Bill Gates tarafından kiralandı. Wilhelm'in 21 sayfalık raporunda koleksiyonun
soğuk bir yere konması öneriliyordu. Özellikle, fotoğrafları saran oda
sıcaklığı sıfır alt seviyesine indirilmeliydi. Wilhelm, soğuğun, bir
tarihöncesi çukura düşmüş tüylü bir mamutta sağladığı etkiyi, özellikle çürüme
başlamadan önce donmasını sağladığını biliyordu. Binlerce yıl sonra hayvan
hala el sürülmemiş gibiydi, tüyleriyle birlikte.
Fakat 11 milyon fotoğrafın olduğu bir alan
nasıl olur da soğutulabilirdi ?
Cevap, Pennsylvania'nın Butler kenti
yakınlarındaki terk edilmiş bir kireçtaşı madenindeydi. Appalachian Ormanı'nın
yaklaşık 65 metre altındaki madenin içinde 200 bin metrekarelik tüneller
vardı. 1960'larda hükümet madenle ilgili kritik bir karar aldı. Maden, Iron
isimli bir şirket tarafından satın alınarak Savunma Bakanlığı, Ulusal
Arşivler, ana loncalar-dernekler ve film stüdyoları için bir mahzen görevi
görmeye başladı. Gates cevabın bu maden olduğuna karar verdi.
Ve, 2001'de 18 tır koleksiyonu Manhattan'dan
madene taşıdı. Corbis planı açıkladığında Gates, basın, fotoğrafçılar ve
araştırmacılar tarafından adeta yerin dibine sokuldu. New York Times'dan Sarah
Boxer birinci sayfadan yayınlanan yazısında şöyle diyordu: "Otto Bettmann'ın
(yanda)
1935'de Nazi Almanyası'ndan ranzasının altına sığdırdığı iki eşya sandığı ile
Almanya dışına sızdırdığı ve daha sonra tarihi değeri olan dev bir koleksiyon
haline getirdiği Bettmann Arşivi, Pittsburgh'un yaklaşık 90 kilometre
kuzeydoğusunda, tarih araştırmacılarının uzağında bir kireçtaşı fabrikasının
60 metre altına konulup mahvoluyor." The Digital Journalist de, Corbis ve
Gates'i bir çocuk gibi azarlayan diğer pek çok sesten biri olup, bu muhteşem
koleksiyonun yerinin değiştirilerek yayıncıların seçme şansının azaltıldığını
savundu.
Gates bu dönemde söylenenlere fazla
aldırmadı. Taşıma işleminin büyük bir bölümü gizlice yapıldı. Madene giriş,
soğuk savaştan kalma bir görüntüyü andıran sıkı güvenlik önlemleri almış
silahlı güvenlikçiler ve ağır demir kapılar arasında yapıldı. Bettmann'ın eski
müşterilerine göre, onlar dışarıda kalmışlardı.
Sonra, Bill Gates'in son 25 yılda fotoğraf
endüstrisinde olan değişikliklerden sorumlu olduğunu belirttiğim The Digital
Journalist'te yayınlanan bir makalemin ardından, biraz da şaşırarak, Corbis'in
Haber ve Fotoğraf Bölümü Başkan Yardımcısı Brian Storm'dan bir davet aldım.
Davette, küçük bir grup fotoğrafçı ve editörle birlikte madene yapılacak bir
seyahate katılmam ve Otto Bettmann'ın 100. doğum yılı anısına hazırlanacak
yeni bir kitap için hafta sonunu madende geçirip editörlük ve araştırma yapmam
isteniyordu.
Güzel bir ilkbahar günü, madenin ağızına
doğru açılan büyük demir kapıyla karşılaştık. Brifing aldıktan ve yangın
söndürücüler dağıtıldıktan sonra, küçük grubumuz madenin derinliklerine doğru
ilerlemeye başladı. Yerin 60 metre altında, kendi jeneratörüyle çalışan cıvalı
ışıklar -biz kaya duvarlara yapılmış kırmızı kapıların yanından geçerken-
tüyler ürpertici kırmızı bir parlaklık sağlıyordu. Onları fotoğraflamamamız
konusunda uyarıldık, çünkü İron Dağı'nın hizmet verdiği diğer pek çok müşteri,
kendi arşivlerinin ve hayati önemi olan kayıtlarının orada depolandığını
bilmesini istemiyormuş.
Madenin içinde yaklaşık bir buçuk kilometre
kadar gittikten sonra bir köşeyi döndük. Burada iki küçük hurma ağacı ve bir
kapının yanında üzerinde Corbis'in gri logosunun bulunduğu bir plazma ekran
gördük . Plazma ekrandaki görüntü belirli aralıklarla değişerek, geçmiş
yüzyılın görsel tarihi olan dünyanın bazı büyük fotoğrafçılarının eserlerini
gösteriyordu.
Kapının arkasında editör masalarıyla ve ışık
kutularıyla donatılmış uzun bir oda bulunuyordu. Burası araştırmacıların
koleksiyonu inceleyerek saatler, günler ve haftalar harcayabileceği bir
yerdi. Beyaz eldivenli işçiler, içi fotoğraflarla istiflenmiş dosyalar
yapıyorlardı.(yanda)
Bu, madenin amacıyla ilgili benim fikrimi
değiştirmeye başlayan ilk şeylerden biriydi. Ben tüm bu fotoğrafların -bu
bilgi üssünü araştırmak isteyen insanların gözünden uzakta- soğuk depolamayla
saklandığını gözlemledim. Aslında,söylenenlerin tam zıttı doğru olanıydı. New
York ofisinde araştırma yapmak isteyen herhangi bir kişi için süreç pek kolay
değildi. Belli sayıda sıra ve dar bir inceleme alanı vardı ve uzun inceleme
gerektiren işler için sürekli gidiş-geliş yapılmak zorundaydı. Burada ilginizi
dağıtmanıza neden olacak hiçbir şey yok. Doğru, inceleme yapmak için
Pennsylvania'nın batısına gitmek durumundasınız, fakat ciddi araştırmalar
için bu büyük bir problem değil.

Aynı zamanda, Corbis koleksiyondaki
fotoğrafların scan etme işlemini de sürdürüyor. Bu ucuz bir çalışma değil.
Yüksek çözünürlüklü taramasını yapmak, fotoğraf “caption”ını yazmak, photoshop
uygulamak ve araştırmasını yapmak fotoğraf başına 70 dolarlık bir maliyet
gerektiriyor. Corbis, araştırmacıları madene getirmek için çalışmalar yapıyor.
Müşteriler fotoğrafları buldukça, buradaki personel notlar alıyor ve eğer
istenilen fotoğraflar scan edilmemişse, bu en kısa sürede yapılıyor.
Koleksiyonun on-line kaynağını oluşturmak için entellektüel bir mücadele
yapılıyor. Araştırmacıların -eğer talep ederlerse- New York'tan ya da çevreden
madene ulaşımı sağlanıyor.
Yayın odasının hemen arkasında yer alan geniş
kubbeli bölümün ısısı Wilhelm’in önerdiği gibi sıfır dereceye indirilme
kapasitesine sahip olmasına rağmen, önümüzdeki birkaç yıl için biraz yüksek
düzeyde tutulacak. Bu, araştırmacılara arşivlerde istedikleri zamanı harcama
imkanı sağlayacak.
Yayın yerinden kubbeli bölüme geçmek için
basınçlı odadan geçmek gerekiyor. Ziyaretçiler basınçlı odaya girdiklerinde,
dış kapı kapanıyor ve kubbeli bölümün kapısı açılmadan ısı ile havadaki nem
dengelenmiş oluyor.
Sadece kubbeli bölüm içeriye doğru yüzlerce
metre uzanıyor. Burada, içinde bilgilerinde olduğu milyonlarca fotoğrafı
barındıran zarflar, camlı ve raflı dolaplara dizilmiş. Cam negatifler
dikkatlice yerleştirilmiş ve kullanılabilir durumda. Buradaki işçiler, çoğu
Bettmann’da yıllarca çalıştığı için, kıymetli olanların nerelerde olduğunu
biliyor.
Bir işçi, 1930’lardan uluslar arası haber
fotoğrafları bölümünü kapsayan bir gözü açtığında hemen sirke kokusunu
alıyorsunuz. Tarih Koleksiyonu’nun müdürü olan Ken Johnston’a göre onu en çok
tatmin eden şey çürüme sürecinin durdurulduğunu bilmesi. Johnston ve ekibinin
karşılaştıkları en büyük sorunlardan biri fotoğrafları çeken
foto-muhabirlerinin kimliklerini saptamak. INP,ACME ve United Press’in
arşivleme sisteminde, fotoğraf caption’ı kısmına fotoğrafı çekenin isimleri
yazılmamış. Corbis çalışanları, fotoğrafın caption kısmından foto-muhabirinin
ismini saptamaya çalışıyorlar. Ayrıca, Corbis’in web sayfasını ziyaret
edenler de fotoğrafları çeken foto-muhabirleri hakkında bilgilendiriliyor.
Madendeki iki günlük ziyaretimizde,
araştırmak istediğimiz projeleri belirledik. Ben bütün Vietnam Savaşı
Koleksiyonu’nu görmek istiyorum. Şey, aslında tüm koleksiyonu değil, çünkü bu
bir milyondan fazla fotoğrafı kapsıyor. En azından basılmış fotoğrafları
görmek istiyorum, çünkü bunlar UPI editörleri tarafından seçilmiş fotoğraflar.
Ben de, 1965-1966 yılları arasında Saigon’da Fotoğraf Bölümü Müdürü olarak
çalıştım ve o editörlerden biriydim. Sonraki üç saat boyunca, ben 4800
fotoğrafı tek tek inceledim ve buradaki personel bize fotoğraf üstüne fotoğraf
verdi. Örneğin bunlardan biri, benim daha önceden de bildiğim, 1966’da
Pulitzer Ödülü kazanan Kyoichi Sawada’nın çektiği savaştan kaçmak için nehri
yüzerek geçen bir Vietnamlı ailenin (yanda) fotoğrafıydı. Fotoğraflara gömüldükçe,
tamamen unuttuğum bir foto-muhabirinin büyük bir portfolyosunu bir araya
getirdiğimi anladım.
Hamburger Tepesi’ndeki savaşla ilgili Shunske
Akaatsuka’nın bir hikayesini anlattığımda Corbis çalışanları şaşırdılar. Bu
benim gördüğüm en güçlü savaş fotoğrafı portfolyolarından biriydi ve son 35
yıldır arşivlerde unutulmuş uyuyordu.
İşte beni cesaretlendiren şeylerden biriydi
bu. Corbis, yerin 65 metre altında bulunan bu bölümde daha çok fotoğrafçıya,
editöre ve akademisyene izin verdiği müddetçe bizim görsel mirasımız daha da
zenginleşecek, ve çok daha önemlisi, gelecek jenerasyonlar için korunacak.