlarda mağaralarda yaşayanlar da, duvarlarına savaş resimleri çizdiklerinde kendilerini huzursuz ya da rahatsız hissetmişlerdir. Biz şunu biliyoruz ki, savaş ve fotoğrafçılığın modern çağının başından sonuna, gazeteciler gerçek haberi vermeyi en üst düzeye çıkarmakla, zararı en aza indirmenin arasında bir denge kurmayı başarabilmenin mücadelesini verdiler. Irak’tan gelen son “grafik resimler” de bu mücadeleyi biraz daha ateşledi.

Ülkenin dört bir yanındaki gazeteler, Irak’tan son gelen işkence ve hatta ölümleri gösteren bu fotoğrafları kullanıp kullanmama konusunda farklı kararlar verdiler, ve -Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in Cuma günü yaptığı konuşmada söylediği gibi *- daha zalimce olan yeni fotoğraflar ve video görüntülerinin halka sunulması konusunda muhtemelen daha güç kararlar verme aşamasındalar.

Şu ana kadar Amerikan medyasının büyük çoğunluğu şu düşünce içinde: Vatandaşlar, dürüst bilgiler ile karşılaştıklarında en doğru kararı kendileri verirler.

Geçmişteki çatışmaların bazı “ikonik” fotoğraflarının yarattığı tesiri bir hatırlayın: Örneğin, Güney Vietnam Ulusal Polis Şefi General Nguyen Ngoc Loan’ın bir Viet Cong devlet memurunu Saigon’da tek atışla vurduğu anı gösteren 1968’de çekilmis ünlü fotoğraf.Veya Nick Ut’un 1972’de çektiği napalmla yanmış 9 yaşındaki Kim Phuc’un yardım ararkenki anı...

Daha yakın geçmişten, 1991’deki Çöl Fırtınası Operasyonu’nda çekilmiş sayısız “Ölüm otoyolu” fotoğraflarını hatırlayın, Özellikle bir tanesini, Iraklı askerin aracının tekerleğinde yakılmış haldeki fotoğrafını..Az daha unutuyorduk, Paul Watson tarafından 1993’te çekilen, bir Amerikalı askerin yaralı vücudunun Somali Mogadishu’nun kirli sokaklarında kızgın Amerikan düşmanları tarafından sürüklendiği anı gösteren fotoğraf..

Bu fotoğraflar gazetecilik açısından kabul görmüş fotoğraflar. Hala, en büyük ödül dünyanın ilgisini çekecek şeyler hakkında kamuoyunu bilgilendirmek. Bütün bunlar halk bilincini geliştiriyor veya bir şekilde politikayı kenara sıkıştırıyor. Vietnam fotoğrafları savaş karşıtı çabaları daha da hareketlendirdi, ayrıca diğer vatandaşların da orduyu desteklemesini sağladı. Somali fotoğrafı, Başkan Clinton'ın Afrika'daki askerleri geri çekme konusundaki kararını etkiledi. Ölüm Otoyolu fotoğrafları ise çabuk ve temiz savaş imajını lekeledi.

Irak'taki savaşa hızla ilerlediğimizde ise dört müteahitin cinayetini gösteren fotoğrafları görüyoruz; onların yanan vücutları, parçalanmış cesetlerin tiksindirici hali ve vücutlarının Felluce'deki bir köprüde sallanması..(5) Ve melankolik kırmızı bir örtü ile örtülmüş toplu mezarlar.. ve bir uçağın kargosuna yerleştirilmiş "mavi"ler...

Ve şimdi bazı Amerikan askerleri tarafından Iraklı esirlere cezaevinde yapılan tartışmalı davranışlar... Son on gün içinde, vahşetin fotoğrafları dünyada yazılı ve görsel medyanın hemen çoğunda yayınlandı: Iraklı esirler bir piramidin ucuna çıplak olarak oturtulmuş, tel örgüyle sarılmış ve kancalanmış bir Iraklı, bez sedyeye toplu iğneler ile iliştirilmiş bir Iraklı, çırılçıplak bir esirin boynuna bağlanmış tasmayı ucundan tutan bir Amerikalı bayan asker..

Bu ve benzeri fotoğraflar, gerçeğin mesajını taşır ve hiçbir şeyle ölçülemeyecek bir şeklide güvenilirliği ortaya koyar, bunlar aslında "görsel bilginin makaleleri"dir. Gazeteciler vatandaşların şunu anlayabileceğinden eminler; Amerikan hükümeti bu yayınları kontrol etmeye çalışıyor. (Pentagon, CBS'e cezaevi fotoğraflarını yayınlamaması konusunda talepte bulunmuştu) ve teröristler de bunu kötüye kullandılar.

Bu yüzden, zorlayıcı ve genellikle rahatsız edici fotoğraflar insanları her zaman tatmin etmez. Bu da habercinin rolü değildir.

Tartışmacılar ve haber toplantılarını yönetenler, görsel gerçekleri yayınlamada "doğru şeyi yapıp yapmadığı" konusunda fazlasıyla ıstırap ve eziyet çekiyorlar. Geçen hafta cezaevi fotoğraflarını uzun tartışmalardan sonra yayınlama kararı veren Washington Post'un Fotoğraf Editörü Michel duCille,"Biz fotoğrafları yayınlamakla bir taraf tutmuş olmuyoruz" diyor. Orange County Register'ın fotoğraf direktörü Marcia Prouse'un dediği gibi, "Fotoğrafların haber değeri tat faktöründen daha mı ağır bastı?"

"Tat" nasıl tanımlanır. Sözlük anlamı "tat" kelimesini bir uygunluğu gösteren şekil, stil ya da tarz olarak açıklar. Haberciler ise bu kelimeye daha soyut anlamda kullanırlar. Şöyle;

- Bir insan bu fotoğrafa nasıl bir reaksiyon verir ?

- Fotoğrafta ceset görüntüsü var mı ?

- Fotoğrafta kan var mı ?

- Fotoğrafta insanlar çıplak mı gözüküyor ?

- Benim çocuğum bu fotoğrafı görürse ne olur?

Ülke çapındaki bir çok haber toplantısında, Irakla ilgili bazı fotoğraflar bu testi geçmeyi başaramadı. Pek çok gazeteci fotoğrafları yayınlamama konusunda karar verirken, birçoğu da yayınlamanın önemli olduğunu düşündü, fakat sonunda bazı fotoğraflar yayınlanmadı. Gerçekten, birçok editör okuyucuların ve izleyicilerin bu tip fotoğrafları görmek istemediği yönünde karar verdi. Diğer taraftan, bazı gözlemciler haber toplantıları yöneticilerinin telefonlar, mektuplar ve elektronik postalarla ya da abonelik iptali ve kanal değiştirmeyle kuşatılarak baskı altında kaldığını söyleyebilir.

Foto muhabirliğinin birinci görevi, ortak dünyamızın çeşitli bakış açılarının ve günün belli başlı olaylarının dökümantasyonunu oluşturup anlatmak.

Yeni fotoğraflar hakkında kararları ne olursa olsun, pek çok haber kuruluşu, Bush'un Irak'tan eve dönen tabutların fotoğraflarının çekilmesi konusundaki -nedeni askerlerin ailelerine saygı olarak açıklanmıştı- yasağını eleştiriyor. Houston Chronicle'ın editörü Jeff Cohen, "Medya ile hükümet arasında bilginin özgür akması gerektiğine inanıyorum" diyor.

Bugünlerdeki zorlaştırıcı kararlar, teknolojik gelişmeler ve her yerde hazır ve nazır bulunan dijital kameralardan kaynaklanıyor. Her ne yöne bakarsanız elinde bir dijital kamera ile "kimin gazeteci olduğu konusunda tarihsel düşünceye meydan okur" şekilde bir vatandaş görürüsünüz.

Geçtiğimiz günlerde, ABD'ye kalkacak bir uçağa yüklenen asker tabutlarını çeken - bir gazeteciyi değil. !!- eski bir Maytag Uçakları kargo bölümü çalışanını gördük her yerde. (Yandaki fotoğraf)

O, Dover Hava Üssü'ne inen yüzlerce askerin tabutunu fotoğrafladığı için Savunma Bakanlığı'nca Bilginin Özgürlüğü Yasası'na muhalefetten dosyaya işlenen, amacı ve bir web sitesi olan bir kadındı, bir gazeteci değil. !!..

Ve, Bağdat yakınlarındaki Ebu Garip Cezaevi'nde sorgulama taktikleri ile “itiraz edilebilir” hareketleri dökümantasyon haline getiren de "görünürde" bir Amerikan askeriydi, bir gazeteci değil. !!.. Orange County Register’ın fotoğraf direktörü Marcia Prouse, şu noktaya dikkat çekiyor; "Bölgede çalışan çok az iliştirilmiş gazeteci var ve bugünlerde faaliyetler o kadar çok yayılmış ki, şiddet çok gelişigüzel bir hal almış", bu da freelance çalışanlara ve sivillere daha çok bağımlı kalınmasına yol açmış. Prouse, ayrıca, bu savaş boyunca savaşla ilgili çok fotoğraf olduğunu ve böylece güçlü “ikonik” resimlerin az ve uzaktalığını düşünüyor.

İster güçlü fotoğraflarla olsun, ister video görüntüleri ile, foto muhabirliğinin birinci görevi, ortak dünyamızın çeşitli bakış açılarının ve günün belli başlı olaylarının dökümantasyonunu oluşturup anlatmak.

Amerikalıların, Irak'tan gelen binlerce fotoğrafı inceledikleri gibi; fotoğrafçılar ve editörlere de "seçimlerinde yeterince düşünüp, inceleyip ondan sonra yayınına karar verdikleri" konusunda güvenmeleri gerekir...

* ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in ABD ve dünya basınında yankı uyandıran Ebu Garib'deki kötü muameleyi sergileyen fotoğraflar hakkında yaptığı açıklamanın bir bölümü şöyleydi:
"İnanmak güç. Eğer bunlar yayınlanırsa, olayların daha kötü hale geleceği açık. Savunma Bakanlığı'nın bütün personeli, fotoğraflar nedeniyle büyük rahatsızlık duyuyor., Eğer Bakanlığımızda çalışanların yüzlerindeki acı ifadeleri görmüş olsaydınız bugün neler hissettiğimizi anlayabilirdiniz. Eğer etkili olamayacağım kanaatine varmış olsaydım derhal istifa ederdim” Kaynak:AP

                                      *************************

Kenneth Irbiy'nin bu yazısı www.poynter.org sitesinde yayınlanmıştır. Çeviri için Tolga Adanalı'ya teşekkürler...