Magazin fotoğrafçılığında ETİK -1
Paparazzi fotoğrafları
Şebnem Soygüder
Paparazzi
sözcüğünü iletişim literatürüne kazandıran kişi, İtalyan yönetmen Frederico
Fellini'dir. "La Dolce Vita"
filminde, Paparazzo adlı bir foto muhabiri, küçük Fiat otomobiliyle ünlü
sanatçıların ve sosyetenin peşinden koşarak hayatını kazanır. Bu filmin
ardından, ünlü kişileri zor durumda bırakacak fotoğraflar çekmeye çalışan haber
fotoğrafçılarına paparazzi denilmeye başlandı1. Paparazzi
sansasyonel olayları görüntülemeye çalışır. Bunlar skandal yaratan
fotoğraflardır.
“Paparazziler”
demek yanlıştır. Doğrusu “paparazzolar”dır. Çünkü “paparazzi”, “paparazzo”nun
çoğuludur. Ama bu terim de tıpkı medyalar diyerek zaten “medium”un çoğulu olan
“media”ya tekrar çoğul eki eklemek gibidir. Bu kelimenin de Türkçe’ye yanlış
yerleştiğini söylemek mümkündür2.
Bu kitapta Türkçe’ye bu şekilde yerleştiği için paparazzi diyeceğim.
Paparazzi,
derginin ve televizyonun kadrosunda olmadan, kamera ve fotoğraf makinesi
kullanarak haberi belgeleyen gazeteciye denir. Bu tür gazetecilerin özellikleri
şunlardır: Motosiklet ya da arabayla haber peşinde koşarlar. Olay yerine gelen
ilk gazeteci olmak isterler, olayları polis radyosundan ya da otel, gazino ve
barların resepsiyonlarındaki dostlarından öğrenirler. Genellikle gece geç
saatlerde çalışırlar3. Dünyada paparazziler bağımsız
fotoğrafçılarken Türkiye’deki paparazziler bunun aksine çalıştıkları kurumun
kadrolu ve maaşlı elemanlarıdır.
Çekilen ilk
paparazzi fotoğrafı İngrid Bergman’a aittir. 1950 yılında unutulmaz sinema
yıldızı İngrid Bergman, “Stromboli” filminde oynamak üzere İtalya’ya gider.
İtalyan yeni gerçekçilik ustası yönetmen Roberto Rosselini ile büyük bir aşk
yaşamaya başlar. Bir otel odasında fotoğrafları çekilir. Ingrid Bergman evlidir
ve yasak ilişki yaşamaktadır. Bu olay, özel hayatla ilgili yayınlanan ilk büyük
skandal haberdir. Haberin yayınlandığı gazete günlerce yüksek tirajlara ulaşır.
Haber, dünya basınında da
geniş yankı bulur. İngrid Bergman olayından sonra paparazzilerin sayısı hızla
arttı, çünkü bu tür sansasyonel fotoğrafların gazete satışlarını arttırdığı
görüldü4.
Batıda yapılan bir araştırmaya göre insanların
ilgisini şöhret, para, şiddet, seks ve sağlık konuları çekmektedir. Paparazzi
haberleri bu unsurlardan oluşur. Şimdi gözünüzün önünden sansasyonel boyuttaki
paparazzi haberlerini geçirin. Bu unsurlardan herhangi birini içermeyen
paparazzi haberi var mı? Boşuna aranmayın, yok
çünkü!
Paparazzi haberleri ünlülerle
ilgilidir. Hiçbir paparazzi, sıradan bir vatandaşı haber konusu yapmaz.
Ünlülerin bir kısmı paparazzilerden rahatsız olur ve onlardan köşe bucak kaçar,
ancak pek çoğu, paparazzilerden rahatsız olmak bir yana, varlığını ve şöhretini
onlara borçludur.
O halde ünlüler ve
paparazziler arasında bir bağ vardır. Bunun en bilinen örneği Lady Diana’dır.
O, paparazzilerin çoğunu kişisel olarak tanımakta ve gittiği her yerden onları
haberdar etmekteydi. Ölümünden birkaç ay önce sevgilisi Dodi ile Sardunya Adası
açıklarında yapmış olduğu yat gezisini paparazzilere kendisi haber vermişti.
Ray Bellisario, İngiliz
Kraliyet ailesini görüntüleyen ve sonunda kraliçenin aforoz etmeye çalıştığı
kraliyet fotoğrafçısıdır.
Ray Ballisario,
“paparazzi” kötü bir kelime olmadan otuz sene önce, kraliyet ailesinin mahrem
fotoğraflarını çekmek için uzun odaklı lenslerin kullanımına öncülük etmiştir.
Basın fotoğrafçısı kelimesini paparazzoya tercih eder. Paparazzo ahlâksız, para
gasp edici olarak algılanmakta, basın fotoğrafçısının imajını kötülemektedir.
Bellisario kendisini prensip sahibi görür ve şöyle der5.
“Taş duvarların, kiremit çatıların üzerinden fotoğraf
çekmemin nedeni buna saray tarafından itilmiş olmamdır.”
Bellisario kariyerine kraliyet ailesinin sevilen
imaj yaratıcısı olarak başlamış, fakat sonra imaj yıkıcısı olmuştur. Kraliçeyi
izleyen basının yanında durması bile yasaklanan Bellisiaro kendisine
teleobjektif alır ve böylece çok uzaktan da olsa kraliyet ailesine “zoom”
yaparak onları izler. Kraliyete ait parklardan çıkarılan Bellisiaro,
halka açık olan ama kraliyet parkını gören alanlardan teleobjektifi kullanarak
fotoğraf çeker. Bellisiaro’nun kraliyet fotoğrafları kolleksiyonunda mahrem
fotoğraflar bulunmaktadır.
1964 yılında
kraliçe tarafından yapılan resmi bir şikâyeti takiben Basın Konseyi, Ray
Bellisiaro’nun hareketlerini “kraliyet mensuplarının özel hayatlarına makul
olmayan zorlama” olarak kullanmayı uygun bulmaz. Bellisiaro Kraliçe ve prenses
Margaret’i bilgileri olmaksızın bir parkta fotoğraflamış; kraliçeyi piknikte
eğlenirken, Margaret’i mayoluyken çektiği fotoğraflar, Sunday Express’te ve The
People’da manşet olmuştur.
Bellisiaro’nun
en çok gurur duyduğu fotoğrafı ise 1970’lerde Prenses Anne’nin attan düştüğü
fotoğraftır. “Bunu uzun zamandır plânlıyordum. Ata bindiği her gün onu
dikkatlice izledim. Onun defalarca ata binerken fotoğrafını çektim. Düşeceği anı
sabırsızlıkla bekliyordum” diyor. Nihayet istediği olmuştu. “O an”ı yakalamıştı.
“Önemli bir şeyin ne zaman olacağını asla bilemezsiniz.
Öyleyse en iyi çözüm sürekli gözlemektir. Avınızı sürekli gözlemek
zorundasınız.”
Horst Faas ise (yanda) ciddi
fotoğraflar dalında Shrapnel ve Pulitzer ödüllerini kazanmış ünlü bir
fotoğrafçıdır. Bu fotoğrafçı kendisini kalpten “ paparazzo”
olarak nitelendirir. Ona göre bu terim negatif değildir. İş yaparken
“paparazo”luk yapmak gerekir.
Faas,
paparazziliğin, haber fotoğrafçılığının yeni bir alanı olmadığını belirtir.
Kendisi, hayatının son aylarında Diana’yı takip etmiştir. 800 mm’lik meşhur
Sardunya çekiminden (Prenses’le sevgilisinin kucaklaştığı) tam bir milyon dolar
kazandığını açıklar. Ancak Diana ve sevgilisinin ölümünden sonra kendisine
yoğun eleştiriler yağmaya başlar. Bu konuyla ilgili olarak Faas, kendini şöyle
savunur6:
“Eğer daha ileri bir teknik olsaydı o tekniği kullanarak
fotoğraf çekerdik. Biz Diana’yı taciz etmedik. Sadece elimizdeki donanımla
görevimizi yapmaya çalıştık. Daima gündemde kalmak isteyen Diana’nın
kendisiydi. Hayatının son gününde Paris’e uçmak için ani bir karar verdi.
Saat 17.30’da “Daily Mail” gazetesini aradı ve Paris’te Ritz Otel’de
kalacağını bildirdi. Daily Mail ise doğal olarak Fransız Fotoğraf
Ajanslarını arayıp haber verdi. Diğer ajanslar da bu haberi hemen duyup
göreve başladılar.”
Miguel
Arana, İspanya ve İngiltere’de yirmi yıl paparazzi olarak çalışmış bir
gazetecidir. Mesleği hakkında şunları söyler7:
“Dünyada herhangi bir basın
fotoğrafçısı aynı zamanda bir paparazzidir. Bir hikâyeyi haber yapmak için
gönderildiğiniz anda paparazziciliğiniz başlar. Ölen bir kişinin fotoğrafını
yakınlarının izni ve rızası olmadan çekersiniz. Çünkü o sırada görsel olarak
tarih yazıyorsunuz. Eğer bize sadece resmi olarak fotoğraf çekme hakkı
veriliyorsa o zaman çarpıcı hiçbir haber olmayacaktır. Diğer
bir deyişle, bağımsız ve özgür iradeyle fotoğraf çekmeliyiz. Ancak her
paparazzi basın fotoğrafçısı değildir. Kimisinin eğitimi yoktur, ahlâkı
yoktur. Doğru ekipmanı ve irtibatları yoktur. Bunlar fotoğraflarını ucuza
satan kovboylardır. Genel bir terim olarak kendimi paparazzi olarak
adlandırmaktayım. Eğer paparazziler kısıtlanırsa bu demokraside olabilecek
en kötü şeydir. Çünkü biz toplumun gözleriyiz. İnsanlar etrafta nelerin
olduğuna gözümüzün olduğunu bilerek hayatlarını sürdürmektedirler.
Kısıtlamalardan
bir şeyler elde edilebileceğini umanlar sadece saklayacak bir şeyleri olan
kişilerdir.”
Warren Johnson, Lady Diana’nın kaza ânını görüntüleyen paparazzidir:
“Şimdi bizim adımız kötü algılanmakta. Ailem ve
arkadaşlarım benimle uğraşıyor. Ancak ölmesini istemezdim. Biz kalpsiz
insanlar değiliz. İşimi yaptım ve paramı kazandım. Görevli olarak veya
davetli gittiğiniz ortamlarda mutlaka iyi fotoğraflar çekmek zorundayız.
Aksi halde işimizden oluruz.”
Andrew Murray, Avustralyalı
serbest fotoğrafçı bu konuda şunları söyler 8:
“İnsanlar nelerin olduğunu bilmek
istiyor. Kadınlar kadın magazinlerindeki dedikoduların hepsini sever. Bizler
daima günah keçisi olarak gösterilmekteyiz. Bu düşünce kayboldukça mesleğin
itibarı da artacaktır.
Medya çalışanları birbirlerini
tenkit etmektedirler. Ben sarayın dışındaki çiçeklerin fotoğrafını çekmeye
çalışırken bir kameraman önümden geçti. “Kör müsün arkadaş?” dedim.
Kameramanlar fotoğrafları önemsemezler. Orada rekabet vardır. Diana’nın
ölümünden sonra birçok televizyon kanalı tarafından görüntülendik. Bu
fotoğrafçılar etraftaki tek kişilermiş gibi yansıtıldı. Ancak kameramanlar
da oradaydı. Ama hiç kimse onların resmini çekip onları da afişe etmedi.
İnsanlar paparazzilerin onu
öldürdüğünü söylediğinde gerçek olan onların hareketini arttırdığınız,
kaçmalarını sağladığınızdır. Yoksa gidip kasten adam öldürmedik. Tren
kazasının ardından gidip de insanlara yardım eden fotoğrafçılar gördünüz mü?
Hayır, çünkü fotoğrafçılar nasıl resim çekip görevlerini yerine
getirmekteyse, hayat kurtarma işini de o sırada ambulans ve içindeki ekip
gerçekleştirmektedir. Paris’te yaşanan olay da bunun gibidir. Ambulansla
olay yerine gelen sağlık ekibi işini yaparken paparazziler de çekimlerini
gerçekleştirmişlerdir.
Bu olayda beni en çok rahatsız eden
Dianna’nın kaza sonrası fotoğraflarından paparazzilerin para kazanmak
istemesidir. Ben bu fotoğrafları görmek istedim. Ama halkın bu fotoğrafları
görmesini istemezdim.”
Magazinciler ya da
paparazziler şöhretli sınıfın yaratıcılarıdır. Yıldızların yaşamlarını izleyip,
beklenmedik anda fotoğraflarını çekerek okuyucuya iletirler. Mesai saatleri 18.oo’den
sonra başlar ve sabaha kadar sürer. Bu süre içinde objektifleri yalnızca gizli
aşklara değil, birçok olaya yönelir. İlk paparazzi fotoğrafının çekildiği
dönemden bugüne de kural değişmedi. Ünlülerle ilgili yazı ve fotoğraflara yoğun
ilgi gösteren halk, bunları kendilerine sunan paparazzilere düşman kesildi.
Ancak magazinciler iyi bilir; paparazzilere savaş açanların çoğu renkli
sayfalarda boy göstermek için çırpınır. Cemiyet sayfalarının, özellikle de Pazar
dergilerinin yıldızlarıdır. Ömürleri bir kelebek kadardır. Yarattıkları skandal
kadar vardırlar. Popüler olmaları, para kazanmaları ve çöküşleri arasında geçen
süre en fazla bir yıldır. Ertesi gün kulüp kapısında sevgilisiyle çekilmiş
fotoğraflarını bastığınızda ya da vergi borcunu ortaya çıkardığınızda azılı
düşmanı sayılırsınız. Soyadsız popçuların, podyuma çıkmayan mankenlerin, işsiz
güçsüz ünlülerin yanı sıra bir de “onun bunun kızıyım/ oğluyum” diye ortada
dolaşan sosyetikler vardır. Sosyete sayfalarında boy gösterirler. Magazinciler,
star olmak isteyen, bu uğurda sürekli malzeme sunan isimleri sonuna kadar
tüketirler9.
Batı ülkelerinde
paparazzilerin medyaya getirdikleri sansasyonel fotoğraflara fahiş rakamlar
ödenir, çünkü bu tür haber ve haber fotoğrafları gazete satışlarını iki üç
katına çıkarır. Orada çalışan paparazzilerin yıllarca kazanamayacağı parayı bir
deklanşöre basmakla kazanabilme şansı var. Bu da paparazzileri tam bir fotoğraf
avcısı durumuna getirir. Bu da okurların bu tür haberlere olan ilgisinin yüksek
olduğunu göstermekte ve medya yöneticilerini haklı çıkarmaktadır.
Avrupa’nın gözde semtlerinden
birinde pusuya yatan bir paparazzinin ortalama aylık masrafı 10 bin dolar olduğu
bilinir. Ancak iş gereği helikopter ya da tekne kiralamak gerektiğinde masraf
katlanır. Batı’da paparazzilik mesleği ciddi masraflarla yürütülür.
Phil Rame’nin 1993’te Lady
Diana’yı Batı Akdeniz’deki Vierges Adası sahillerinde serbest stil yüzerken
görüntülemek için küçük bir cep denizaltısı kiraladığını biliyor muydunuz?
Eski Fransa Devlet Başkanı
François Mitterand’ın kamuoyundan gizlediği gayrimeşru kızı Mazarine Pingeot ile
birlikte çekilmiş fotoğrafı için Paris Match’in 500 bin Frank ödediği söylenir. Michael Douglas-Zeta
Jones çifti de bebekleri ve evlilik
törenlerinin yayın hakkını 1
trilyon karşılığında İngiliz magazin dergisi OK’ye sattığı bilinir. Düğün
fotoğraflarının açık arttırmaya çıkması son yılların yeni bir magazin
haberciliğinin uygulamasıdır.
Paparazzilerin mesleki örgütlerinin açıklamalarına göre medya
kuruluşlarının bazı ünlülerin özel anlarında çekilen fotoğraflara ödediği
bedeller şöyledir:
Monaco Prensesi Caroline’in özel
görüntüsü için 2 milyon dolar; Papa II.Jean Paul’e ait özel görüntüye 1.2 milyon
dolar, Naomi Champbell, Cindy Crawford gibi tanınmış mankenlerin özel
fotoğraflarına ortalama 600 bin dolar, Michael Jackson fotoğraflarına ise 200
bin dolar ödenmektedir. Bu örneklerde de görüleceği gibi paparazzilik artık
büyük bir sektör durumundadır. Söz konusu fotoğrafları alan bazı yayın
organlarının tirajlarına da bakmak gerekir. “Paris Match” haftalık 200 bin,
“Gala” haftada 362 bin, “Hola” günlük 2.2 milyon, “People” haftalık 3.2 milyon,
“Bunte” haftalık 1 milyon satmaktadır. Günlük tirajı 4 milyon olan “The Sun” ile
2.4 milyon “Daily Mirror” gibi bulvar gazetesine sahip olan İngilizler dünyada
magazinin A takımı olarak kabul edilir. Bu gazetelere çalışan paparazziler,
Amerikan magazin basınına binlerce dolar karşılığında transfer olur10.
Kitaplarda, makalelerde,
söylemlerde paparazzilerin etkinliği tanımlanırken avcılıkla ilgili sözcükler
kullanılır. Paparazziler avlar, pusu kurar, iz sürer, kurbanlarını flaş
darbeleriyle yakalar. Çektikleri fotoğrafların toplumda büyük ilgi görmesine
rağmen paparazzilerin buna benzer pek çok olumsuz sözcüklerle de tanımlanması
çok ilginçtir. Oysa paparazzicilikte sanıldığı gibi her zaman kaçma kovalama
olmaz; bazı şöhretler paparazzilerini yanlarında taşır. Her gittikleri yerden
onları haber dar
edip, paparazzilerin objektifine yakalanmış gibi yaparlar.
Türkiye’de paparazziler için
de özel olarak hazırlanmış etik ilkeler bulunmaz. Özellikle Lady Diana’nın
ölümünde paparazzilerin sorumlu tutulmasından sonra, İtalya yasal düzenlemelere
giderek paparazzi yasasını yürürlüğe koyar.
İtalya’da 18 Ağustos 1998’de
yürürlüğe giren yasaya göre 11:
- Gazeteci; kişinin evine, bürosuna, ikamet ettiği
yere, hastahaneye, özel kliniğe izinsiz giremez.
- Gazeteci, 18 yaşından küçüklerin ismini, adının
karıştığı olayı ve suçunu kamuoyuna yansıtamaz.
- Gazeteci, kişinin onurunu kırabilecek yazı yazamaz,
resim yayınlayamaz.
- Kişiyi din, ırk, siyasi görüş, cinsiyet, hastalık
gerekçesiyle suçlayamaz.
- Kişinin hastalığını, onur kırıcı biçimde açıklamak,
sağlığı ile ilgili izinsiz ayrıntılı bilgi vermek ya da amansız hastalığını
açıklamak yasaktır. Yorumlamak ve bunları yayınlamak yasaktır.
- Gazeteci, tekzipleri mahkeme kararını beklemeden
yayınlamak zorundadır.
- Ünlülerle ilgili özel haber yapmak için yazılı
olarak izinleri gerekmektedir.>
Paparazziciliğin bir kuralı
olmalı ve bu kuralın çerçevesi içinde meslek sürdürülmelidir. Çünkü bu etkinlik,
her an suistimale açık bir etkinliktir.
Paparazzi etkinliğini
21.Ocak.1998’de Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington Post Gazetesi’nde
patlak veren ve kısa sürede dünyanın tüm gazete ve televizyon haberlerinin
konusu olan Monicagate Skandalı örnek verilerek açıklanabilir.
Türkçe’ye de çevrilmiş olan
“Monica’s Story” (Monica’nın Hikâyesi) adlı kitapta, yazar Andrew Morton,
Monica’nın paparazzilerden çektiklerini etkili bir dille anlatmıştır. Monica’nın
skandal patlak verdikten sonra gideceği yerlere kılık değiştirerek gitmek
zorunda kaldığını, paparazziler yüzünden adeta paranoyaklaştığını belirtir,
çünkü her köşe başında onu bekley en
bir paparazzi vardır.
Arkadaşları
Monica hakkında sadece televizyondan haber alabiliyordu. Monica ve annesi
perdeleri sımsıkı kapalı bir alacakaranlık dünyada yaşamaktaydı. Oturdukları
bina dünya medyası tarafından ablukaya alınmıştı. Telefonu açamıyor, balkona
bile çıkamıyorlardı. Televizyon ekipleri ve paparazziler Monica’nın dairesini
görebilecek yerlerde ev kiralamış, yirmi dört saat bu evi gözlemekteydiler.
Monica’nın teyzesi Debra, kızkardeşi ve yeğenin paparazzilerden saklanmak uğruna
çektikleri sıkıntıyı şöyle anlatır12:
“Bir gün önce şiddetli yağmur ve fırtına vardı, ama
dinmişti. Evlerine gittiğimde, onlar, bunun farkında bile değildi; çünkü
kalın perdeleri sımsıkı kapalıydı, dışarıyı göremiyorlardı. Kız kardeşim
hiçbir suçu olmadığı halde paparazzolar sayesinde bir katil gibi gölgelere
saklanmak zorunda bırakılmıştı.”
Rahat nefes alamıyorlardı
bile. Skandalın duyulmasından iki gün sonra ana kız sabaha karşı saat 02.00’de
sürüne sürüne balkona çıkıp hava alabildiler ancak. Televizyonu bütün gün ve
gece izlerler. Annesi Marcia duyduklarına ve gördüklerine inanamaz. Çünkü
televizyon kanallarının
prime time kuşakları
Monica’nın ve ailesinin didik didik edilmiş hayatını anlatmaktadır.
Taze av kokusu
alan prihanalar gibi medya kısa sürede Monica’nın annesinin ve ailesinin özel
hayatlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Gazeteciler Monica’nın anne ve
babasının yıllar öncesinde boşanmalarının ayrıntılarını öğrenebilmek için Los
Angeles mahkemesi önünde kıyasıya rekabet etmişlerdir. Bu konuda annesi şöyle
der13:
“Aman Tanrım! Lewinsky adı bütün
dünyaya yayıldı. Mozambik’tekiler bile boşanmamla ilgili herşeyi
biliyorlar. Tek tesellim babamın hayatta olmaması!”
“...Basınla ilk karşılaşması
objektiflerin takırtısı, kamera motorlarının mırıltısı, ter içindeki
muhabirlerin çığlık çığlığa soruları baş döndürücü bir ses karmaşası...
Monica’ya fotoğrafçılara daima gülümsemesi öğretildi ki, korktuğu
anlaşılmasın. Monica o günü şöyle anlatıyor: “Her yanda flaşlar patlıyordu,
motosikletli paparazziler arabaya yaklaşıp fotoğraf çekiyor, sonra da
hızlanıp kayboluyorlardı. Çılgınca bir şeydi yaşamak zorunda kaldığım...”
Davanın sürdüğü günlerde
Monica babası ve üvey annesiyle yemeğe çıkar. Ancak paparazzoların kuşatması
altına girerler. Güçlükle arabalarına binip yola koyulurlar. Onları izleyen içi
paparazzilerle dolu olan araba onlara çarpar. Olayı KNBC adlı bir televizyon
kanalının helikopteri görür ve polise haber verir. Polis, onlara ne olursa olsun
arabadan inmemelerini, televizyoncuların kurbanlarını arabad an
çıkarıp fotoğraflarını çekebilmek için sık sık çarpma yöntemine başvurduklarını
söyler. Monica’nın gazetelerin baş sayfasına çıkmasından sonraki bir aylık süre
içinde Lewinsky ailesinin geçmişi didiklenir. Hem annesi hem de babası belli
dönemlerde ciddi şekilde intiharı düşünür14.
1998 yılının yazında Monica’ya
çeşitli magazin dergilerinden fotomodellik yapması için teklif yağar. Bu teklif
Monica’nın hoşuna gider. Çünkü o ana kadar çekilen ve yayınlanan fotoğraflar hep
paparazzoların yakaladığı fotoğraflardır. Görüntüsü de dahil, hayatının her bir
yönünün kendi denetimi dışında olduğu bir dönemde, kontrolün hiç olmazsa bir
bölümünü geri almak fırsatı kaçınılmaz gibi gözükür. Teklifi kabul eder ve ünlü
fotoğrafçı Herb Ritz ile çalışır. Günün kraliçesi gib idir.
Muhteşem kıyafetleri ve mücevherleri üzerinde sergiler15.
Paparazziler Monica’nın kabusu
olmuştur. Bu insanlar daha yüksek paraya satabilecekleri bir resim çekebilmek
için ona hakaret ederler, olmayacak adlar takarak ağlatmaya çalışırlar.
Fotoğrafçıların işi bitince nöbeti köşe yazarları ve editörler alır. Hakaretlere
yazılı alanda devam ederler 16.
The New York Times
gazetesi 1998’in Aralık ayında, Amerikan halkının en fazla hayran olduğu 10
kadını tespit etmek üzere yaptığı kamuoyu araştırmasının sonucunda Monica
Lewinsky de çıkar. Adının İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth’le aynı listede
yayınlanması Monica ve ailesini çok şaşırtır 17.
Medyanın gücü işte! Sıradan bir sekreterin bir gün II.Elizabeth’le aynı listede
isminin yer alacağını kim bilebilirdi?
Clinton-Lewinsky olayında da
medyanın kişilik haklarına yönelik saldırısı yeniden yoğun olarak tartışılırken,
The Sun ve The News Of The World gazetelerinin sahibi olan Rupert Murdoch
kişilik hakları konusunda medya patronu olarak görüşlerini şöyle if ade
eder18:
“Kişilik hakları kanunu, zaten imtiyazı olan insanlara
daha çok imtiyaz hakkı tanıyacaktır. Buna da dünya çapındaki tüm
gazetecilerin ve yayıncıların karşı çıkması gerekir.”
Paparazzilerin yaptığı iş aslında ahlâk
sınırlarını zorlar mı? İlk bakışta bu uygulama ahlâk dışı kabul edilir. Oysa bu
gazetecilik alanının kendine özgü çalışma prensipleri var. Kullandıkları
ekipmanlar bile diğerlerinden farklı. Her şeyden önce gizlice izliyorlar, çalışma
saatleri bile özel;
onlar da sözgelimi bir ekonomi habercisi gibi habercilik endişesi ile
çalışmaktalar. Sonuçta sabahleyin haber müdürünün masasına bir veya birkaç bomba
haber bırakmak zorundadırlar. Diğer bir deyişle, paparazziler de aslında kendi
koşulları altında mesleklerini uygulamaktadır. Her mesleğin erdemli ve erdemsiz
çalışanları var. Etik ihlâli sadece bu mesleğe özgü bir şey değil. Ancak bu,
diğer gazetecilik alanlarına göre etik ihlâli yapmaya en müsait alandır. Sonuçta
insanların özel alanlarına girmeye çalışmaktalar. Bu sınırı aştıkları an ya da o
sınıra yaklaşamadıkları an gazete içindeki konumları da tehlikeye girer.
Okur bu tür
haberlere ilgi gösterdiği sürece gazeteler mahremiyeti hiçe sayan haberler
üreteceklerdir. Bu medya sistemi içine girip de sansasyon yaratabilecek her
hangi bir haberi “aman bu etik ilkelere aykırı çekemem” diyen paparazzi, haberi
ertesi gün rakip gazete bastığında hala o gazetede çalışıyor olur mu bilinmez.
Bir akademisyen olarak sizlere olması
gerekenle olanı açıklamaya çalışıyorum. Medya etiği hakkında istediğimiz kadar
yazalım, çizelim, öğretelim sonuçta gazeteci medya kuruluşunun istediği şekilde
çalışacaktır.
Gazeteciyi etik ilkelere uygun çalışmaya zorlayacak tek bir dinamik var, o da
okur. Ancak hiçbir okur “Ben böyle bir haberi okumak istemiyorum” diyerek tepki
göstermiyor, aksine sansasyon haberlere karşı aşırı ilgi gösteriyorlar. Bu da
basın kuruluşlarını paparazzi fotoğraflarına yönlendiriyor. Ancak İngiliz halkı,
Diana’nın ölümünün ardından bulvar gazetelerini satın almayarak, onları protesto
ettiler. Aynı şekilde
Almanya’nın en çok satan günlük gazetesi Bild Zeitung, kazanın hemen ertesi
sabahı kaza kurbanlarını çıkartmaya çalışan kurtarıcıların renkli fotoğrafını
ilk sayfada kullandığı için halk tarafından ve Basın Konseyi tarafından kınandı.
Paparazziler
meslek ilkelerini iyi bilmeli ve buna uygun olarak çekimlerini
gerçekleştirmelidir. Böyle olduğu sürece yasal sorumlulukları da azalmış olur.
Kamu yararı olmadığı sürece insanların özel yaşamına müdahale etmemeleri,
kişilik haklarına saldırmamaları gerekir.
Unutmayın ki, kamuya mal olsun ya da olmasın her insanın, kendine ait bir özel
yaşam alanı bulunmaktadır. Medya buradan içeri izinsiz girmemelidir. Basında
mahremiyete saygı ilkesinin yerleşmesi gerekmektedir.
********
Şebnem Soygüder'in bu yazısı, OM
yayınevi'nden çıkan "EYVAH PAPARAZZİ" adlı kitabının 200-213.
sayfalarında da yer almaktadır. fotomuhabiri.com'un yazı ailesinde yer alan
Soygüder'in çalışmalarını sıklıkla bu sayfalardan takip edebileceksiniz.
KAYNAKÇA
(1) İRVAN, Süleyman, “Lady Dianna’nın Ölümü ve Paparazzi
Gazeteciliği”, http://www.fotografya.gen.tr/issue.3/paparazzi.html
(2) ATSIZ, Yağmur, “Paparazziler Değil Paparazzolar”, My Lady Di(es) Bir
Prensesin Ölümü, Der: Aslıhan Dinç, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997. s.195
(3) TOPUZ, Hıfzı, “Paparazziler Haklı mı?”, My Lady Di(es) Bir Prensesin Ölümü,
Der: Aslıhan Dinç, YKY (4.Baskı), İstanbul, 1997. s.109
(4) YENER, Tevfik, “Çakar Çakmaz Çakan Flaş”, My Lady Di(es) Bir Prensesin
Ölümü, Der: Aslıhan Dinç, YKY (4.Baskı), İstanbul, 1997. s.190
(5) “NoPaparazzo”, http://www.informinc.co.uk/LM/LM113/LM113_Bellisario.html
(6) “What Did We Learn?”, http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(7) http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(8) http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(9) DAĞISTANLI, Müge, “Hayat Magazine Benzer Hem de Fena Halde Magazine”,
Karizma 3 aylık Düşünce Dergisi, Sayı:5, Ocak-Şubat-Mart 2001. s.122
(10) DAĞISTANLI, Müge, a.g.y, s.124
(11) “Paparazzilere Kıskaç”, Hürriyet Gazetesi, 18.08.1998. s.16
(12) MORTON, Andrew, Monica’nın Hikâyesi, Çev:Ali Cevat Akkoyunlu, Doğan Kitap,
İstanbul, 1999. s.258
(13) MORTON, Andrew s.268
(14) MORTON, Andrew s.275
(15) MORTON, Andrew s.298
(16) MORTON, Andrew s.345
(17) MORTON, Andrew s.346
(18) “Kişilik Hakkı Yasası Tanımıyorum”, Milliyet, 08.10.1997.
|