Röportaj : Emine Gözde Sevim

Türkiye ve Orta Doğu coğrafyasındaki değişen toplumsal hayatı objektifine yansıtan Emine Gözde Sevim, Türkiye’de yaptığı (ve halen devam eden) ”Vatandaki Hezeyan” projesiyle Amerika’da oldukça prestijli bir ödül olan Magnum Emergency Fund’ı kazanarak önemli bir başarıya imza attı.

Uzun yıllardır New York’ta yaşayan, eğitimini de Fotoğraf, Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler üzerine bu şehirde tamamlayan Sevim, kendini bir foto muhabiri ya da fotoğrafçı olarak tanımlamıyor. Varolduğu zamanı fotoğraf, video ya da başka araçlarla anlatmaya çalıştığını, yaptığı çalışmalara bakan insanlara kendini bulma şansı vermeyi amaçladığını söyleyen Emine Gözde Sevim ile görsel iletişim araçları, son hazırlıklarını yaptığı yeni kitabı, Orta Doğu ile Türkiye’de çalışmak ve değişen teknolojilerin getirdikleri üzerine konuştuk.

 

 

”Vatandaki Hezeyan”, İngilizcesiyle ”Homeland Delirium” - Emine Gözde Sevim   link için tıklayın)

 

Fotoğraf çekiyorsun, yaptıklarınla seni fotoğrafçı olarak tanıyoruz. Ancak sen fotoğrafçı ya da foto muhabiri kimliklerinin altında yer almayı çok da kabul etmiyorsun. Kendini, yaptığın işi nasıl tanımlıyorsun ?

Bir kimligin altında varolmayı istemiyorum. Gün gelir anlatmaya çalışacağım hikaye filmle daha iyi anlaşılabilirse film yaparım. Fotoğraf, film ya da belgeselle konuya dokunmak imkansız olur, o zaman başka bir araçla bunu gerçekleştirmeye çabalarım. Bir yere gittiğimde, bir şeyi çekmeye başladığımda onun video ya da fotoğrafla olacağına önceden karar vermiyorum. Örneğin, Mısır projesi video olarak başladı. İnanılmaz bir hareket vardı olayların olduğu dönemde ve video çektim. O hareketi video ile kayıt edebileceğimi düşündüm. Foto muhabiri olduğumu kabul etmiyorum zaten. Gazetecilikteki 5N 1K ile yetinemiyorum. O sorular bence çok basit bir şekilde olayları anlatmaya yarıyor. Ancak benim bakışımda, bir ortamın içindeysem orasının ne kadar kompleks ya da karışık olduğunu görüyorum.

Benim yaklaşımım mesela edebiyatta çok ünlü yazarlar vardır, Hemingway’ler, Orwell’ler. Bu insanlar, gerek olağan şeyleri anlatsınlar, gerek kendi hayal güçlerini katsınlar, bence insanın o varolduğu zamanı anlatırken çok daha geniş, zengin ve ucunu açık bırakarak da okuyan insanın kendini bulma şansını veren eserler yapmışlar. Açıkçası ben de o şekilde hikaye anlatmayi benim için daha uygun, yaklasimima daha samimi buluyorum.

sev3

Emine Gözde Sevim

Aslında bu çağda foto muhabirliğinin tanımı da değişti. Foto muhabirliği bir yere gitmenizi gerektiren bir iş. Oraya gidildiğinde orada o bağlantıları kurmak, durumu anlamak, orada bulunmanın ne olduğunu anlamak, onu tekrar bir şekilde başkalarına iletmek o kadar zor ki. Özellikle orada yaşayan cep telefonu ve kamerası olan, çeken ve sizden daha önce yollayan birisi var. O yüzden görsel hikayeler anlatırken bunları gözardı etmemek gerekiyor. Çok değişken bir yapıda yaşıyoruz. Şimdi gözlükler var fotoğraf makinesi olan, kafanıza gopro takabilirsiniz. Her gün gelişen teknoloji aslında çok farklı hikaye anlatım yönetmleri ortaya çıkarıyor.

”Sosyal olaylar olduğu zaman toplumlar deprem olmuş ve yolun ortası yarılmış gibi ayrılıyorlar”

Afganistan, Filistin, İsrail, Mısır gibi bölgelerde hikayeler yaptın. Özellikle Mısır’da 16 ay gibi uzun bir süre kaldın. Mısır’daki ”Arap Baharı”nda da Embed in Egypt ile farklı bir çalışma ortaya koydun ve ödüller kazandın. Neydi seni Mısır’a götüren ?

Haberlerde gördüklerimle yetinemiyordum. ABD’de kanallar 7/24 çatışma gösteriyordu. Ama nedense olan basit bir şekilde Arap Baharı diye geçiştirildi. Arap Baharı ismini de biz koyduk, oradaki insanlar ”Biz Arap Baharıyız” demediler ki. Şahsen ben ona inanamadım. Benim ilgimi çeken ondan sonra ne olacağıydı. Çünkü sosyal olaylar olduğu zaman toplumlar deprem olmuş ve yolun ortası yarılmış gibi ayrılıyorlar. Ve çekirdeğin olduğu ortak bölge gözüküyor. Onu görrmek için gittim ve içine girdikçe oradaki kültüre hayran kaldım. Benim deneyimim çok kompleks, elle tutulmayan yaşanması gereken bir yer oldugu. Mısır bir de Arap ülkelerinin en kalabalik olani. Orada olacaklar bütün Arap dünyasını etkiliyor. Ben oraya proje yapmak için de gitmedim, havayı solumak için gittim. Orayı o şekilde görmek istedim. Orada bitmemiş bir hikaye var diye dusundum.

17-EMINESEVIM-EMBED-IMG_6536

Emine Gözde Sevim’in Embed In Egypt projesinden bir kare. (Tüm projeyi görmek için fotoğrafa tıklayın.)

Belirli aralıklarla gidip geldim ve toplamda 16 ay kaldım. Her ne kadar Mısır odaklı olsa da  daha ötesinde de etkisi oldu. Mısır’da olanlar, okuduklarımdan hafızamda canlanan 1920’ler Paris’ini hatırlattı bana. İnsanların birbiriyle paylaşımlarını gördüm. Tanistigim Misir’lilar Arap dünyasının her yerinde ve sadece Mısır’ı değil, Fiistin’i, Türkiye’yi de konuşuyorlardı. Mesela Türkiye’den yeni gelen birisi 2011 yılında bana Türkiye’yle ilgili ‘’Herşey çok düzenli gibi gözüküyor, ama bir mutsuzluk var’’ demişti. 2013’te Gezi olayları oldu. Tarihi değişimi yaşayan insanların radarları açık oluyor böyle şeylere.

Gezi olayları ile başlayan ve halen devam eden projen Homeland Delirium (Vatandki Hezeyan) ile Magnum’dan ödül de kazandın. Gezi’den yola çıkarsan, sosyoloji üzerine de eğitim almış birisi olarak soruyorum, nasıl algılıyorsun gezi olaylarını ve nasıl çalıştın ?

Gezi tarihsel anlamda bir dönüm noktası, ya da diğer bir deyişle o dönüm noktasının farkına vardığımız an. Ama, Gezi herkes için ayrı bir anlama geliyor, herkesin ayrı bir deneyimi var. Türkiye’yi ben Kimsesizler Ülkesi olarak tanımlıyorum. Adalet yok, insan olarak varolmak günlük hayatta bile çok zor. Gezi’de bu durumlar o birliktelik ve katılımcılık ile ilk günlerde kırılmaya başlandı. Fakat, bu da yıkıldı kısa süre sonra. Ama yine de böyle bir potansiyelin olduğunu orada gördük. Gerçekten Taksim’de sabah kalktığınızda akşam piyano çalan adam orada, ve orada bir kişi bedavaya simit dağıtıyor. Bu ütopik bir gerçeklik ve çağ değiştirici bir durum.

Gezi’ye bu olaylar patlamadan gittim, parkta inanılmaz bi insan kalabalığı vardı. Polis gelip de çadırları kaldırırsa reaksiyonun normal kalmayacağını gördüm. 31 Mayıs’ta herkes Taksim’e gidiyordu. O olayları görmek önemli benim için tabi. Türkiye’nin tarihine bakarsanız, 3 darbe geçirmiş, 1970’lerde ülkede büyük sorunlar yaşanmış, 80’den sonra insanların tamamen evlere çekildiği bir dönem. Anne – babalarımızın geldiği nesil travmalarla dolu. 80’lerden sonra böyle birşeyin olabilmesi çok önemli.

Tamamen polarize olmuş bir toplumda yaşıyoruz. Kutuplaşma çok yüksek. Herşey biz ve onlar diye ayrılmış durumda.  Gezi bir patlama noktasıydı. Herkes kabul ediyor. Bu bir ağaçtan başladı, herkes katıldı. Gezinin ana yapısını oluşturan kafa inanılmaz naif ve temizdi. Ben oraya o parki korumak için gelen ”teyze”den bahsediyorum. Ben de bunlari sahsen yasamak, orada olanlari kendim görmek istedim. Ama, 60’larda olduğu gibi sokağa çıkıp hareket etmek Gezi gibi bilrikte olsa bile bir sonuca varmıyor. Bence Geziden sonra daha fazla özgürlüğümüz alındı. Güvenlik yasası sabaha karşı beşte geçiyor mesela. 301 kisi Soma’da maden kazasinda oluyor ve devlet bu isin fitratinda var diyor. Kan agliyoruz toplum olarak ve daha da dinlenmiyoruz. Vatandaki Hezeyan’da da bu anlattıklarımı vermeye çalışıyorum.

Bir kadın olarak Orta Doğu’da çalışmak zor mu ?

Kadınların uğradığı şiddet çok ileri seviyede. Çatışma bölgelerinde Ortadoğu’da olduğum için bazı şeylerle karşılaştım. Neyseki hayatımı olumsuz anlamda değiştirecek bir travma başıma gelmedi. Taciz etmenin değişik yönleri var. Günlük hayatta hergün yaşadğımız bir taciz var. Bu maalesef bu cografyada bazi diger yerlere nazaran daha fazla olan, kültürel bir durum. Hergün sokağa çıktığınızda laf atılıyorsa ve bunu değiştiremediğinizi görüyorsnız insan kendinden ozun vermeden baska bir yöntem buluyor. Benim seçtiğim yaşam tarzında ”Oraya gitmiyim” olmuyor. Bir şekilde alacağınız riskleri yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor. Ama asil konusulmasi gereken sadece kadın fotoğrafçı olarak değil de kadın olarak günlük hayatta hemen hemen her gun ugranan tacizler. Boynuma makineyi takınca çok bişey farketmiyor açıkçası.

 

 

”Fire & Stones” - Emine Gözde Sevim  link için tıklayın)

 

sev2

Emine Gözde Sevim (Fotoğraf : Xenia Nikolskaya)

Amerika’da fotoğrafta Gilles Peress, Stephen Shore, Barbara Ess gibi önemli isimlerle çalışma fırsatın oldu. Özellikle Magnum’daki bazı isimler sana ne gibi deneyimler getirdi ?

Bard College’da okurken Gilles Perres, okula öğretmen olarak geldi. Gözlemleme ve Tanımlama diye bir derse geldi. Sanat tarihi ile sosyal bilimler arası bir dersti. Yani tam bana göre. Aslında derse katılmamı gerektirecek bir durum da yok, kredilerimi tamamlamıştım. Bir de bir onceki yaz, Magnum’un New York ofisinde stajiyerlik yapmistim ama o zamandan tanismiyorduk. Gilles ile konuştum, derse gelmek istiyorum dedim. Gilles, herkesle buluşup herkesin hikayesini dinleyip onlara sanki bir yol gösterme gibi onlara rehberlik yapıyordu. Bizim elektrigimiz tuttu. Gilles mezun olduktan sonra baya bir hayat rehberine dönüştü benim icin. Stüdyosunda da çalışmaya başladım. Beni Susan Meiselas’a gonderen, o zaman daha ilk adimlari atilan Magnum Vakfi’na tavisye eden de Gilles’dir. Tabi para yok, ama iyi fikirler var. Çok şanslıyım bence. Bu onemli isimlerle dirsek temasının önemli olduğunu düşünüyorum. Ozellikle hala ogrenmeye acik bir insansaniz, gercek bir egitim bu oluyor. Hala da görüşürüz. Bir fotografci olarak da bana mutlaka etkisi var. Gilles’in görsellik anlamında kareyi kullanma sekli çağ değiştiren bir yaklaşım. Kadrajlarındaki bakis acisini çok seviyorum ama fotograftaki estetigimiz cok farkli. Gilles ile ortak noktamız tarihle birey arasindaki iliski üzerine saniyorum. Tabii baska isimlerin, diger hocalarimin da bir şekilde katkısı var, sonucta insan etkileşimi.

”Fotoğrafta Tarihe Uzun Metrajlı Bakmak Lazım”

Dışarıdan da bakabilen bir göz olarak Türkiye’de fotoğrafa bakışı nasıl gözlemliyorsun ?

Asıl soru bu bence. Düşünmemiz gereken şey, Türk fotoğrafı diye birşey var mı ? İçine girilen ortamın dikte ettiği şeydir stil, dil filan. Pek çok Türk fotoğrafçı uluslararası ödüller aldı, alıyor. Onu, fotoğraf camiası bilir ama Türkiye’de kaç kişi biliyor. Bizim fotoğrafa bakışımız o kadar kısıtlı ki. O odul alan fotoğafı Turkiye’de kaç kişi gördü, kac kisi biliyor mesela? Bunlar çok önemli sorular bence. Odul almak fotografcilar icin egoyu bir gecelik yükseltiyor belki. Ama bunun uzun metrajlı tarihe hiçbir katkısı yok. Tarihe uzun metrajlı bakmak lazım. Mesela, Ferit İbrahim çok önemli bir insan. Niye devlet olarak ona sahip cikamamisiz? Fotoğrafa verilen değer çok az maalesef. Bunu yapan insanlara zanaatkarın dışında da bakılsın. Sanatin bir toplumdaki onemi yeniden tartisilsin. Geçmişteki önemli insanlar, Ara Güler olsun, Ferit İbrahim olsun, genç jenerasyon olsun bir geriye çekilip bakmamız lazım. Buradaki fotoğrafçılar, kendi ortamlarında o desteği görmezlerse bu fotoğrafları üretemez. Bence son yillarda Batı’nın Doğu’ya olan ilgisi arttı ve o yüzden Mısır’dan Türkiye’den çıkan isler ayri bir ilgi görmeye başladı. Bunu yaparken biraz daha uzun tarihli düşünüp buradaki insanlara, fotoğrafçılara birşeyler katmamız ve bırakmamız lazım. Yoksa gerisi hepsi başlıklarda kalır gider. Bu anlamda bireysel fotoğrafçılara da, kurumlara da çok büyük iş düşüyor.

”Bence Gazetecilikte Nitelik ve İçerik Daha Önemli Olacak”

Bir klişe haline gelen soruya senin cevabını da merak ediyoruz :”Foto muhabirliğinin geleceğini nasıl görüyorsun?”

Bu fotoğraf patlaması çok enteresan. Instagram ve Facebook bir self -publishing ortamı. Bir yandan varolma şansı veriyor, fakat öte yandan herşey ucuzlaşmış gibi gözüküyor. Şimdi burada fotoğrafçıların kaygısı, ”Ah N’olacak herkes fotoğrafçı şimdi” oldu. Bunu avantajına çevirenler oldu, İnstagramda milyon takipçisi olanlar, topluluk yaratanlar oldu. Bu da bir yöntem.  Fotoğrafçılar geçmişte de bugün de zengin olmak için bu işi yapmadı. Evet bazı ististanalar oldu. Ama zengin olmak için bu yolu seçmedi kimse. Büyük bir isim değilseniz, günlük ödenen paralar çok komik. Verdiğiniz zamanın ve aldığınız risklerin karşılığı değil. Kimlerle ortak çalışacağını şahsi olarak belirleyip karar vermek grerkiyor. En yorucusu hergün bir karar vermek gerekiyor.

Bence uzun vadede muhabirllik hep devam eder. Kağıt bitse bile her zaman devam edecek. Gazetesiz bir dünyayı düşünemeyiz. Çünkü insanlar Twitter dahi olsa haber almak istiyorlar. Bence nitelik önemli olacak. İçeriğinde nitelik olan şeyler önemli olacak. Kaçınılamaz bir durum. Türkiye gibi bir yerde bu biraz daha zor olabilir. Türkiye’de tabandan değişiklik isteyen bir durum var. Medyanın karar vermesi gereken birşey var, yeniden tanimlamasi gerekilen bir varolus sebebi, medyanin rolu meselesi var. İnsanlar sömürülmek istemiyorlarsa kolektif bir hareket olmasi lazım. Kolektif olarak yapılırsa bence karşısında hiçkimse duramaz.

 

Emine Gözde Sevim (Fotoğraf : Christopher Morris)

Emine Gözde Sevim (Fotoğraf : Christopher Morris)

Emine Gözde Sevim

1985 İstanbul doğumlu olan Emine Gözde Sevim, 15 yıldır Amerika’da yaşıyor. Son zamanlarda Türkiye ve Orta Doğu’da projeleri nedeniyle daha sık zaman geçirmeye başlayan Sevim, eğitimini New York’ta Bard College’da Fotoğraf, Sosyoloji ve Uluslararası İlişkiler üzerine tamamladı.

Okul döneminde, başta Magnum foto muhabirleri olmak üzere tanınmış isimlerle birlikte çalışma fırsatı da bulan Emine Gözde Sevim, son 7 yıldır kendi projelerine yöneldi. Orta Doğu ile Türkiye coğrafyasında değişen toplumsal hayatı yansıtan Sevim, Mısır’daki Arap Baharı, Afganistan, İsrail ve Batı Şeria’da çalışmalar yaptı. Sevim’in çalışmaları merkezi Doha ve Dubai’de bulunan East Wing Galeri tarafından temsil ediliyor.

Emine Gözde Sevim, Magnum Foundation Emergency Fund ödülünü aldı. MACK First Book Award’da “Embed in Egypt” projesiyle de finale kalarak Bradford National Media Museum’a eklendi. ABD ve Avrupa’da çeşitli sergiler açan Sevim’in yeni kitabı yakında yayınlanacak.

Emine Gözde Sevim’in projelerini www.eminegozdesevim.com adresinden takip edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>