ANA SAYFA YAP
FAVORİLERE EKLE
Bugün,
 
 

 

 

YAZILI BASINDA HABER FOTOĞRAFI KULLANIMI VE HEDONİSM SORUNSALI 

 

Ali M. BAYRAKTAROĞLU
Süleyman  Demirel Üniversitesi, Öğretim Elemanı


İnsanoğlunun hayatı anlamlandırmasında önceden kazandığı görsel deneyimler / şartlandırmalar oldukça önemli rol oynamaktadır. Beyine önceden  yerleşmiş olan stereotip olgular sayesinde bireyler görmeden yaşam hakkında bilgi sahibi olmaktadır. İnsanın doğasında bulunan bu özellik günümüz basını tarafından, bilinçli bir biçimde toplumun beynine sıklıkla enjekte edilen görüntüler aracılığıyla kullanılmakta, dolayısıyla istenilen söylemler meşrulaştırılmaktadır. Bilindiği gibi görüntü bir imtiyazdır! Bu yaklaşım özellikle liberal medya kanadı eksenindeki basın/yayın kuruluşlarınca, gerek toplumsal boyutta oluşturulmuş görsel belleği etkilemek, gerekse istenen doğrultuda toplumu yönlendirmek amacıyla bilinçli bir şekilde görüntülerin kullanması şeklinde topluma sunulmaktadır. Bu bağlamda Hürriyet ve Sabah Gazeteleri gibi liberal tavrı benimsemiş olan basın yayın organlarında kullanılan haber fotoğrafları aracılığıyla, gündemde hiç olmayan bir konu “istedikleri” yöntemle gündeme getirebildiği gibi istedikleri sürece de gündemde tutulabilmektedirler.


Liberal medya efsanesi tarafından geliştirilen hedonistik bakış açısının topluma yerleştirilmesi sonucunda, bireyler için trajedi olarak adlandırılması gereken pek çok olay, yaşamın içerisinde her an karşılaşılabilecek rutin oluşumlar olarak kabul edilebilir hale gelmiştir. Dolayısıyla günümüzde toplumsal görüş, yoğun biçimde tüketilen gazetelerdeki hedonistik bakış açısı dolayımıyla şekillenmektedir.  Bu araştırmanın amacı, günümüz Türkiye’sinde tiraj açısından oldukça geniş bir kitleye seslenmekte olan liberal basının, haber fotoğrafı kullanma stratejisini gazeteler özelinde incelemektir. Bir başka deyişle bu makalede ülkemizde en yüksek tiraja sahip ve liberal kanadı temsil eden (Hürriyet ve Sabah vb.) gazetelerde yayımlanan haber fotoğraflarının nasıl kodlandığı mercek altına alınacaktır. Ana damar gazeteler olarak tanımlanan bu gazetelerde yer alan ve yoğun biçimde tüketilen haber fotoğraflarının okuyucunun görsel hafızasının nasıl biçimlendirildiğini, liberal basın tarafından üzerimize yağdırılan bu imajların amaçlı, kurgulanmış birer göstergeler oldukları bilinciyle, gösterilenlerin ardında gizlenenlerin de olduğunu sorgulatmayı hedeflemektedir.


Liberal yaklaşım bağlamında medya değerlendirildiğinde, toplum içerisinde sağlanmış olan ortak oydaşmanın temsilcisi durumundadır. Asli amaçlarından biri de konsensüsün sağlaması görevlidir (Mutlu, 1994:61-62). Bir başka deyişle kitle iletişim araçlarının kamuoyunu ‘tarafsızlık’ ilkesi dolayımıyla aydınlattığı varsayılır (Tokgöz; 2000: 94-95). Bu bağlamda haber fotoğrafları aracılığıyla toplumda sesini duyuramayanlara söz hakkı tanınır; acı çekenlere yardım edilir; topluma/insanlara yaşanan tüm olumsuzluklara karşın ümit verirken (Chapnick, 1995:20); temel görevleri tanıklık etmek, haber vermek, eğlendirmek, eğitmek, bildirmek, açıklamak, etkilemek, belgelemek olan görüntüler ekseninde toplumsal değerlerin devamlılığı sağlanmaktadır. Ancak haber fotoğraflarında sunulanlar sanıldığı kadar masum değildir. Medya yaşamın ve olayların gösterilmek istendiği kadarının sunulduğu; tanıklık sırasında kendi sahibinin çıkarlarını zedelemeyecek biçimde, iyi şeylere dair görüntülerin kötü olayların içine yayılması suretiyle topluma hedonistik bakış açısının aşılandığı bir içeriğe sahiptir. Medyanın sunduğu ve kapitalist yaşam pratikleriyle uyumlu görüntülerin ön plana çıkarıldığı “infotaintment” süreci (haberlerin eğlence ile iç içe geçmiş bir tarzla sunularak, içeriğinden koparılması yaklaşımı), endüstriyel pratiklerin yansımalarının doğrudan sonuçlarından biridir. Günlük çalışma saatlerinde güç ilişkilerini, sınıf mücadelelerini ve toplumsal çelişkileri yoğun biçimde deneyimleyen ve ücretli-köleliğine herhangi bir eleştiri getirmeyen birey (Erdoğan, 1997); çalışma saatleri dışında kalan boş zamanlarını, özel yaşam olarak adlandırılan kesite, ki bu zaman dilimi iş dışı klonileştirilmiş zaman olarak da nitelendirilebilir, kendisi için yaratılmış ve/veya tasarlanmış düşmanlara/hedeflere/sorunlara tepkiler göstermekte ve kızgınlık, umutsuzluk, çaresizlik, öfke, eylemsellik gibi duyguları yaşamaktadır. Bu bağlamda görüntülerin yarattığı ve taşıyıcı yüzeyin ideolojikleştirdiği tutumlar nadiren davranışlara doğrudan yansımakta, ancak farklı zaman ve olaylar karşısında bireysel davranışlar üzerinde etkili olabilmektedir. Öte yandan yaşamın içinden gelen ve yaşamın bir parçası olan haber, yansız veya tarafsız olmadığı gibi haber fotoğrafları da habere konu olan gerçekliğin ‘salt ispatı’ değildir. Yaşanan gerçekliği kendi üslubu/yaşam felsefesi ve ideolojisi dolayımıyla yeniden kodlayan haber fotoğrafçısı veya muhabirin varlığı (haberi aracıladığı) inkar edilemez. Ancak haber fotoğrafları okuyucunun ne hakkında, nasıl düşüneceğine taşıyıcı yüzeyin ideolojik çizgisi ekseninde belirler. Gazetenin ideolojik çizgisi doğrultusunda, kadrajlanan yaşamdan, toplumun sadece görülmesi istenenleri görebileceği ve amaca uygun şekle getirilen/biçimlendirilen görüntülerin toplumsal boyutta “de facto” bir anlayış doğrultusunda kullanılacağı ileri sürülebilir. Bu bağlamda egemen ideolojinin liberal medya platformunda tüketime sunduğu haber ve haber fotoğraflarının “halkın istekleri” olduğu biçiminde maskelendiği görülmektedir.


Güncel tarihin yazılımında gazetelerde yer alan ve adeta hayatın anlamlandırılmasında kullanılan görüntüler adeta birer ‘anahtar’ rolü üstlenmektedir. Bunun nedeni ise taşıyıcı yüzeylerin haber fotoğraflarını amaçlı ve bütünüyle bilinçli bir biçimde kullanmalarından ileri gelmektedir. Öyle ki, taşıyıcı yüzey üzerine yerleştirilen fotoğrafın hacmi, kullanıldığı alan, etrafına yerleştirilen görüntüler, renk, manşet, fotoğraf alt yazısı vd. enformasyonlar, anlam kurulması sırasında taşıyıcı yüzeyin mülkiyetine sahip olanın çıkarları ve istekleri doğrultusunda kurgulanmaktadır. Nitekim haberin sahip olduğu kendine özgü yapı, haber fotoğrafında da görülmekte ve bu yapıda haber fotoğrafının dil yetisi, haber mantığı ile fotoğrafın teknolojik belirleyiciliği, muhabir ekseninde kesişirken; fotoğraf editörünün ve yer aldığı taşıyıcı yüzeyin ideolojik tavrı doğrultusunda şekillenmektedir. Bir başka deyişle fotoğraflanan olaydan çok insanların ona yüklediği kavramlar ve duygular ön plana çıkmaktadır. Bu bağlamda fotoğrafın kadrajı, alt yazısı ve manşet, haber fotoğrafının anlamını oluşturan öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Okuyucu izleyici bu çerçeveden bakarak ‘görüneni’ anlamlandırmaktadır. Çerçeveleme ve öne çıkarma anlayış doğrultusunda medya bir konu hakkında haberleri bol bol vererek; diğer konuları yadsıyabilmekte, politik hayatın belirli yönlerini önemli, diğer yönlerini de önemsiz gösterebilmektedir (Iyengar ve Kinder’den aktaran Yüksel, 2001:47). Tüketim için sunulanlar “arz-talep” dengesinde halkın isteklerinin ve/veya beğenilerinin temsili oldukları iddia edilse de bu durum yaşamın acımasız gerçekliğinin maskelenmesidir. Gazete üzerinde kullanılan görüntüler Schiller (1993)’e göre olayın arka planını unutturmak gibi bir işleve sahiptir. Gazetelerde yer alan haber çeşitlilikleri göz önüne alındığında bunun sadece perde arkasındaki olayları gizlemekten çok insanlara ‘hedonistik bakış açısını’ empoze etmek gibi bir misyon üstlendikleri de açıkça görülmektedir.

 Bu bağlamda hedonizm nedir?


Hedonizm; Yunanca kökenli bir sözcüktür. Psikolojide, hazza yönelmenin ve acıdan kaçınmanın, insan davranışlarının temel güdülendirici güçlerinden birisi olduğu anlamında kullanılır. Felsefede ise hazzın en yüce değer olduğu; yaşamın temel amacının haz olduğu savıdır. Epikürcüler hazzın mutluluk için merkezi bir önem taşıdığını, ancak ölçülülük ve kısıtlamalar gibi manevi değerleri de içinde barındırdığına inanırlar (Budak, 2000:361). Hedonistik yaklaşım liberal tavrı benimsemiş olan medya organlarınca yoğun bir biçimde tüketilen bir olgudur. Öyle ki, bir facia haberi ile güzel bir mankene ilişkin haber aynı büyüklükte, yan yana yayımlanabilmektedir. Liberal anlayış açısından çeşitlilik olarak nitelenen bu olgu; genel anlamda gazetelerdeki benzerlik göz önüne alındığında seçenekler arasındaki benzerlikten ötürü seçememenin anlamının ispatıdır. Nitekim Schiller’in de belirttiği gibi “gerçek seçenekler yoksa, seçmek ya manasız ya da manipülatiftir”(1993:35). Böylece olay özünde, yaşam genelinde hayatın acı gerçeklerinin vahimliğinden, iktidar politikalarının sorgulanabilirliğinden uzaklaştırarak pasifize edilmiş olan toplumun yaşamı sorgulamaktan ziyade olduğu gibi kabullenme psikolojisine sürüklediği düşünülebilir. Bunun için yaşama dair her şeyin magazinleştirilmesi gerekmektedir. Yaşamın haber bağlamında magazinleşmesi kavramı basında tabloidleşmeyi de beraberinde getirmektedir. Nitekim haberlerin sunuluş biçimi göz önüne alındığında, medyanın içeriksel açıdan tabloidleşmesinde haber fotoğraflarının gazetelerdeki kullanım biçiminin etkin bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. Bununla birlikte haber fotoğraflarının kullanımı bağlamında “yeni” bir stil oluştuğu, bu stilin de tabloidleşen basının haber sunuş/işleyiş biçimi haline dönüştüğü şeklinde yorumlanabilir. Ancak genelde haber, özelde ise haber fotoğrafı kullanımına yönelik oluşturulan bu olgunun aslında pompalanan/dayatılan (!) bir yaşam biçimi olduğunun, yani hedonismin ta kendisi  olduğunun bir göstergesidir. Basının sahip olduğu hedonistik bakış açısı aracılığıyla toplumsal anlamda uzlaşım sağlanmasına medya katkıda bulunmaktadır. Çünkü kişi, gazete ve/veya televizyonda yayımlanan ve yaşamın içinden gelen haberler ile iletişim kurmak ve uzlaşmak için bir platform olarak medyayı kullanmaktadır. Bunun sonucunda ülke içinde var olan faciaların yanında güzel şeylerin de olduğunu göstererek yaşamı katlanılır kılabilmekte ve toplumsal ilişkileri de “görece” insanileşmektedir. Bu bağlamda Baudrillard (1991)’ın ilk körfez savaşında insanların yemeden içmeden kesilmeden, rahat koltuklarında naklen savaş izlemelerini, savaşın medya organlarınca anlamsızlaştırılması bağlamındaki açıklamasıyla, Schiller (1993)’in medyada önemli ile önemsiz olan haberin bir birine karışıp, aynı kazanda hamur edilerek sunulduğuna ilişkin yaklaşımla örtüşmektedir. Benzer bir yaklaşım Alemdar ve Erdoğan (1998:183-184)’ın televizyonu kaynaşma kazanı (melting pot) olarak nitelemesinde görülmektedir. Onlara göre televizyon, yirminci yüzyılın kaynaşma kazanıdır. Kazan, sayısız farklı ırk ve ulustan gelen insanlar tarafından oluşturulmaktayken, kaynaşma televizyon tarafından sağlanmaktadır. Gazeteler açısından ‘kaynaşma kazanı’ olgusu değerlendirildiğinde ise acı, hüzün, nefret, göz yaşı gibi pek çok duygusal olgu, oluşturulan ‘görüntü havuzunda’ eritilerek haber formatıyla topluma aktarılmaktadır. Irak’taki Amerikalı askerleri taşıyan araca yapılan saldırı, Avrupa’da görülen sıcak hava dalgasının etkisi sonucunda hayatını yitiren kişiler, bankaya el koyma-sahiplerine yurt dışı yasağı getirme, bir siyasi partinin başkanı ve birinci dereceden akrabalarının çiftlik evinde olanlar, lüx yatlarına el konulması, sokak ortasında eşi tarafından hemen herkesin gözleri önünde eşi tarafından bıçaklanarak delik deşik edilen kadın, rekor atlaması yaparken halatın kopması sonucunda yere çakılan insan, süper lig futbol takımlarından birinin Avrupa kupası maçını kazanması, diskoda yangın, Irakta bir cami içinde sivilin Amerikalı asker tarafından vurulması, yine Iraktaki cezaevinde tutuklulara insanlık dışı muamele yapılması, bir manken ile futbolcu birlikteliğiyle ilgili haberler peş peşe sıralanmakta dolayısıyla okuyucu/izleyici/dinleyiciye enformasyon karmaşası yüklenmektedir.


Hürriyet ve Sabah gibi liberal tavrı benimsemiş olan gazetelerinin sayfa tasarımları incelendiğinde yayınlanan haber fotoğrafı-haber formatı, birden fazla haber fotoğrafı kullanarak, görüntüler arasında ‘yapay bağlantı’, ‘bağlantısızlık’, ‘yönlendirme’ ve ‘dikkati farklı yöne çekme’ eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu durum, Hürriyet ve Sabah gazetelerinin topluma sunduğu ‘hedonistik’ bakış açısının belirgin bir uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim bu gazeteler üzerinde yapılan görsel şifrelemeler aracılığıyla insanların parçalanmış cesetleriyle birlikte sunulan manken, sanatçı ve futbolcu görüntülü haberleri hayatın akışı içindeki günlük rutin oluşumları temsil edebilmektedir. Sontag (1999;19-37)’ın önceleri görsel şifrelemeler aracılığıyla sunulan fotoğraflar sayesinde süregiden yaşam içinde ‘neyin’ bakmaya, gözlemlenmeye değer olduğuna ilişkin yönlendirmeleri; görüntülerin sıklıkla tekrarlanması sonucunda yaşanan olayın gerçekliğine ilişkin anlamın değerindeki azalmayı ifade etmekteyken; 2004 yılında yayımlanan ‘Başkalarının Acısına Bakmak’ başlıklı çalışmasında ise bu iddiasının doğruluğuna olan şüphelerini ortaya koymasıyla (2004:104-113) birlikte değişime ve/veya gelişime uğramıştır. Aslında Sontag, insani duyguların erozyona uğraması anlamına gelen ifadeleriyle ‘görüntü üreticisi olan kurumların’ tuzağına düşmektedir. Nitekim, seyirlik bir olgu haline dönüşen şiddet gösterileri, katliamlar ve savaşlardan elde edilen görüntülerin yaşantımızın baş köşesine yerleşmiş olması insanları “sadece” kayıtsızlığa itmekten ziyade hedonistik bir yaşam biçimine de zorlamaktadır. Sunulan katliamların ve vahşetlerin yanında hayatta güzel şeyler de olmaktadır. Bunlar gazetelerde arka sayfa güzelleri ve/veya üçüncü sayfa güzelleri şeklinde yer almaktayken, televizyonlarda ise bir biri ardına gelen görüntülerin adeta bir birini nötrolize etmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla gösterilen görüntülerin içinde yer alan şiddet öğelerinin sürekli tekrarlarla bize aktarılmasından ziyade o görüntülerle birlikte sunulan görüntülerin aracılığıyla görüntülerin içeriği boşaltılmakta ve insani duygular kayıtsızlaştırılmaktadır. Bu da bizi kamera aracılığıyla görselleştirilip, taşıyıcı yüzey üzerinden yansıtılan görüntülerin hayata bakışımızı nasıl yönlendirdiklerini sorgulamaya yöneltmektedir. Dahası baskın-görsel medya araçları tarafından topluma dayatılan ‘imajlar’ karşısında bilinçlenmenin gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Nitekim, Ollman (1991)’a göre bir kitle iletişim aracı olarak fotoğrafın yaygın kullanımı, onun ideolojik bir kodlama olduğu gerçekliğinin tüketiciler tarafından bilinmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Gücün, görüntüler üzerindeki mutlak kontrolü, fotoğrafın üretim, dağıtım ve yayımlama aşamalarındaki belirleyiciliğini ‘yayımlamama’, ‘sansürleme’, ‘kurgulama’ ve ‘üzerinde oynama’ (Stepan, 2000) kavramları doğrultusunda oluştuğu ve seçmeci bir yapı taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu nokta haber fotoğrafı ile haber kavramının bir araya geldiği bir kesişme noktasıdır. Bu bağlamda 1980’lerden sonra globalleşen dünyada haber sunumu bağlamında toplumların kitle iletişim araçları ekseninde enformasyon tüketmeye şartlandırıldığı, dolayısıyla hemen her yerde olan basının zorla yaşantımıza bir takım değerleri empoze ettiği görülmektedir. İnsan, somut öğelerden, görüntü ve olgulardan hareket ederek sembollere ulaşmakta; bu semboller aracılığıyla yaşama ilişkin anlam(lar) üretmektedir. Nitekim, toplumsal değerlerin, kuralların ve normların oluşturulmasında/pekiştirilmesinde yararlanılan çeşitli kodlar da günümüz dünyasındaki güç ilişkilerinin tarzını da ifade etmektedir (Bayraktaroğlu, 2004:1). Empoze edilen ve/veya toplumsal içerikli bir takım dayatmalarla biçimlendirilmiş olan görsel belleğe yerleştirilen metaforlar aracılığıyla kitle medyasında yer alan “imajlar”, doğruluğu araştırılıp sorgulanmadan, yanında verilenlerle birlikte yutulmaktadır. Liberal medyanın haber fotoğrafı kullanım stratejisi açısından ise bu durum, verilen her habere konu olan haber fotoğrafının yanında panzehirinin de bulundurması şeklinde görülmektedir. Nitekim görüntü tüketiminde oluşan bu yoğunluk bireyleri voyörleşmekte; hedonistik bakış açısının belleklere yerleştirilmesiyle beraber hazza yönelen, acıdan kaçınan, yaşamı sorgulamadan iyisiyle-kötüsüyle ve/veya güzeliyle-çirkiniyle kabullenen insan davranışlarının güdülenmesini gerektirmektedir.


Sonuç olarak liberal medya organlarında yer alan haber fotoğraflarında topluma sunulan bir biri ile çelişen içeriklerdeki haber ve haber fotoğrafları toplumun adım adım gelişen bir strateji ile pasifize edilişini hazırlamaktadır. Yerde bomba olduğu iddia edilen bir paketi tekmeleyecek kadar yaşamın önemsizleştirildiği gazete ve televizyon vitrinleri bireyleri “fast food” kültüründe yaşamı sorgulamadan tüketen birer organizmaya dönüştürmektedir.

 


KAYNAKÇA:


ALEMDAR, K. VE ERDOĞAN, İ. (1998). Başlangıcından Günümüze İletişim Kuram ve Araştırmaları, Ankara: MY Yayınları
BAUDRILLARD, J. (1991). Sessiz Yığınların Gölgesinde yada Toplumsalın Sonu, Çev. Oğuz  Adanır, İstanbul: Ayrıntı Yayınevi.
BAYRAKTAROĞLU, A. (2004). Hürriyet, Cumhuriyet ve Zaman Gazetelerinde 11 Eylül 2001 Olayı Haber Fotoğraflarının Kodlanması Üzerine Bir İnceleme, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Radyo Televizyon Sinema Anabilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi. 
CHAPNICK, H. (1994). Truth Needs No Ally, Columbia and London: University of Missouri Press.
ERDOĞAN, İ. (1998). Araştırma Dizaynı ve İstatistik Yöntemleri, Ankara: Emel Matbaası, I. Basım.
MUTLU, E. (1994)., İletişim Sözlüğü, Ankara: Ark Yay., 1. Baskı.
OLLMAN, L. (1991). Camera As Weapon, San Dieago California: Museum of Photographic Arts.
SCHILLER, H. (1993). Zihin Yönlendirenler, Çev. Cevdet Cerit, İstanbul: Pınar Yay.
SONTAG, S.(1999). Fotoğraf Üzerine, İstanbul: AltıKırkbeş Yay. 2. Baskı.
SONTAG, S.(2004). Başkalarının Acısına Bakmak, İstanbul: Agora Kitaplığı, Kültürel Çalışmalar Dizisi. 1. Baskı.
STEPAN, P. (2000). Photos That Changed The World, Munich, London, New York: Prestel Publ.
TOKGÖZ, O.(2000). Temel Gazetecilik, Ankara: İmge Yay., 4.baskı.
YÜKSEL, E. (2001). Medyanın Gündem Belirleme Gücü, Konya, Çizgi Kitapevi.