ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 


 

Magazin fotoğrafçılığında ETİK -1

Paparazzi fotoğrafları

 

Şebnem Soygüder

Paparazzi sözcüğünü iletişim literatürüne kazandıran kişi, İtalyan yönetmen Frederico Fellini'dir. "La Dolce Vita" filminde, Paparazzo adlı bir foto muhabiri, küçük Fiat otomobiliyle ünlü sanatçıların ve sosyetenin peşinden koşarak hayatını kazanır. Bu filmin ardından, ünlü kişileri zor durumda bırakacak fotoğraflar çekmeye çalışan haber fotoğrafçılarına paparazzi denilmeye başlandı1. Paparazzi sansasyonel olayları görüntülemeye çalışır. Bunlar skandal yaratan fotoğraflardır.

“Paparazziler” demek yanlıştır. Doğrusu “paparazzolar”dır. Çünkü “paparazzi”, “paparazzo”nun çoğuludur. Ama bu terim de tıpkı medyalar diyerek zaten “medium”un çoğulu olan “media”ya tekrar çoğul eki eklemek gibidir. Bu kelimenin de Türkçe’ye yanlış yerleştiğini söylemek mümkündür2. Bu kitapta Türkçe’ye bu şekilde yerleştiği için paparazzi diyeceğim.

Paparazzi, derginin ve televizyonun kadrosunda olmadan, kamera ve fotoğraf makinesi kullanarak haberi belgeleyen gazeteciye denir. Bu tür gazetecilerin özellikleri şunlardır: Motosiklet ya da arabayla haber peşinde koşarlar. Olay yerine gelen ilk gazeteci olmak isterler, olayları polis radyosundan ya da otel, gazino ve barların resepsiyonlarındaki dostlarından öğrenirler. Genellikle gece geç saatlerde çalışırlar3. Dünyada paparazziler bağımsız fotoğrafçılarken Türkiye’deki paparazziler bunun aksine çalıştıkları kurumun kadrolu ve maaşlı elemanlarıdır.

Çekilen ilk paparazzi fotoğrafı İngrid Bergman’a aittir. 1950 yılında unutulmaz sinema yıldızı İngrid Bergman, “Stromboli” filminde oynamak üzere İtalya’ya gider. İtalyan yeni gerçekçilik ustası yönetmen Roberto Rosselini ile büyük bir aşk yaşamaya başlar. Bir otel odasında fotoğrafları çekilir. Ingrid Bergman evlidir ve yasak ilişki yaşamaktadır. Bu olay, özel hayatla ilgili yayınlanan ilk büyük skandal haberdir. Haberin yayınlandığı gazete günlerce yüksek tirajlara ulaşır. Haber, dünya basınında da geniş yankı bulur. İngrid Bergman olayından sonra paparazzilerin sayısı hızla arttı, çünkü bu tür sansasyonel fotoğrafların gazete satışlarını arttırdığı görüldü4.

Batıda yapılan bir araştırmaya göre insanların ilgisini şöhret, para, şiddet, seks ve sağlık konuları çekmektedir. Paparazzi haberleri bu unsurlardan oluşur. Şimdi gözünüzün önünden sansasyonel boyuttaki paparazzi haberlerini geçirin. Bu unsurlardan herhangi birini içermeyen paparazzi haberi var mı? Boşuna aranmayın, yok çünkü!

Paparazzi haberleri ünlülerle ilgilidir. Hiçbir paparazzi, sıradan bir vatandaşı haber konusu yapmaz. Ünlülerin bir kısmı paparazzilerden rahatsız olur ve onlardan köşe bucak kaçar, ancak pek çoğu, paparazzilerden rahatsız olmak bir yana, varlığını ve şöhretini onlara borçludur.

O halde ünlüler ve paparazziler arasında bir bağ vardır. Bunun en bilinen örneği Lady Diana’dır. O, paparazzilerin çoğunu kişisel olarak tanımakta ve gittiği her yerden onları haberdar etmekteydi. Ölümünden birkaç ay önce sevgilisi Dodi ile Sardunya Adası açıklarında yapmış olduğu yat gezisini paparazzilere kendisi haber vermişti.

Ray Bellisario, İngiliz Kraliyet ailesini görüntüleyen ve sonunda kraliçenin aforoz etmeye çalıştığı kraliyet fotoğrafçısıdır.

Ray Ballisario, “paparazzi” kötü bir kelime olmadan otuz sene önce, kraliyet ailesinin mahrem fotoğraflarını çekmek için uzun odaklı lenslerin kullanımına öncülük etmiştir. Basın fotoğrafçısı kelimesini paparazzoya tercih eder. Paparazzo ahlâksız, para gasp edici olarak algılanmakta, basın fotoğrafçısının imajını kötülemektedir. Bellisario kendisini prensip sahibi görür ve şöyle der5.

“Taş duvarların, kiremit çatıların üzerinden fotoğraf çekmemin nedeni buna saray tarafından itilmiş olmamdır.”

Bellisario kariyerine kraliyet ailesinin sevilen imaj yaratıcısı olarak başlamış, fakat sonra imaj yıkıcısı olmuştur. Kraliçeyi izleyen basının yanında durması bile yasaklanan Bellisiaro kendisine teleobjektif alır ve böylece çok uzaktan da olsa kraliyet ailesine “zoom” yaparak onları izler. Kraliyete ait parklardan çıkarılan Bellisiaro, halka açık olan ama kraliyet parkını gören alanlardan teleobjektifi kullanarak fotoğraf çeker. Bellisiaro’nun kraliyet fotoğrafları kolleksiyonunda mahrem fotoğraflar bulunmaktadır.

1964 yılında kraliçe tarafından yapılan resmi bir şikâyeti takiben Basın Konseyi, Ray Bellisiaro’nun hareketlerini “kraliyet mensuplarının özel hayatlarına makul olmayan zorlama” olarak kullanmayı uygun bulmaz. Bellisiaro Kraliçe ve prenses Margaret’i bilgileri olmaksızın bir parkta fotoğraflamış; kraliçeyi piknikte eğlenirken, Margaret’i mayoluyken çektiği fotoğraflar, Sunday Express’te ve The People’da manşet olmuştur.

Bellisiaro’nun en çok gurur duyduğu fotoğrafı ise 1970’lerde Prenses Anne’nin attan düştüğü fotoğraftır. “Bunu uzun zamandır plânlıyordum. Ata bindiği her gün onu dikkatlice izledim. Onun defalarca ata binerken fotoğrafını çektim. Düşeceği anı sabırsızlıkla bekliyordum” diyor. Nihayet istediği olmuştu. “O an”ı yakalamıştı.

“Önemli bir şeyin ne zaman olacağını asla bilemezsiniz. Öyleyse en iyi çözüm sürekli gözlemektir. Avınızı sürekli gözlemek zorundasınız.”

Horst Faas ise (yanda) ciddi fotoğraflar dalında Shrapnel ve Pulitzer ödüllerini kazanmış ünlü bir fotoğrafçıdır. Bu fotoğrafçı kendisini kalpten “paparazzo” olarak nitelendirir. Ona göre bu terim negatif değildir. İş yaparken “paparazo”luk yapmak gerekir.

Faas, paparazziliğin, haber fotoğrafçılığının yeni bir alanı olmadığını belirtir. Kendisi, hayatının son aylarında Diana’yı takip etmiştir. 800 mm’lik meşhur Sardunya çekiminden (Prenses’le sevgilisinin kucaklaştığı) tam bir milyon dolar kazandığını açıklar. Ancak Diana ve sevgilisinin ölümünden sonra kendisine yoğun eleştiriler yağmaya başlar. Bu konuyla ilgili olarak Faas, kendini şöyle savunur6:

“Eğer daha ileri bir teknik olsaydı o tekniği kullanarak fotoğraf çekerdik. Biz Diana’yı taciz etmedik. Sadece elimizdeki donanımla görevimizi yapmaya çalıştık. Daima gündemde kalmak isteyen Diana’nın kendisiydi. Hayatının son gününde Paris’e uçmak için ani bir karar verdi. Saat 17.30’da “Daily Mail” gazetesini aradı ve Paris’te Ritz Otel’de kalacağını bildirdi. Daily Mail ise doğal olarak Fransız Fotoğraf Ajanslarını arayıp haber verdi. Diğer ajanslar da bu haberi hemen duyup göreve başladılar.”

Miguel Arana, İspanya ve İngiltere’de yirmi yıl paparazzi olarak çalışmış bir gazetecidir. Mesleği hakkında şunları söyler7:

“Dünyada herhangi bir basın fotoğrafçısı aynı zamanda bir paparazzidir. Bir hikâyeyi haber yapmak için gönderildiğiniz anda paparazziciliğiniz başlar. Ölen bir kişinin fotoğrafını yakınlarının izni ve rızası olmadan çekersiniz. Çünkü o sırada görsel olarak tarih yazıyorsunuz. Eğer bize sadece resmi olarak fotoğraf çekme hakkı veriliyorsa o zaman çarpıcı hiçbir haber olmayacaktır. Diğer bir deyişle, bağımsız ve özgür iradeyle fotoğraf çekmeliyiz. Ancak her paparazzi basın fotoğrafçısı değildir. Kimisinin eğitimi yoktur, ahlâkı yoktur. Doğru ekipmanı ve irtibatları yoktur. Bunlar fotoğraflarını ucuza satan kovboylardır. Genel bir terim olarak kendimi paparazzi olarak adlandırmaktayım. Eğer paparazziler kısıtlanırsa bu demokraside olabilecek en kötü şeydir. Çünkü biz toplumun gözleriyiz. İnsanlar etrafta nelerin olduğuna gözümüzün olduğunu bilerek hayatlarını sürdürmektedirler. Kısıtlamalardan bir şeyler elde edilebileceğini umanlar sadece saklayacak bir şeyleri olan kişilerdir.”

Warren Johnson, Lady Diana’nın kaza ânını görüntüleyen paparazzidir:

“Şimdi bizim adımız kötü algılanmakta. Ailem ve arkadaşlarım benimle uğraşıyor. Ancak ölmesini istemezdim. Biz kalpsiz insanlar değiliz. İşimi yaptım ve paramı kazandım. Görevli olarak veya davetli gittiğiniz ortamlarda mutlaka iyi fotoğraflar çekmek zorundayız. Aksi halde işimizden oluruz.”

Andrew Murray, Avustralyalı serbest fotoğrafçı bu konuda şunları söyler8:

“İnsanlar nelerin olduğunu bilmek istiyor. Kadınlar kadın magazinlerindeki dedikoduların hepsini sever. Bizler daima günah keçisi olarak gösterilmekteyiz. Bu düşünce kayboldukça mesleğin itibarı da artacaktır.

Medya çalışanları birbirlerini tenkit etmektedirler. Ben sarayın dışındaki çiçeklerin fotoğrafını çekmeye çalışırken bir kameraman önümden geçti. “Kör müsün arkadaş?” dedim. Kameramanlar fotoğrafları önemsemezler. Orada rekabet vardır. Diana’nın ölümünden sonra birçok televizyon kanalı tarafından görüntülendik. Bu fotoğrafçılar etraftaki tek kişilermiş gibi yansıtıldı. Ancak kameramanlar da oradaydı. Ama hiç kimse onların resmini çekip onları da afişe etmedi.

İnsanlar paparazzilerin onu öldürdüğünü söylediğinde gerçek olan onların hareketini arttırdığınız, kaçmalarını sağladığınızdır. Yoksa gidip kasten adam öldürmedik. Tren kazasının ardından gidip de insanlara yardım eden fotoğrafçılar gördünüz mü? Hayır, çünkü fotoğrafçılar nasıl resim çekip görevlerini yerine getirmekteyse, hayat kurtarma işini de o sırada ambulans ve içindeki ekip gerçekleştirmektedir. Paris’te yaşanan olay da bunun gibidir. Ambulansla olay yerine gelen sağlık ekibi işini yaparken paparazziler de çekimlerini gerçekleştirmişlerdir.

Bu olayda beni en çok rahatsız eden Dianna’nın kaza sonrası fotoğraflarından paparazzilerin para kazanmak istemesidir. Ben bu fotoğrafları görmek istedim. Ama halkın bu fotoğrafları görmesini istemezdim.”

Magazinciler ya da paparazziler şöhretli sınıfın yaratıcılarıdır. Yıldızların yaşamlarını izleyip, beklenmedik anda fotoğraflarını çekerek okuyucuya iletirler. Mesai saatleri 18.oo’den sonra başlar ve sabaha kadar sürer. Bu süre içinde objektifleri yalnızca gizli aşklara değil, birçok olaya yönelir. İlk paparazzi fotoğrafının çekildiği dönemden bugüne de kural değişmedi. Ünlülerle ilgili yazı ve fotoğraflara yoğun ilgi gösteren halk, bunları kendilerine sunan paparazzilere düşman kesildi. Ancak magazinciler iyi bilir; paparazzilere savaş açanların çoğu renkli sayfalarda boy göstermek için çırpınır. Cemiyet sayfalarının, özellikle de Pazar dergilerinin yıldızlarıdır. Ömürleri bir kelebek kadardır. Yarattıkları skandal kadar vardırlar. Popüler olmaları, para kazanmaları ve çöküşleri arasında geçen süre en fazla bir yıldır. Ertesi gün kulüp kapısında sevgilisiyle çekilmiş fotoğraflarını bastığınızda ya da vergi borcunu ortaya çıkardığınızda azılı düşmanı sayılırsınız. Soyadsız popçuların, podyuma çıkmayan mankenlerin, işsiz güçsüz ünlülerin yanı sıra bir de “onun bunun kızıyım/ oğluyum” diye ortada dolaşan sosyetikler vardır. Sosyete sayfalarında boy gösterirler. Magazinciler, star olmak isteyen, bu uğurda sürekli malzeme sunan isimleri sonuna kadar tüketirler9.

Batı ülkelerinde paparazzilerin medyaya getirdikleri sansasyonel fotoğraflara fahiş rakamlar ödenir, çünkü bu tür haber ve haber fotoğrafları gazete satışlarını iki üç katına çıkarır. Orada çalışan paparazzilerin yıllarca kazanamayacağı parayı bir deklanşöre basmakla kazanabilme şansı var. Bu da paparazzileri tam bir fotoğraf avcısı durumuna getirir. Bu da okurların bu tür haberlere olan ilgisinin yüksek olduğunu göstermekte ve medya yöneticilerini haklı çıkarmaktadır.

Avrupa’nın gözde semtlerinden birinde pusuya yatan bir paparazzinin ortalama aylık masrafı 10 bin dolar olduğu bilinir. Ancak iş gereği helikopter ya da tekne kiralamak gerektiğinde masraf katlanır. Batı’da paparazzilik mesleği ciddi masraflarla yürütülür.

Phil Rame’nin 1993’te Lady Diana’yı Batı Akdeniz’deki Vierges Adası sahillerinde serbest stil yüzerken görüntülemek için küçük bir cep denizaltısı kiraladığını biliyor muydunuz?

Eski Fransa Devlet Başkanı François Mitterand’ın kamuoyundan gizlediği gayrimeşru kızı Mazarine Pingeot ile birlikte çekilmiş fotoğrafı için Paris Match’in 500 bin Frank ödediği söylenir. Michael Douglas-Zeta Jones çifti de bebekleri ve evlilik törenlerinin yayın hakkını 1 trilyon karşılığında İngiliz magazin dergisi OK’ye sattığı bilinir. Düğün fotoğraflarının açık arttırmaya çıkması son yılların yeni bir magazin haberciliğinin uygulamasıdır.

Paparazzilerin mesleki örgütlerinin açıklamalarına göre medya kuruluşlarının bazı ünlülerin özel anlarında çekilen fotoğraflara ödediği bedeller şöyledir:

Monaco Prensesi Caroline’in özel görüntüsü için 2 milyon dolar; Papa II.Jean Paul’e ait özel görüntüye 1.2 milyon dolar, Naomi Champbell, Cindy Crawford gibi tanınmış mankenlerin özel fotoğraflarına ortalama 600 bin dolar, Michael Jackson fotoğraflarına ise 200 bin dolar ödenmektedir. Bu örneklerde de görüleceği gibi paparazzilik artık büyük bir sektör durumundadır. Söz konusu fotoğrafları alan bazı yayın organlarının tirajlarına da bakmak gerekir. “Paris Match” haftalık 200 bin, “Gala” haftada 362 bin, “Hola” günlük 2.2 milyon, “People” haftalık 3.2 milyon, “Bunte” haftalık 1 milyon satmaktadır. Günlük tirajı 4 milyon olan “The Sun” ile 2.4 milyon “Daily Mirror” gibi bulvar gazetesine sahip olan İngilizler dünyada magazinin A takımı olarak kabul edilir. Bu gazetelere çalışan paparazziler, Amerikan magazin basınına binlerce dolar karşılığında transfer olur10.

Kitaplarda, makalelerde, söylemlerde paparazzilerin etkinliği tanımlanırken avcılıkla ilgili sözcükler kullanılır. Paparazziler avlar, pusu kurar, iz sürer, kurbanlarını flaş darbeleriyle yakalar. Çektikleri fotoğrafların toplumda büyük ilgi görmesine rağmen paparazzilerin buna benzer pek çok olumsuz sözcüklerle de tanımlanması çok ilginçtir. Oysa paparazzicilikte sanıldığı gibi her zaman kaçma kovalama olmaz; bazı şöhretler paparazzilerini yanlarında taşır. Her gittikleri yerden onları haberdar edip, paparazzilerin objektifine yakalanmış gibi yaparlar.

Türkiye’de paparazziler için de özel olarak hazırlanmış etik ilkeler bulunmaz. Özellikle Lady Diana’nın ölümünde paparazzilerin sorumlu tutulmasından sonra, İtalya yasal düzenlemelere giderek paparazzi yasasını yürürlüğe koyar.

İtalya’da 18 Ağustos 1998’de yürürlüğe giren yasaya göre11:

  1. Gazeteci; kişinin evine, bürosuna, ikamet ettiği yere, hastahaneye, özel kliniğe izinsiz giremez.
  2. Gazeteci, 18 yaşından küçüklerin ismini, adının karıştığı olayı ve suçunu kamuoyuna yansıtamaz.
  3. Gazeteci, kişinin onurunu kırabilecek yazı yazamaz, resim yayınlayamaz.
  4. Kişiyi din, ırk, siyasi görüş, cinsiyet, hastalık gerekçesiyle suçlayamaz.
  5. Kişinin hastalığını, onur kırıcı biçimde açıklamak, sağlığı ile ilgili izinsiz ayrıntılı bilgi vermek ya da amansız hastalığını açıklamak yasaktır. Yorumlamak ve bunları yayınlamak yasaktır.
  6. Gazeteci, tekzipleri mahkeme kararını beklemeden yayınlamak zorundadır.
  7. Ünlülerle ilgili özel haber yapmak için yazılı olarak izinleri gerekmektedir.>

Paparazziciliğin bir kuralı olmalı ve bu kuralın çerçevesi içinde meslek sürdürülmelidir. Çünkü bu etkinlik, her an suistimale açık bir etkinliktir.

Paparazzi etkinliğini 21.Ocak.1998’de Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington Post Gazetesi’nde patlak veren ve kısa sürede dünyanın tüm gazete ve televizyon haberlerinin konusu olan Monicagate Skandalı örnek verilerek açıklanabilir.

Türkçe’ye de çevrilmiş olan “Monica’s Story” (Monica’nın Hikâyesi) adlı kitapta, yazar Andrew Morton, Monica’nın paparazzilerden çektiklerini etkili bir dille anlatmıştır. Monica’nın skandal patlak verdikten sonra gideceği yerlere kılık değiştirerek gitmek zorunda kaldığını, paparazziler yüzünden adeta paranoyaklaştığını belirtir, çünkü her köşe başında onu bekleyen bir paparazzi vardır.

Arkadaşları Monica hakkında sadece televizyondan haber alabiliyordu. Monica ve annesi perdeleri sımsıkı kapalı bir alacakaranlık dünyada yaşamaktaydı. Oturdukları bina dünya medyası tarafından ablukaya alınmıştı. Telefonu açamıyor, balkona bile çıkamıyorlardı. Televizyon ekipleri ve paparazziler Monica’nın dairesini görebilecek yerlerde ev kiralamış, yirmi dört saat bu evi gözlemekteydiler. Monica’nın teyzesi Debra, kızkardeşi ve yeğenin paparazzilerden saklanmak uğruna çektikleri sıkıntıyı şöyle anlatır12:

“Bir gün önce şiddetli yağmur ve fırtına vardı, ama dinmişti. Evlerine gittiğimde, onlar, bunun farkında bile değildi; çünkü kalın perdeleri sımsıkı kapalıydı, dışarıyı göremiyorlardı. Kız kardeşim hiçbir suçu olmadığı halde paparazzolar sayesinde bir katil gibi gölgelere saklanmak zorunda bırakılmıştı.”

Rahat nefes alamıyorlardı bile. Skandalın duyulmasından iki gün sonra ana kız sabaha karşı saat 02.00’de sürüne sürüne balkona çıkıp hava alabildiler ancak. Televizyonu bütün gün ve gece izlerler. Annesi Marcia duyduklarına ve gördüklerine inanamaz. Çünkü televizyon kanallarının prime time kuşakları Monica’nın ve ailesinin didik didik edilmiş hayatını anlatmaktadır.

Taze av kokusu alan prihanalar gibi medya kısa sürede Monica’nın annesinin ve ailesinin özel hayatlarını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Gazeteciler Monica’nın anne ve babasının yıllar öncesinde boşanmalarının ayrıntılarını öğrenebilmek için Los Angeles mahkemesi önünde kıyasıya rekabet etmişlerdir. Bu konuda annesi şöyle der13:

“Aman Tanrım! Lewinsky adı bütün dünyaya yayıldı. Mozambik’tekiler bile boşanmamla ilgili herşeyi biliyorlar. Tek tesellim babamın hayatta olmaması!”

“...Basınla ilk karşılaşması objektiflerin takırtısı, kamera motorlarının mırıltısı, ter içindeki muhabirlerin çığlık çığlığa soruları baş döndürücü bir ses karmaşası... Monica’ya fotoğrafçılara daima gülümsemesi öğretildi ki, korktuğu anlaşılmasın. Monica o günü şöyle anlatıyor: “Her yanda flaşlar patlıyordu, motosikletli paparazziler arabaya yaklaşıp fotoğraf çekiyor, sonra da hızlanıp kayboluyorlardı. Çılgınca bir şeydi yaşamak zorunda kaldığım...”

Davanın sürdüğü günlerde Monica babası ve üvey annesiyle yemeğe çıkar. Ancak paparazzoların kuşatması altına girerler. Güçlükle arabalarına binip yola koyulurlar. Onları izleyen içi paparazzilerle dolu olan araba onlara çarpar. Olayı KNBC adlı bir televizyon kanalının helikopteri görür ve polise haber verir. Polis, onlara ne olursa olsun arabadan inmemelerini, televizyoncuların kurbanlarını arabadan çıkarıp fotoğraflarını çekebilmek için sık sık çarpma yöntemine başvurduklarını söyler. Monica’nın gazetelerin baş sayfasına çıkmasından sonraki bir aylık süre içinde Lewinsky ailesinin geçmişi didiklenir. Hem annesi hem de babası belli dönemlerde ciddi şekilde intiharı düşünür14.

1998 yılının yazında Monica’ya çeşitli magazin dergilerinden fotomodellik yapması için teklif yağar. Bu teklif Monica’nın hoşuna gider. Çünkü o ana kadar çekilen ve yayınlanan fotoğraflar hep paparazzoların yakaladığı fotoğraflardır. Görüntüsü de dahil, hayatının her bir yönünün kendi denetimi dışında olduğu bir dönemde, kontrolün hiç olmazsa bir bölümünü geri almak fırsatı kaçınılmaz gibi gözükür. Teklifi kabul eder ve ünlü fotoğrafçı Herb Ritz ile çalışır. Günün kraliçesi gibidir. Muhteşem kıyafetleri ve mücevherleri üzerinde sergiler15.

Paparazziler Monica’nın kabusu olmuştur. Bu insanlar daha yüksek paraya satabilecekleri bir resim çekebilmek için ona hakaret ederler, olmayacak adlar takarak ağlatmaya çalışırlar. Fotoğrafçıların işi bitince nöbeti köşe yazarları ve editörler alır. Hakaretlere yazılı alanda devam ederler16.

The New York Times gazetesi 1998’in Aralık ayında, Amerikan halkının en fazla hayran olduğu 10 kadını tespit etmek üzere yaptığı kamuoyu araştırmasının sonucunda Monica Lewinsky de çıkar. Adının İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth’le aynı listede yayınlanması Monica ve ailesini çok şaşırtır17. Medyanın gücü işte! Sıradan bir sekreterin bir gün II.Elizabeth’le aynı listede isminin yer alacağını kim bilebilirdi?

Clinton-Lewinsky olayında da medyanın kişilik haklarına yönelik saldırısı yeniden yoğun olarak tartışılırken, The Sun ve The News Of The World gazetelerinin sahibi olan Rupert Murdoch kişilik hakları konusunda medya patronu olarak görüşlerini şöyle ifade eder18:

“Kişilik hakları kanunu, zaten imtiyazı olan insanlara daha çok imtiyaz hakkı tanıyacaktır. Buna da dünya çapındaki tüm gazetecilerin ve yayıncıların karşı çıkması gerekir.”

Paparazzilerin yaptığı iş aslında ahlâk sınırlarını zorlar mı? İlk bakışta bu uygulama ahlâk dışı kabul edilir. Oysa bu gazetecilik alanının kendine özgü çalışma prensipleri var. Kullandıkları ekipmanlar bile diğerlerinden farklı. Her şeyden önce gizlice izliyorlar, çalışma saatleri bile özel; onlar da sözgelimi bir ekonomi habercisi gibi habercilik endişesi ile çalışmaktalar. Sonuçta sabahleyin haber müdürünün masasına bir veya birkaç bomba haber bırakmak zorundadırlar. Diğer bir deyişle, paparazziler de aslında kendi koşulları altında mesleklerini uygulamaktadır. Her mesleğin erdemli ve erdemsiz çalışanları var. Etik ihlâli sadece bu mesleğe özgü bir şey değil. Ancak bu, diğer gazetecilik alanlarına göre etik ihlâli yapmaya en müsait alandır. Sonuçta insanların özel alanlarına girmeye çalışmaktalar. Bu sınırı aştıkları an ya da o sınıra yaklaşamadıkları an gazete içindeki konumları da tehlikeye girer.

Okur bu tür haberlere ilgi gösterdiği sürece gazeteler mahremiyeti hiçe sayan haberler üreteceklerdir. Bu medya sistemi içine girip de sansasyon yaratabilecek her hangi bir haberi “aman bu etik ilkelere aykırı çekemem” diyen paparazzi, haberi ertesi gün rakip gazete bastığında hala o gazetede çalışıyor olur mu bilinmez.

Bir akademisyen olarak sizlere olması gerekenle olanı açıklamaya çalışıyorum. Medya etiği hakkında istediğimiz kadar yazalım, çizelim, öğretelim sonuçta gazeteci medya kuruluşunun istediği şekilde çalışacaktır. Gazeteciyi etik ilkelere uygun çalışmaya zorlayacak tek bir dinamik var, o da okur. Ancak hiçbir okur “Ben böyle bir haberi okumak istemiyorum” diyerek tepki göstermiyor, aksine sansasyon haberlere karşı aşırı ilgi gösteriyorlar. Bu da basın kuruluşlarını paparazzi fotoğraflarına yönlendiriyor. Ancak İngiliz halkı, Diana’nın ölümünün ardından bulvar gazetelerini satın almayarak, onları protesto ettiler. Aynı şekilde Almanya’nın en çok satan günlük gazetesi Bild Zeitung, kazanın hemen ertesi sabahı kaza kurbanlarını çıkartmaya çalışan kurtarıcıların renkli fotoğrafını ilk sayfada kullandığı için halk tarafından ve Basın Konseyi tarafından kınandı.

Paparazziler meslek ilkelerini iyi bilmeli ve buna uygun olarak çekimlerini gerçekleştirmelidir. Böyle olduğu sürece yasal sorumlulukları da azalmış olur. Kamu yararı olmadığı sürece insanların özel yaşamına müdahale etmemeleri, kişilik haklarına saldırmamaları gerekir. Unutmayın ki, kamuya mal olsun ya da olmasın her insanın, kendine ait bir özel yaşam alanı bulunmaktadır. Medya buradan içeri izinsiz girmemelidir. Basında mahremiyete saygı ilkesinin yerleşmesi gerekmektedir.

                                                    ********

Şebnem Soygüder'in bu yazısı,  OM yayınevi'nden çıkan "EYVAH PAPARAZZİ" adlı kitabının 200-213. sayfalarında da yer almaktadır. fotomuhabiri.com'un yazı ailesinde yer alan Soygüder'in çalışmalarını sıklıkla bu sayfalardan takip edebileceksiniz.

 

KAYNAKÇA

(1) İRVAN, Süleyman, “Lady Dianna’nın Ölümü ve Paparazzi Gazeteciliği”, http://www.fotografya.gen.tr/issue.3/paparazzi.html
(2) ATSIZ, Yağmur, “Paparazziler Değil Paparazzolar”, My Lady Di(es) Bir Prensesin Ölümü, Der: Aslıhan Dinç, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997. s.195
(3) TOPUZ, Hıfzı, “Paparazziler Haklı mı?”, My Lady Di(es) Bir Prensesin Ölümü, Der: Aslıhan Dinç, YKY (4.Baskı), İstanbul, 1997. s.109
(4) YENER, Tevfik, “Çakar Çakmaz Çakan Flaş”, My Lady Di(es) Bir Prensesin Ölümü, Der: Aslıhan Dinç, YKY (4.Baskı), İstanbul, 1997. s.190
(5) “NoPaparazzo”, http://www.informinc.co.uk/LM/LM113/LM113_Bellisario.html
(6) “What Did We Learn?”, http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(7) http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(8) http://www.informinc.co.uk/LM/LM105/105_Paparazzi.html
(9) DAĞISTANLI, Müge, “Hayat Magazine Benzer Hem de Fena Halde Magazine”, Karizma 3 aylık Düşünce Dergisi, Sayı:5, Ocak-Şubat-Mart 2001. s.122
(10) DAĞISTANLI, Müge, a.g.y, s.124
(11) “Paparazzilere Kıskaç”, Hürriyet Gazetesi, 18.08.1998. s.16
(12) MORTON, Andrew, Monica’nın Hikâyesi, Çev:Ali Cevat Akkoyunlu, Doğan Kitap, İstanbul, 1999. s.258
(13) MORTON, Andrew s.268
(14) MORTON, Andrew s.275
(15) MORTON, Andrew s.298
(16) MORTON, Andrew s.345
(17) MORTON, Andrew s.346
(18) “Kişilik Hakkı Yasası Tanımıyorum”, Milliyet, 08.10.1997.