|
|
İKİNCİ KÖRFEZ SAVAŞINDA FOTOĞRAF VE PROPAGANDA
ALİ M. BAYRAKTAROĞLU
Ankara Ünv. İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bl. Öğretim Görevlisi
Fotoğraf:
İletişim araçları arasında dönemlerin, yaşanan olayların, acıların ve sevinçlerin hatırlanmasında fotoğraf hiç şüphesiz en önemli araçtır. Fotoğrafın anı somutlaştıran durağan yapısı, insanlığı yaşananlara karşı tanıklık etmeye davet ederek, hayata karşı durup, düşünmeye sevk etme özelliğine sahiptir. Kitlelerin bakış açısını değiştirebilme gücüne sahip olmasından ötürü, gelişen dünya ve teknolojik yaşam koşulları karşısında gücünden hiç taviz vermemiş olan fotoğraf, zaman ve mekan içinde dondurulmuş bir kesit olarak tanımlanabilir. (1)
II. Dünya Savaşından bu yana fotoğraftan, bilinci yönlendirebilen, kamuoyu oluşturabilen bir araç olarak kitle iletişim araçlarında, kamuoyunu ilgilendiren konularda halkın en önde gelen enformasyon kaynağı (2) olarak toplumsal sorunların zamansal sınırlılıklar kapsamında saptama ve çözümleme yapmaya yardımcı olması şeklinde yararlanılmaktadır. Bu yararlanmanın platformu yayıncılık bağlamında gazete, dergi ve ajans üçgeninde gerçekleşirken, kitleler fotoğraf tüketen topluluklar haline getirilmişlerdir.
Mitchell, fotoğraf tüketiminin günümüzde hemen her yere yayılmasını, yirminci yüzyıl kültürünün en karakteristik özelliği olarak, dikkatin görselliğe kayması şeklinde nitelemiş, fotoğraf tüketen ve görüntüye bağımlı kitlenin göstergesi olarak gördüğü medyanın, "kelime baskın" (dominant) biçimden, "görüntü baskın" medya şekline dönüştüğünü (3) ifade etmiştir.
Fotoğrafın geniş kitleler tarafından anlaşılabilirliği ve toplumsal boyutta kullanılabilen bir kitle iletişim aracı olma özelliği, yaşadığımız günlere damgasını vuran savaşla birlikte genelde görüntülerin, özelde ise fotoğrafların etkili biçimde medyada yer alması biçiminde gerçekleşmektedir. Görsel yoğunluğun sembolü olarak sunulan fotoğrafın, propagandanın bir aracı haline nasıl dönüştüğü bu makale kapsamında incelenecektir.
Görüntünün Toplumsal Boyuttaki Etkisi:
Vietnam Savaşından bu yana görece en görsel savaş haline gelen 2. Körfez Savaşında görsel malzemenin, kamuoyunun bilincini yönlendirebilme yetisi üzerine kurulduğu söylenebilir. Bilindiği gibi; Vietnam Savaşında haberciler askerlerle beraber hareket ederek sınırsız görüntü olanağına sahip oldular ve elde ettikleri görüntüleri görece sansürsüz olarak gazete ve dergiler aracılığı ile topluma aktardılar. Benzer bir biçimde İkinci Körfez Savaşında da askerlerle beraber habercilerin de birlikte hareket ettikleri görülmektedir.
Askerler ve habercilerin aynı ortamda çalışmalarının iletişim literatüründeki karşılığı "embedded" (iliştirilmiş) olarak tanımlanmıştır. Embedded kavramı İkinci Körfez Savaşı ile birlikte anılsa da, geçmişi Dünya Savaşlarına kadar gider. Ancak yoğun biçimde kullanılışı göz önüne alındığında ise çıkış noktası Vietnam Savaşıdır. Bilindiği gibi Vietnam Savaşı askerler ile habercilerin oldukça yoğun bir biçimde bir arada çalıştıkları bir savaştır. Dışa giden bilgiyi kontrol etmenin en kestirme yolu olarak yorumlayabileceğimiz bu kavramla, savaşa ilişkin görüntülü haberler, tarafların istediği doğrultuda kullanımının kontrolünü sağlamak açısından oldukça önemli bir görev üstlenmektedir. Bu perspektiften bakıldığında Vietnam Savaşının yaşanan en görsel savaş olmasının nedenleri açıkça ortaya çıkmaktadır.
Vietnam'da savaşa ilişkin görüntülerin alınması, dağıtılması ve kullanılması konusunda basına gösterilen kolaylıkların kamuoyunda savaş aleyhtarı gösterilerin artmasına sebebiyet verdiği görüşünde olan Başkan Nixon; Vietnam Savaşında medyanın kendilerinden çok düşmanın lehine çalıştığını öne sürerek savaş meydanının kapılarını foto muhabirlerine kapatmıştır." (4)
Vietnam'da savaşı kaybetmenin nedeni olarak toplum ya politikacıları, ya medyayı ya da her ikisini birden suçlamasına karşın Daniel Hallin, savaşı medyanın kaybetmediğini aksine politik tavrın belirlenmesinde medyanın davranışının toplumsal bilincin oluşması bağlamında bir oydaşma sağladığını (5) ifade etmiştir. Hallin'in dediklerinden açıkça anlaşılabilecek olan şey bilinçli bir biçimde kullanıldığında görüntülerin toplumsal yaptırımların önünü açabilirliğidir.
Görüntülerin toplumsal platformda düşünceleri yönlendirebilme ve ortak payda sağlayabilme yetisi bağlamında verilebilecek en somut örnek televizyondur. Erdoğan ve Alemdar'ın belirttiği gibi; "Televizyonun merkezileşmiş öykü anlatma sistemi sayesinde her izleyici eve bir ortak imajlar ve iletiler dünyası getirerek gelecekteki tercihleri ve kullanışları etkileyen tutumlar ekebilmektedir." (6) görüşüne Lippmann'ın "Bireylerin kafalarındaki görüntüler doğrultusunda hareket ettikleri" (7) görüşünü de eklediğimiz zaman 1991'deki Körfez Savaşı'nın tek boyutlu olarak CNN tarafından naklen görselleştirildiğini ve bu tek boyutlu görselleşmenin Amerikan çıkarları doğrultusunda toplumsal düşünce yapısını geliştirdiği görebilmekteyiz.
Tek boyutlu naklen savaş yayını, günümüzde seyrini çok kanallı ve bol görüntülü savaş yayını haline dönüşmüştür. Farklı kanalların devreye girmesi ile tek taraflı bilgi akışının önü kesilmiş, Eugene Smith'in "Onların nasıl yaşadıklarını toplum görünce, pek çok şey değişecek." (8) deyişinde olduğu gibi pek çok şeyin gösterildiğinden farklı olduğunun ortaya çıkmasını sağlamıştır.
CNN'in tek taraflı haber aktarımı İkinci Körfez Savaşında da devam etmiştir. Ancak, El Cezire televizyonu (yanda) aracılığı ile tek taraflı yayın akışı, savaşa dair görüntülerin etkisine farklı bir boyut getirmiştir.
Bölünen ekranlardan naklen yayımlanan savaşa dair görüntüler incelendiğinde, CNN ekranlarından "genel plan" biçimde aktarılan bombardıman görüntüleri havai fişek izlenimi etkisiyle görselleşirken, El Cezire televizyonu tarafından aktarılan "yakın plan" görüntüler savaşın dehşetine dair daha etkileyici bir görsellik ortaya koymaktadır.
Irak televizyonlarınca kamuoyu karşısında haksız duruma düşmemek açısından savaşın dehşetine dair görüntüler düzenli bir biçimde dünya kamuoyuna aktarılmıştır. Bombardımanların sivil halk üzerindeki etkisine dair dünya kamuoyunun bilgilenmesine katkıda bulunan görüntüler gerçeği gösterdiği sürece evrensel boyutta saygın bir anlam kazanırken; saklayıp, çarpıtıp, kurguladığı sürece de propagandanın bir aracı olarak anılmasını sağlayacaktır.
Televizyon aracılığı ile yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen görüntüler, gerek yaşanan sürecin ansal boyuttaki sembolik ifadesi olarak, gerekse kamuoyu bilincini farklı bir boyuta yönlendirmenin göstergesi şeklinde fotoğraf halinde bir propaganda yöntemi olarak topluma sunulmaktadır.
"Fotoğrafın propaganda açısından silah olarak kullanıldığını" (9) ifade eden Berger'in de belirttiği gibi toplumun nabzını tutmak amacıyla herhangi bir eylemin öncesinde ve sonrasında iktidar tarafından kamuoyu oluşturmak amacıyla kitleler görüntü bombardımanına tutulurlar. Bu süreç içinde iktidar bir baskı unsuru olarak iletişim kanallarına doğrudan etkide bulunabilir ve hangi görüntünün yayınlanabilir, hangisinin yayınlanamaz olduğuna dair yaptırımda bulunabilmesi söz konusudur.
Amerikan çıkarları doğrultusunda görüntüler aracılığıyla kurgulanan propaganda mekanizmasının aktif bir biçimde işleyebilmesi, El Cezire televizyonunun alternatif görüntülerini yayımlamasını bir başka deyişle susturulmasını gerektirmektedir. Bu yüzden Amerikan askeri güçleri El Cezire televizyonunun birkaç kez bombalandığı bilinmektedir.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
(1)Derman, İhsan, Sayısal Teknolojiler ve Basın Fotoğrafının Doğruluk Değeri, Yeni Türkiye Medya Özel Sayısı, yıl:2, Sayı: 2, Kasım-Aralık, 1996, Ankara, sayfa: 112
(2)Korkmaz Alemdar, İrfan Erdoğan, Başlangıçtan Günümüze İletişim Kuram ve Araştırmaları, My Yayınları, Ankara, 1998, s.187
(3) Julianne H. Newton. The Burden of Visual Turth, Lawrence Erlbaum Associate Publisher, New Jersey, 2001, s. 83
(4) Arzu Yayıntaş, Geniş Açı Fotoğraf Dergisi, 15 Mart-15Mayıs 2002, sayı:22, s.71
(5) David D. Perlmutter, Photojournalism and Foreing Policy, Praeger Publishers, Westport, 1998. s.38
(6) Alemdar& Erdoğan, a.g.e.s.181
(7) Perlmutter a.g.e.s. 97 - 99
(8) Ken, LIGHT, Camera Darkroom, "The Concern Photographers", Mayıs 1995, vol:17, no:5, sf:46
(9) John Berger, O Ana Adanmış, çev. Yurdanur Salman, Müge Gürsoy, Metis yay. 1986, s.81
|
|
|
|