Kerim Ökten’in ardından…

Kerim Okten by Aybige Mert

Kerim Ökten (Fotoğraf: Aybige Mert)

Çok acı bir gün olarak hafızalarımıza yerleşti 10 Nisan 2014 tarihi… Türkiye’nin, basın fotoğrafçılığı alanındaki en önemli isimlerinden olan Kerim Ökten, ne yazık ki Ezine-Çanakkale karayolunda motosikletiyle seyir halindeyken üzerine yıldırım düşmesi sonucu yaşamını yitirdi. Gencecik yaşamına sayısız başarılar sığdıran, son olarak da dünyanın en saygın fotoğraf yarışmalarından olan World Press Photo yarışmasının jüri üyeliğini yapan Kerim Ökten’in bu beklenmedik kaybı derin üzüntü yarattı. Meslektaşları, bu özel insanın ardından duygularını paylaştı cümleleriyle… 

(Not: Yazılar sürekli gelmeye devam ettiği için güncellenecektir. Bu keder içinde unuttuğumuz, ulaşamadığımız sevenlerinin paylaşımlarına da sürekli açık olacak bu sayfalar.)

 

ABDURRAHMAN ANTAKYALI – Depo Photos 

Telefonda sayısız kez görüştüğüm Kerim’le ilk kez bundan 10 yıl önce İstanbul’daki Nato Zirvesi’nde yüzyüze tanışmıştık. Kerim’in İstanbul, benim de Ankara’da yaşamam geciktirmişti belki de birbirimizi görmemizi. Çünkü Ankara ve İstanbul’daki gazeteci kadroları ayrı ayrı güçlü göründüğünden pek birbirlerinin alanlarına girmezlerdi. İsmen çok iyi bilirlerdi birbirlerini ama cismen bilmeleri için kimi zaman ya böyle uluslararası toplantılara ya da tesadüflere gereksinim duyarlardı.

O ilk tanışıklıkta dikkatimi çeken ilk yönü editörlük becerisi olmuştu. Çok sayıda fotoğraf arasında “doğruyu” kolayca bulması, o karede teknik bir kusur varsa çabucak müdahalesi ve bunları yaparken de sorduğunuz sorulara bu meslekte alışık olamayacağınız fazlalıkta doyurucu yanıtlar vermesi önce şaşırtmıştı beni. Çünkü daha önce “Kerim Ökten” tanımamıştım hiç ve “Kerim Ökten” olmak tam da böyle birşeydi işte… Yıllarca bir konu için aklınıza geldiğinde; yüzü, gülümsemesi ve bilgeliği anında beyninizin içinde şekillenen gerçek bir dost, çok iyi bir foto muhabiri, özel yetenekleri olan bir editördü Kerim.
World Press Photo’nun 2014 yılı yarışmasında jüri üyesi olduğunu duyduğumda o ilk tanıştığımız gün geldi aklıma. Öylesine hakediyordu ki onur duyulacak, basın fotoğrafçılığı piyasasında bulunan herkesin en büyük hayallerinden biri olan bu görevi. Layığıyla da yerine getirdi. Şöyle ki; World Press Photo, jüri üyelerinin çok sınırlı bir kesimi ile yaptığı video röportajlarından birini Kerim’le yapıp yayınladı. Büyük keyifle izlediğim o röportajı tekrar izledim biraz önce, itiraf edeyim canım yandı… “İçimizde yaşatacağız” diyoruz ama bizim Kerim’in bedenine, bilge cümlelerine, gülüşüne de ihtiyacımız var ve bundan mahrum kaldık… İşte tam da canımızın yandığı nokta bu…
Jüri toplantısı öncesi konuştuğumuz gibi, sonuçlar açıklanır açıklanmaz bu sitede yer alan röportajı için kendisine soruları göndermiştim. O yorgunluğuna rağmen, “süper oldu bu, uçakta gelirken vakit geçirebileceğim bir iş verdin bana” diyecek kadar karşı taraftakine kendini iyi hissettiren birinden bahsediyoruz, sadece Kerim’den duyabilirdiniz böyle bir yanıtı… Yazı yayınlanınca da “evet” yanıtını alacağımdan emin olduğum başka bir teklifte bulunmuştum. Fotomuhabiri.com için belirli periyodlarda bir konu belirleyecektik, ben soracaktım o yanıtlayacaktı. Sabit bir röportaj sayfası olacaktı bu. “Evet” yanıtını anında aldım tahmin ettiğim gibi, çünkü “paylaşmak” vardı işim içinde bildiklerini ve bu da Kerim’in en severek yaptığı şeylerin başında geliyordu.
Neye üzüleceğini şaşırıyor insan bu kadar çok değerli vasfı olan birini kaybettiğinde…
Kocaman bir bilge adamı yitirdik… Hem biz sevenlerine, hem de bu ülkeye yazık oldu…

 

AHMET DUMANLI – Anadolu Ajansı Foto Muhabiri

Yazılması zor birşey istedi dostlar…
Bir kaç gün önce ayrıldığımız Kerim için bir kaç satır yazı…
İngiltere’den döndükten sonra; görüşelim,arkadaşım, Hacı’ya gidelim, iki satır muhabbet edelim; izin alamazsan Aybige’den izin alalım, diye takıldığım bir Cumartesi uydurup şu işi halledelim diye telefon beklerken acı haberini aldığım Kerim için bir yazı…

Meslektaşım,arkadaşım,dostum Kerim’i mutlaka daha iyi tanıyan, onunla daha çok vakit geçiren, onu daha iyi anlatabilecek meslektaşları, arkadaşları ve dostları vardır… Ama Kerim’in hakkında söyleyebileceğim şey, iyi bir fotomuhabiri, iyi bir gazeteci, iyi bir dost ama hepsinden önemlisi iyi bir insandı Kerim… Uğurlar olsun Kerim Baba…:(((

Ps: Kerim Baba Galatasaray Lisesi’ndeki lakabı imiş, cenazede kulak misafiri olduğum bir sınıf arkadaşından duydum.

 

ATEŞ TÜMER – Habertürk Gazetesi Foto Muhabiri

Vücuduma bütün ağırlığı ile oturdu bu apansız çekip gidişin.

Akşama kadar dayak yesem bu kadar hırpalamazdı beni.

İyi günlerin değil, zor zamanların da adamıydın sen. Tam da “Olmak istediğim” bir yerdeydin.

Birlikte çalıştığımız, omuz omuza fotoğraf çektiğimiz, güldüğümüz, ağladığımız, sırlarımızı paylaştığımız, arkamı dönebileceğim adam gibi “Adam”dın.
Yüzündeki o “hayat” gülümsemesi eksik olmayacak hafızamdan.
Gittiğin yerde yine en güzel fotoğrafları çekecek, yine en sevilen olacaksın eminim… Rahat uyu arkadaşım.

 

BAHADIR BEYARSLAN – Sabah Gazetesi Foto Muhabiri

Kerim’i malum iş ortamlarımız da tanıdım. Bu şekilde arkadaş olduk. İşini ” aşk” ‘la yapan insanlardandı. Fotoğraf sohbetlerine daldığımızda “ışığı” farkedilirdi. İyi insan karakterlerinin çoğunu bir arada bulunduran nadir biriydi. Aile terbiyesi almış , iyi eğitimliydi. O’nu hiç tanımayan birine ilk anda ancak bu sözlerle anlatabilirim.
Mesleğimiz açısından Kerim , uluslararası kaliteye sahipti . Kerim gibi elli foto muhabirimiz olsaydı, fotoğraf konusunda gelecekte dünyada kendimizden bahsettirebilirdik. Bu sebeple ustalık dönemi başındaki vakitsiz vefatı, Türk fotoğrafçılığı açısından kayıptır. O’nun mesleğindeki başarıları örnekti . Kerim ‘in yurt dışında yaptığı işler, bu coğrafyada yaşayan bizlerin her türlü olumsuzluğa rağmen; kültürümüzdeki batı ve doğu sularının birbirine karışmasıyla ortaya çıkan farklı bakış açısının fotoğrafa dönüşmesinin hâyâl edilen bir şey olmayacağına inancımı güçlendiriyordu. Ancak, bu talihsiz kaza hepimizi üzdü . Söyleyecek başka bir şey yok. Gönül, O’nun fotoğraflarını konuşmayı yeğlerdi …
Nur içinde yat, sevgili arkadaşım…

 

BERK ÖZKAN – Anadolu Ajansı Foto Muhabiri

Bugün dünyaca ünlü Türk Foto Muhabiri Kerim Ökten’i uğurladık… Kerim Ökten benim gibi genç sayılan foto muhabirleri için br ideal olmanın yanısıra sevecenliği ve yardımseverliği ile de örnek bir kişiydi. Dinlemekten asla sıkılmaz, anlatmaktan yorulmadan tecrübelerini bizlerle paylaşırdı. En son beraber Fashion Week de bir defile çektiğimizi hatırlıyorum. Hem sohbet edip hemde defileyi çekerken herzamanki gibi espriler yapıyor beni güldürüyordu. Kerim abiyi tanıyanlar iyi bilirler neşesi her zaman boldu.. Bizlere anlatacak çok şeyi vardı. O’nu her zaman gülen yüzüyle hatırlayacağız… Nur içinde yat Kerim abi…

 

BERTAN AYDUK

Baharda ağaçlar çiçek açar, yapraklar yeşerir. Benim hayatımda bahar iki yaprak döktü benim ağacımdan. Hem de en verimli çağında iki dostumu aldı benden bahar ayları. Kerem Lawton öldüğünde daha gençtik, daha isyankar, daha heycanlı ve öfkeliydim. Aynı işi yapıyordum, o savaştan bu savaşa koşup yapılmayacak şeyler yapıyorduk. Ama ölüm, oynadığımız oyunun bir parçasıydı ve Kerem’i almıştı bizden. İsyan ettik, bağırdık, ağladık haykıra haykıra ama anladık…Ölüm bu işin gerçeklerinden birisiydi ve buz gibi duruyordu karşımızda. Kerem’i, yol arkadaşımı, kardeşimi almıştı benden. Anladım, kabullendim, alıştım.

Kerim’i ilk kez Associated Press’te aynı ofisi paylaştığımız Murad Sezer’in odasında gördüm, sanırım 2001 yılıydı, o uğursuz havan topunun Kerem’i aramızdan aldığı yıl.
Hani bazı insanlar vardır ya ilk gördüğünüz anda içiniz ısınır, O’nunla vakit geçirmek istersiniz. Kerim işte bende o etkiyi uyandırdı.
O andan itibaren de Kerim ile geçirdiğim anlar hep lezzetli sohbetler, bıraktı dimağımda.
“Londra’ya gidiyorum” dediğinde önce bir meslektaş, bir profesyonel olarak çok sevindim. Kerim adına şapkam uçtu. Ama sonra durup düşününce içim ezildi, bir dosttan uzak kalacak olmanın sıkıntısı sardı içimi.
Zaman içinde alıştım tabii, bir de başarı haberlerini aldıkça keyfimin köpüğü arttı da arttı.
Geçenlerde attığı mesaj pek sevindirdi, dönmüştü ve artık profesyonel olarak herhangi bir bağlantısı yoktu. Birlikte çalışabilir, projeler ürebilirdik.

Seçim günüydü, çalıştığım ajansın istihbaratıyla Erdoğan’ın önceki senelerde oy attığı okulda, Rus activist grup Femen’in eylem yapacağı haberini aldık. İstihbarat doğruydu ve biz de işi çektik.
Aklıma gelen ilk şey Kerim’i aramak oldu, ne de olsa hala EPA ile organik bağları vardı ve benim çektiğim kareler de işlerine yarayabilirdi. Kerim, beni Tolga’ya yönlendirdi, oysa kendisi de çok rahatlıkla değerlendirebilirdi önerimi. Ancak o, egolarından kurtulmuş, mesleğine ve melektaşlarına saygıyı özümsemiş bir profesyoneldi ve o anda bulunduğu bölge, EPA Türkiye’yi ellerine bırakıp gittiği Tolga’nın sorumluluk alanıydı. Bu kadar kişisel egodan uzak, mesleki hırsları aşmış bir adamdı Kerim.
Tanıdığım, abartısız en iyi insandı.

Kerim’i defnettik geçtiğimiz hafta sonu ancak ben hala inanamıyorum bu olanlara. Şaka gibi geliyor, yarın telefonlaşacağız ve hayat kaldığı yerden devam edecek gibi hissediyorum. Diyorum ki kendi kendime, ulan keşke dönmeseydin, keşke kalsaydın orada da varsın dı biz de seni daha az görseydik anasını satayım.
Şimdi bu olanları anlamak, kabullenmek, alışmak çok zor.

 

BURAK KARA – Vatan Gazetesi Foto Muhabiri

Mösyö…

Asla hafızamdan çıkmayacak, “Mösyö, ça va” diye selam çakması… Uzun sohbetlerimiz, geyik muhabbetlerimiz, sevdiğimiz kadınlar, gitmek istediğimiz yerler, kaçmak istediğimiz zamanlar, Londra’daki yalnız günler, buzlu rakılarımız, meyhanelerimiz, saatlerce bir iş peşinde koşturmalarımız, beklemelerimiz, düğünlerimiz, üzüntülerimiz, yolculuklarımız… ve artık ölümlerimiz. Kerim artık yok. Ve bunu bilmek, buna alışmak çok acı. Haberi aldığımdan beri kalbimin üstünde bir taş, bastırdıkça bastırıyor… Elbet geçecek, normal hayata döneceğiz… Ama Kerim’i kaybetmek tarifsiz bir durum…

Anadolu’nun geleneğidir, “ölenin arkasından kötü konuşulmaz” ama, Kerim melek gibi bir adamdı. Adam gibi adamdı. Cennette bir yerimiz olacaksa, Kerim en önde, en güzel yerde oturuyor olacaktır.Buna eminim.

Londra’dan döndü ve iki gün sonra konuştuk, tam bir saat. Bana anlattı, ayak oyunlarını, arkasından vuranları… Uzun uzun içini döktü. Sonra da şunu dedi, “Ben onlara ne yapabilirim ki, kötü insanlara bir şey yapılmaz. Ben de memlekete döndüm mösyö!”

Keşke dönmeseydin be mösyö, keşke o kötü insanlarla hesaplaşmayı bilseydin, keşke bu kadar iyi olmasaydın… Şimdi 2 bin kilometre uzakta olacaktın bizden ama, ama bir telefonla ulaşacaktık sana. Çektiğin fotoğraflar yayınlandıkça, gurulanacaktık seninle, mesaj atacaktık “koymuşsun çocuğu aslanım benim” diye. Yine sen en naif halinle, “iyi iş çıktı” diye cevap yazacaktın… Ah be Kerim!

Son konuşmamızı, kazadan tam bir hafta önce Perşembe günü yaptık. Ben günübirlik Cizre’ye gitmiştim iş için, gece yarısı döndüm, sabah Kerim’in telefonuyla uyandım. 09 gibi, heyecanlı sesi, her zamanki gibi, “uyan mösyö” dedi, baktı ki bende enerji yok, “sonra konuşalım senin pireler uçuşuyor” dedi, telefonu kapattık…” Kapatış o kapatış…

Önce iyiler gidiyor aramızdan ve biz her veda ile biraz daha ölüyoruz…

Dostum, kardeşim, meslektaşım…

Görüşürüz…

 

BURHANETTİN ÖZBİLİCİ – Associated Press Foto Muhabiri

Sevgili Kerim,

Cumartesi günü sevdiğin Istanbul’da, Zincirlikuyu Kabristanı’nda seni çok sevdiğin vatan toprağına emanet ettiğimiz son anın beynim ve ruhumda asla silinemiyecek, fotoğrafını keşke sen çekebilseydin!.. Levent Camii’nde tamamına yakını en değerli varlıklarını kaybetmiş olmanın acısı ile ağlayan, birbirine teselli için sarılan yüzlerce insan.. Bilgelik ve metanet sembolü annen -ve bizim de annemiz Ayşenur Hanim-, her hali ve hareketi ile gurur duyacağın sevgili eşin Aybige; çocukluk arkadaşların, çok sayıda yabancı olmak üzere senin arkadaşların, meslektaşların, hayranların… Zincirlikuyu’da hepimiz etrafındaydık ve seni hiç terk etmek istemiyorduk.. “Abartma be abi..” diye itiraz edeceksin belki yine eskiden hep zarifçe yaptığın gibi, ama, Allah şahit, biz hepimiz sana hayrandık Kerim..

Bir faninin sahip olabileceği bütün güzel meziyetleri, insani değerleri kişiliğinde birleştirmeyi başardın genç yaşında. Herkese yardımda, dayanışma ve paylaşmada hiç sınır tanımadın, sayısız insan için mükemmel bir öğretmen oldun. Hatırlar mısın; çok yıllar önce yeni aldığım Mac’de F1′de bir şey kaydetmek istediğimi söyledim, sen F12′ye kadar ne kadar F varsa programlanabilecek hepsini yaptın ısrarla.. Teknoloji senin için adeta bir çocuk oyuncağı gibiydi, sanki o karmaşık cihazları sen icat etmişsin gibi..

Gazetecilikte ve haber fotoğrafının en zoru spor ile Gezi benzeri olaylarda muhteşem işler yaptın. Taksim’deki Gezici fotoğrafın da dünyada kapak oldu, İngiliz Prensi ile eşinin düğün fotoğrafı da.. Bütün tevazu gayretlerine rağmen eserlerini dünyanın en önemli gazete ve dergileri baş tacı etti ve dünyada hayranlıkla takip edilen bir gazeteci, muhteşem bir fotomuhabiri olmayı başardın çok genç yaşta.

Benim ve çoğumuzun gözünde, insan olarak değerin muhteşem fotoğrafından bin kat daha üstündü. Türkiye’de hemen her alanda çürümüşlüğün çukurundaki “zirve”lere inat, sen güzel ahlakta ve gazetecilikte genç Türk gazetecileri için azmin ve başarının sembolü oldun.. Yüz kızartıcı “Aloo Fatih.. Aloo Nermin.. Aloo Mustafa..”lara karşılık, sen geleceğimiz için ümit ışığı, ilham kaynağı ve gurur sancağımız oldun Kerim..

Yakın arkadaşın, ortak arkadaşımız Anja Niedringhaus’un Afganistan’daki çok saçma biçimde katledilişinin acısı taze iken, Ezine yolunda bedenini bizden koparan yıldırım gerçekte bizi çarptı, sok etti! Kimse inanamı.. Haber verdiğim Londra’daki editorüm, senin de dostun Tony Hicks inanamadı, telefonda defalarca sordu “emin misin, nasıl olur böyle şey?..”

Bu da Tony’den gelen e-mailden:

” …………
Kerim was a lovely man. Always willing to help out and lend a hand and always seemed to have a smile on his face and the time for a joke. Not only that he was an outstanding photographer..”

Kaderin acı cilvesi, Kerim, Anja’yı uğurlamayı planlamıştın. Ama aynı gün ve saatlerde biriniz Hoexter’da (Almanya) bir kilisede, diğeriniz İstanbul’da bir camide sevdiklerinizle son kez vedalaşıp cennete uçmaya vardınız.. Anja’ya gidenlerin çoğu seni de andı orada; biz ise sana okuduğumuz bütün dualara, Fatiha’lara Anja’yı da ortak ettik.. Eminim, ikiniz de böyle yapmamızı isterdiniz.. Belki de şimdi ikiniz bir şekilde buluşup Anja o çılgın kahkahası ile, sen ise bildiğimiz zarif tebessümün ile ” bak, biz burada da buluştuk ve sizi fena halde atlatacağız!.. ” diyorsunuz.

Seni çok sevdik Kerim.. Dostluğun, kardeşliğin bize hep mutluluk ve gurur verdi. Turk gazeteciliği için yuzakı işler ve dünya haber fotografçılığı için şaheserler yazdın objektifinle, kaleminle…

Prof. Dr. Aysenur Ökten annemiz ve Aybige Ökten kardeşimiz ile ne kadar mutlu olduğunu biliyorduk.. Levent Camii’nde ve Zincirlikuyu’da seni omuzlarında bir saniye bırakmadan derin bir acı içinde, ama gururla, metanetle taşıyan Aybige’yi mutlaka hissetmis olmalısın.. Aşkın, güç ve mutluluk kaynağın, gururun da oldu o gün…

Cennet mekanın olsun, Allah’ın sonsuz rahmeti üzerine olsun canım kardeşim, aziz ve sevgili Kerim..

 

CEM TÜRKEL – Akşam Gazetesi Foto Muhabiri

Klasik gelebilir birçok kişiye belki ama, tüm samimiyetimle söylüyorum, meslek hayatımda tanıdığım en samimi, güleç, işinin ehli kişiydi Kerim. Bilgi erdem demektir, erdem de mütevazi olmayı gerektirir. Bizim meslekte maalesef çok azdır mütevazi birini tanımak. İşte tam da böyle birini yitirdik. Çekeceği fotoğraflar bir yana, arkadaşlığından yoksun kalmak daha da üzücü. Böyle güzel insanların kaybı umarım geride kalanlara kibir ve hırs gibi duyguların ne kadar saçma olduğunu gösterir ve öğretir.

 

EMRAH GÜREL – Foto Muhabiri

Aylar önce efsanevi fotograf ajansı Magnum’un hikayesini okuyordum, kitabın ilk 100 sayfasında ajansın kurucusu efsane foto muhabiri Robert Capa’nın hikayesini anlatıyor. Capa, tecrübesine ragmen berbat bir savaşta adice bir mayınla kitabın hiç tahmin edilmeyecek bir sayfasında hayatını kaybediyor. Ben o sayfadan sonra kitabının geri kalanını okuyamadım. Çünkü içim öyle bir acıdı ki böylesi bir ölüm kabul edilecek cinsten değildi.. Bir çok arkadaşıma bu olaydan bahsederken yine bir haberde bekleme vazifemizi yerine getiriyorduk, gelen bir telefonla parçalandık. Bu acının tarifi bile olmazdı. Kerim Ökten aramızdan ayrıldı.

Ökten, bu meslekte çok şey yaşamıştı, görmüştü tabiri yerindeyse “Profesör” dü. Benim için ustalığından ve en önemlisi insanlığından dolayı “Abi” diye nitelendireceğim bir büyüğümdü. Londra’ya gitmeden önce çok sıkı bir sohbetimiz olmamasına rağmen karşılaştığımız işlerde alçak gönüllülüğünü hiç eksik etmedi. Yıllar sonra Gezi olaylarında gecenin bir saati Beleştepe’de o tatlı gülümsemesiyle geldi ve sohbet etti bizlerle. Güzel bir sürprizdi. Farkında değildi ama uzaktan çok şey öğrendim ondan. Kerim abi bizi bazen sevindirdi, bazen kıskandırdı ama böylesi can yakacağını oda tahmin edemezdi. İlk defa tanıdığım bir meslektaşımın, abimin cenazesinde fotoğraf çekme görevi başıma geldi. Elim ayağıma dolandı.

Kerim Ökten, bu dünyadan ayrıldı lakin yine hepimizden bir adım daha önde..Şuan eminim Robert Capa ve niceleriyle sohbeti kurmuştur. Her nerede olursan ol gülüşün eksik olmasın güzel insan.

EMRE OKTAY – Hürriyet Gazetesi Spor Foto Muhabiri

Kerim, hem mesleki kıdem olarak, hem de okulumuzda sınıfça büyüğümdü. Kendisi ile çok sıkı bir teşriki mesaim olmasa da yaptığı işleri hep takip ettim. Uluslararası platformda edindiği saygın konuma, yaptığı işlere hep gıpta etmişimdir. Son olarak EPA ile özel bir anlaşma yaparak Türkiye’ye dönünce mesleği açısından ne kadar doğru kararlar verdiğine birkez daha şahit oldum. Ancak buraya kadarmış. Yaşama sevinci dolu bir insanın genç yaşta ölümüne ne kadar üzülüyorsam, böyle donanımlı bir meslektaşı kaybettiğime de o kadar üzülüyorum.

 

ERCAN ARSLAN – Miliiyet Gazetesi Foto Muhabiri

Üniversite sıralarından başlayan, Foto muhabirliği ile yol arkadaşlığına dönüşen dostluğumuza biraz erken veda oldu arkadaşım.Gülmek sana çok yakışırdı, ışıklar içinde gülümseyerek git.

 

ERHAN SEVENLER – Anadolu Ajansı Fotoğraf Editörü

1995′ten beri tanırım Kerim’i. İlk olarak nerede gördüğümü sorarsanız hatırlayamam. Çünkü ilk tanıştığınızda hep tanıyormuşsunuz hissi yaratan bir adamdır Kerim. 2004 yılında Eurovision şarkı yarışmasında ellerimizde 300mm objektiflerle Kerim’le yanyana finali bekliyorduk. Uzun zamandır izin yapamamıştım, yorgundum ve başım dönmeye başladı. Kerim’e, ”Ben gidiyorum Kerim ” dediğimde o da bana ”Nereye gidiyorsun Erhan, final başlayacak” derken ben de ona, ”öyle değil Kerim bayağı gidiyorum sanırım” derken bir anda gözlerim karardı. Yere düşmeden beni yakalayan Kerim olmuştu. Beni taşıyarak acile o götürdü ve hiç yalnız bırakmadı kendime gelene kadar. Bu sırada final devam ediyordu tabii ki.
Bir göreve gittiğinizde eğer O ordaysa o iş emin olun çok daha eğlenceli ve keyifli geçecekti. Eğer herhangi bir yeni ekipman piyasaya çıktığında onun hakkında detaylı bir bilgi sahibi olmak istiyorsanız, kullanma kılavuzunu okumakla zaman geçirmeye gerek olmazdı. Kerim’i arar ve tüm detaylarını öğrenebilirdiniz, üşenmeden yanıtlardı her sorunuzu. Herhangi bir akreditasyon probleminiz mi var, Kerim’i arayın! Kerim, problemleri çözmede müthişti.
En son yüzyüze 2012 Londra’da karşılaşmıştık. Eşi Aybüke, Kerim ve ben beraber zaman geçirmiştik. O akşam hayallerimizden, gelecekten, fotoğraftan bi sürü şeyden uzun bir sohbet etmiştik. Daha sonra hep telefonda konuşabildik. Türkiye’ye yeni dönmüştü. Ama kısmet olmadı tekrar yüz yüze görüşmek. Fedakarlık, yardımseverlik, dürüstlük ve dost canlısı olmak, Kerim’i en iyi ifade edecek kelimelerdi…

 

ESER ERENLER – AMK Gazetesi Foto Muhabiri

O dünyaca ünlü bir foto muhabiriydi.
O Türk foto muhabirini yurtdışında en iyi temsil edenlerden biriydi.
Ama O benim gözümde herşeyden önce ADAM’dı…
Yıllar öncesine dayanan dostluğumuzda birçok kez aynı organizasyonda görev yaptık. İyi bir foto muhabiri olması bir yana, insanlığı ve iyi niyetiyle herkese örnek olmuştu. Türk foto muhabirlerinin dünyadaki en iyi temsicilerinden biriydi. Hele ki geçtiğimiz yıl Londra’da Arsenal-Fenerbahçe maçında İngiliz foto muhabirlerinin Kerim’e gösterdiği saygıyı görünce bir Türk foto muhabiri olarak çok gururlanmıştım…
O yıllardır kimsenin aklına gelmeyen fotoğrafları çekmişti, aramızdan ayrılışı da maalesef aynı şekilde oldu…
Son bir haftada Türkiye çok büyük iki deklanşörünü kaybetti… Önce Süleyman Gültekin şimdi de Kerim Ökten….
Mekanları cennet olsun…

 

FATİH SARIBAŞ 

Geçen haftasonu AP’nin foto muhabiri Anja Niedringhaus’un Afganistan’da vurularak öldürülmesinin şoku geçmeden Kerim Ökten’in inanılmaz ve hazin kaybı hepimizi daha da derinden yaraladı.
Kerim yıllarca Türkiye’de ve yurtdışında Epa fotoğraf ajansı için çalıştı, güzel işler yaptı. Aynı ortamlarda yanyana çalıştık, bazen de birbirimizi uzaktan izledik.
Ben Reuters fotoğraf editörlüğünü yaptığım yıllarda spordan gösterilere kadar pek çok olayı birlikte fotoğrafladık. Avrupa Şampiyonası futbol maçlarında sevimli gülümsemesi ile yanıma gelip “her defasında ters tarafta kalıyoruz. Sen nerede duracaksan ben de yanına geleceğim ” demesini hatırladım geçirdiği kazada hayatını kaybettiğini öğrendiğimde. Kerim’le aynı kale arkasına geçip birlikte maçları takip ettik, futbolcuların bizim tarafa yakın gol sevinçlerini fotoğrafladık defalarca. Sayısız maçta tahminlerimin tutmasını, yanlış yerde oturmasından dolayı kaçırdığı fotoğrafları anlatırdı her karşılaşmamızda.
Sevgili arkadaşım sonraki yıllarda da çok güzel fotoğraflar çekti, başarısını sürdürdü. Zamansız kaybı Kerim’i tanıyanları derinden üzdü. Sempatik gülümsemesini, neşeli tavırlarını hep hatırlayacağım. Sınırsız evrende küçücük hayatlarımız, bir fotoğraf çekiminde deklanşöre basmamız için geçen zamandan daha da kısa.

 

GÖKHAN KILINÇER – Star Gazetesi Foto Muhabiri

Bu hafta fotomuhabirleri icin gerçekten çok üzücü ve zor bir haftaydı. Süleyman Gültekin’in acısını atlatamamışken Kerim Ökten’in de aramızdan ani ayrılışı beni derinden sarstı. Umarım böyle kara bir haftayı bir daha yaşamayız.
Kerim’in ne kadar iyi bir fotomuhabiri oldugunu anlatmaya sanırım hiç gerek yok. Çok yetenekliydi, yaratıcıydı, iyiydi, çok iyiydi.
Beni en çok etkileyen ve ona saygı duymamı sağlayan ise mesleğin zirvesinde olmasına rağmen hala amatör bir ruhla bu işi yapıyor olmasıydı.
Güçlü bir karakter, zor sartlar altında bile neşesinden hiç birşey kaybetmeyen, mütevazi ve iyi bir arkadaştı.
Hoşçakal kardeşim, seni çok özleyeceğiz.

 

İLKER AKGÜNGÖR – Vatan Gazetesi Foto Muhabiri

Net hatırlamıyorum ama Kerim’i 16 ya da 17 yıl önce birlikte çalıştığımız Aktüel Dergisi’nde tanıdım. Daha sonra komşu dergimiz Timeout’a geçti. Her zaman kıpır kıpır, gözlerinin içi gülen bir iri bir adamdı. Ortama geldiği neşesiyle belli olurdu. İçinde hep diri kalan bir habercilik aşkı da vardı.
Bu yüzden bir süre sonra dergilerden ayrılarak dönemin foto muhabirleri için en gözde yerlerinden biri olan Yeni Yüzyıl Gazetesi’ne geçti. Yine komşuyduk. Aşağı yukarı her gün karşılaşıyorduk. Beraber yemek, çay, muhabbet derken zaman akıyordu. Bazen aynı işlere gittiğimizde oluyordu. Kerim’i bu kez de mesela daha iyi fotoğraf çıksın diye rollerblade pistinin tepesinde vizörün arkasında görüyordum.
Yılmadan hep daha iyiyi arıyordu. Çektiği fotoğraflardan bunu anlamak mümkün. Uluslararası ajanslara geçince hak ettiği yeri bulmuştu. Oralarda daha büyük işlere imza attı. Artık EPA’ya Büro Şefi, World Press Photo’ya jüri olan bir arkadaşımız vardı. Çok gururlandık. Helal olsun çocuğa dedik. Mesafeler uzaktı. Öyle sık sık konuşmazdık ama sosyal medya nedeniyle bir şekilde bağlantıdaydık ve hep göz önündeydi.
Gezi Parkı eylemleri sırasında bir baktım yanımda fotoğraf çekiyor. O heyecanla kalkmış Londra’dan soluğu İstanbul’da almış. Bir sürü gazeteye manşet olan fotoğrafı çektiğinde yan yanaydık. Bir taraftan gaz, diğer tarafta TOMA’dan su güldür güldür çalıştık. Ortalık biraz sakinleşince Taksim Meydanı’nda biraz sohbet ettik. Hafızam iyi değildir aklımda tek kalan birinin ıslak hamburger getirdiği ve Kerim’in yine gülümseyen yüzü.
Ara ara bir araya geldiğimizde Bozcaada’daki evini anlattığını, o evi nasıl sıfırdan yaptığını anlatırdı. En çok orayı severdi. Her yazda tatile oraya giderdi. Gezi Parkı olayları sırasında bile Bozcaada’dan bahsettiğini hatırlıyorum. Orayı anlatırken gözleri parlar, yüzünün rengi bile değişirdi. Kader böyle demek ki. Ölüm insanı en sevdiği yerlerde yakalıyor herhalde.
Dönemin meşhur tabiri var ya ‘sağlam irade’. Ben karakterini koruma konusunda Kerim Ökten kadar sağlam iradelisini görmedim. Bu kadar önemli işler yapacaksın, Time’a kapak olacaksın, WPP jürisine başkanlık edeceksin ama karakterin gram değişmeyecek. Bence çok zor iş. Bir filmden hatırlıyorum ruh 21 gramdır diye. Bana sorarsanız Kerim’in karakteri, ruhundan da, o iri vücudundan da ağırdı. Biraz sokak ağzı olacak ama bana Kerim nasıl bir adamdı diye sorarsanız tek cevabım; ‘10 numara, 5 yıldız bir adamdı’ olur. Ne diyeyim ki huzur içinde yat Kerim. Şimdi cennettekilere gülümsediğinden eminim.

 

KENAN GÜRBÜZ – Depo Photos

Şair’in dediği gibi:
“Her ölüm erken ölümdür.
Biliyorum tanrım…”

Genç yaşta aramızdan ayrılan sevgili Kerim Ökten, Uluslar arası alanda imza attığı fotoğraflar ve başarısıyla pek çok Türk gazeteciye örnek olmuştu .
World Press Photo gibi büyük bir organizasyonda jüri üyesi olarak görev aldığında hepimizi sevindirmişti. Ülkesine ve genç meslektaşlarına yaptıkları ve anlattıklarıyla çok şey kazandırmıştı.
Türk basın fotoğrafının yüz aklarından biri olan Kerim Ökten, foto muhabirlik mesleğine saygınlık kazandırmış ve bizler için çıtayı yükseltmişti.
Fotomuhabiri’ndeki röportajının satır aralarında alçak gönüllüğünü, mesleğine olan bağlığını ve meslektaşlarına ışık olmak için verdiği çabayı hatırlayınca kaybımızın büyüklüğünü daha çok hissettim.
Biz meslektaşlarına düşen görev onun anısını yaşatmak için çalışmak. En önemlisi de onun inandığı mesleki değerleri gelecek kuşaklara yaşatmak. Onun gibi onurlu bir yaşam sürmek.
Kerim Ökten’i zamansız kaybettiğimiz için çok üzgünüm, hepimizin, Türkiye’nin başı sağ olsun…
Allah rahmet eylesin, ailesi ve acılı eşine sabırlar diliyorum.

 

KORAY PEKÖZKAY – Fotoğraf Editörü

İnsanlar kıskanmak eylemini gizleyip bir zaaf olarak saklasa da, ben hak edene göstermekten hiç sıkıntı duymam.
Kıskandığım meslektaşlarım arasındaydı.
Yaş / başarı oranı çok yüksekti, fotoğraf dünyasının düzgün adamıydı.
Öyle üzücü ve anlamsız gitti ki bi anda, arkasından kelime bulmaya kalem gitmiyor.
Bir sağlam adam, bir mühim göz eksildi.
Geride kalanların işi zor.
Ailesine, dostlarına sabır dilerim…

 

MEHMET DEMİRCİ – Cumhurbaşkanlığı Foto Film Şube Müdürü

Herhalde 2004 yılıydı. Yaz değil bahardı; hava soğuk değil sıcaktı. Fener Rum Patrikhanesi’nin önünde bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda fotomuhabiriydik. Beklemek kaderimizdir diyerek; yol kenarındaki çay ocağında havadan sudan sohbet etmek için en güzel fırsattı. Muhabbette kim vardı yoktu hatırlamıyorum ama Kerim Ökten oradaydı. Herzamanki rahat tavrı, sempatik gülüşü ve tatlı sohbetiyle. Bugün, ne konuştuğumuz hatırlayamıyorum fakat aklımda ince beli bardaktaki çayı  yudumlayıp ‘ben kaçar beyler’ demesini masadan biraz uzaklaştıkça arkasına hafifçe dönüp el sallaması aklımda kalan son görüntüsüydü Kerim’in.

Görüşemediğimiz uzun yıllar boyunca Kerim’i hep uzaktan takip ettim, çektiği fotoğraflar ve beyefendiliği ile bu dünyada hoş bir sada bıraktı. O üzücü kazadan bir gün önce Burak Kara ile kulaklarını çınlatmıştık, kaderde tekrardan görüşmek yokmuş demek ki!

Allah seni rahmeti ile sarsın güzel dost.

 

OKTAY ÇİLESİZ – Anadolu Ajansı Fotoğraf Servis Şefi

Fotomuhabiri arkadaşlar “Kerim”e dair düşüncelerimizi yazmamızı istediler, ama bu o kadar zor ki…ben sadece iyi ki Kerim’i tanımışım ve kendisiyle arkadaşlık yapabilmişim diyorum. Mekanının Cennet olsun sevgili “Kerim”…

 

OSMAN ÖRSAL – Reuters Foto Muhabiri

Birçok arkadaşımı, dostumu kaybettim, bu seferki sanki daha bi ağır geldi…

 

SEDAT SUNA – EPA Foto Muhabiri

Kerim, tanıştığım günden bu yana hiçbir zaman ilkelerinden ve çalışma tarzından taviz vermedi. Herkese mesleki konularda yardım etmeyi seven ve kendini devamlı geliştiren biriydi. Meslekte en çok şey öğrendiğim ve ne zaman yardımına ihtiyaç duysam anında cevap veren biriydi Kerim. Benim en şanslı olduğum nokta Kerim ile çalışma ve onu yakından tanıma fırsatım oldu. Eğer bir yerlerde görevde ise kesinlikle farkını koyan bir çalışma tarzı vardı. Kısa hayatına önemli başarılar ekledi ve herkes için örnek bir foto muhabiri oldu. Bu yönü ve başarıları bana devamlı örnek
olacak. İnsanlar Kerim”i mütevaziliği ve başarılarıyla hatırlayacak.

 

SELAHATTİN SEVİ – Zaman Gazetesi Fotoğraf Editörü

EPA foto muhabiri, değerli arkadaşımız, kardeşimiz Kerim Ökten,Türkiye’de foto muhabirliğinin yükselen yıldızlarından biriydi. Profesyonelliği, mesleğine olan tutkusu, efendiliği ve dostluğu ile Türkiye foto muhabirliğinin duayenlerindendi. Disiplinli ve istikrarlı çalışkanlığı onu her geçen gün biraz daha öne çıkarmıştı. Ökten’in World Press Photo 2014 jürisinin “Spor Fotoğrafları” kategorisi jüri başkanlığını bu yüzden hiç kimse için sürpriz olmadı.
Temmuz 2007′de diğer ajans foto muhabirleriyle birlikte hafta sonu ekleri için bir röportaj yapmış ve başlığını ‘Ajan değil, ajansız’ atmıştık. Ökten orada, ‘Bir haberin, uluslararası anlamda haber taşıdığından yola çıkarak takip ediyoruz. Temel kural bu. Kuş gribi haberlerini herkes yaptı. Yabancı ajanslar da yaptı, öyle veya böyle kimisi gitti, kimisi gitmedi. O önemli değil. Ama yapıldı. Ondan sonra gazetelerde yabancı ajanslar Türkiye deki kuş gribini böyle gösterdi diye haberler çıktı. Ve turizm etkilenmiş. Gazeteler taraf olabilirler ama ajanslar taraf olamazlar. ‘ diyerek yaptığı işin çerçevesini çiziyordu. Bu çizgiden taviz vermedi.
Kerim’i iyi bilirdik, iyi hatırlayacağız. Ailesi başta olmak üzere, hepimizin başı sağ olsun. Mekanı cennet olsun!

 

SERKAN GÜRBÜZ – St. Joseph News-Press

Kerim Ağabey ile ilk defa 2009′un Temmuz ayında telefonda tanıştık. Yüksek lisansı tamamlayıp Amerika’dan Türkiye’ye yeni dönmüştüm. İş arıyordum; epa’in Almanya’daki fotoğraf masasına portfolyo göndermiştim. Ona iletmiş olacaklar; portfolyomu beğendiğini ve görüşmek istediğini söyleyen bir e-posta gönderdi. Telefonda konuştuk. Kerim Ökten’in fotoğraflarımı beğenmiş olmasına ne kadar sevindiğimi anlatamam, telefonu kapattıktan sonra yerimde duramayıp zıpladığımı hatırlıyorum. Kişilerin eline baktığınızda, yetkili konumdakilerin çoğu, üstünlüğünü kalp kırmaya aldırmadan kullanıyor. A.B.D. başkanlarından Abraham Lincoln’e ait olduğu söylenen bir söz var: “hemen hemen tüm insanlar zorluğa dayanabilir, ama bir kişinin karakterini sınamak isterseniz, ona güç veriniz.” epa’in şef foto muhabiri yolun başındaki bana gösterdiği ilgi ve nezaket ile her şeyden önce bir beyefendi olduğunu kanıtlıyordu.

Bana yazdığı o ilk e-postasına “benim adım Kerim Ökten” diyerek başlamıştı. Adını ve meslekteki başarısını fotoğraflarından zaten biliyordum. İnsaniyetini ise sesini ilk duyduğumda öğrendim. Daha sonra İstanbul’da bir fotoğraf sergisinde karşılaştık. Yüzündeki sevecenlik tabiki şaşırtmadı.

İngiltere’deyken bir kaç kez yazıştık. 2011′in Mart ayında fotoğraf editörlüğü ile ilgili bir link göndermiştim. Cevaben, “ne hoş oldu senden haber almak” diye başlayan mesajını “haberlerini eksik etme, bağlantıyı kopartmayalım” diye bitiriyordu. Bu yıl Twitter’da takipleşmemizin üzerinden çok geçmeden acı haberi aldım. Boğazıma tıkanan yumruğu tarif etmek zor; ağır bir taş gibi. Eşine ve ailesine sabır diliyorum. Hatırası hep yaşasın!

 

SİNAN ÇAKMAK – Atlas Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Kerim Ökten’le Londra’dan dönüşünden kısa süre sonra, çalışmak istediği projeleri konuşuyorduk. Geçtiğimiz senelerde Fransız EPA fotoğraf ajansı için dünyanın çok yerine koşturmuş, tüm sezon Formula 1 yarışlarını takip ettiği olmuş, Olimpiyatlara gitmiş, bu arada Türkiye büro şefliğini yapmış sonra Londra’ya transfer olup bölge sorumlusu ve şef fotoğrafçı olmuştu. Türkiye’ye döndüğünde World Press Photo 2014’ün jüri kadrosuna dahil edildiği ve spor dalının başkanlığını yapacağı yeni açıklanmıştı. Türkiye fotoğrafı için büyük bir onurdu.

Çok çalışıyor, çok ve iyi fotoğraf çekiyordu. “Ama artık kendi projelerimi yapmak istiyorum” diyordu ikinci “latte”si elinde, ofisimizin yakınındaki cafede otururken. Türkiye’ye temelli dönmüş, EPA ile daha bağımsız bir şekilde çalışmaya devam edecekti. Fotoatlas için de World Press Photo deneyimlerini paylaştığı bir yazı kaleme alacaktı.

Bozcaada yolunda yıldırım düşmesi sonucu hayatını kaybettiğini öğrendiğimiz sırada dergiyi matbaaya yetiştirmeye çalışıyorduk. Belgesel fotoğrafı, fotojurnalizmi öne çıkaran bir sayı hazırlıyorduk. Kerim bu konuda yazacak en yetkin isimlerin başında geliyordu. Bize söz verdiği konuyu hazırlamıştı.

Atlas ekibi adına Kerim Ökten’in ailesine ve tüm dostlarına baş sağlığı dilemek istiyorum.

Türkiye dağ gibi bir fotoğrafçısını yitirdi.

 

TOLGA ADANALI – Depo Photos

Kerim’i 12-13 yıl kadar önce Denizli’de bir maç takip ederken tanımıştım. O günden bu yana, yurtiçi ve yurtdışında pek çok yerde beraber çalıştık. Fotoğrafa her zaman heyecanla yaklaşan, başarılarıyla gurur duyduğum, en çok da sohbetiyle keyif aldığım bir arkadaşımdı. Çanakkale’ye gitmeden bir gün önce Taksim’de Sedat’la beraberken rastladım Kerim’e. Kısa da olsa meğer son sohbetimiz imiş. Bir foto muhabirinden çok, güzel bir insanı kaybettik.

 

TOLGA BOZOĞLU – EPA Foto Muhabiri

Kardeşime…

Sanırım 1994 yılı olması lazım. Ben bir torpil bulup Yenı Yüzyıl gazetesine başlamıştım. Kerim de benimle aynı hafta başlamıştı gazeteye. O yıllarda son derece iyi fotografçıların olduğu bir kadroda iki acemi fotografçı olarak bizi zor zamanların bekleyeceğini zaten anlamıştık. Kerim’i çok sevdiği manuel Canon T90 makinesi ile çalışırken hatırlıyorum. İkimizi de ne kadar angarya iş varsa yolluyorlardı. Canımız çıkana kadar çalışıyor, getirdiğimiz filmlere ustaların bakıp alay etmesini sabırla seyrediyorduk. Bu süreçte Kerim ile çok yakınlaştık tabir yerindeyse kader birliği yaptık. Gazetenin kapanması ile ikimiz de farklı alanlara savrulduk. Biribirine paralel giden ama birleşmeyen uzun bir yol katettik. Arada sırada görüşsek de eski yakınlığımız olduğu söylenemezdi. Bizi sekiz yıl sonra tekrar birleştiren babasının hastalığı olmuştu.
Babasının hastalığı ve vefatı boyunca Kerim neredeyse hiç bir işle ilgilenmedi. Kerim için ailenin ne demek olduğunu o süreçte görmüş ve çok etkilenmiştim. Arkadaşım iyi bir insan olmanın ötesinde çok iyi bir evlattı. Londra’dan dönmesinin de en büyük sebeplerinden birisi annesini yalnız bırakmak istememesiydi. Başkası olsa her türlü soruna rağmen, herşeye katlanıp çalışmaya devam ederdi. Aramızda kaç kişi Büyük Britanya şefi olmayı bu kadar kolay bırakabilirdi bilemiyorum. Ama o öyle yapmadı. İşte Kerim böyle bir insandı. İş dışında gerçek bir hayatı olan, ailesi ve dostları olan yaşamayı bütün tatlarıyla seven bir adamdı. Yemek yenmesi gerekiyorsa en lezzetlisini arayan, fotograf çekilmesi gerekiyorsa en güzelini arayan gerçek bir hayat uzmanıydı.
Beraber işe gittiğimiz zamanlarda hep beni etkilemeyi başarmıştı. Ne kadar zor bir iş de olsa o garantici olmayı bir kenara bırakıp her zaman risk alıp farklı olmaya çalışırdı. Asla denemekten korkmayan ve kıskandıracak kadar, kalabalığın içindeki detayı görebilen Allah vergisi bir yeteneği vardı. Bu kadar başarılı olup da az da olsa içinde ego olmaz mı bir insanın, Kerim de zerre kadar ego yoktu.
Kimseyi kırmaz, kötü konuşmaz ve dedikodusunu yapmazdı.
İşte de tam da bu yüzden Kerim sonsuzluğa gidince onlarca değişik milletten arkadaşıyla birbirimize sarılıp ağladık. Alman, Sırp, Arjantinli, Fransız arkadaşlarımızla tabutunu sırtlayıp ona son görevimizi yaptık. Beraber onun anısına kadehlerimizi kaldırıp kendi dilimizde andık. Birbirimize ondan bahsettik, kimi zaman güldük kimi zaman hüzünlendik.
Hiç unutamayacağım bir görüntü; Çin’den gelmiş arkadaşımız Diego Azubel cenaze töreninden sonra Kerim’in mezarının yanına çöküp dakikalarca ağladı. İşte o an nasıl bir insanı kaybettiğimizi daha iyi anladım.
Zaman bizi elbette tedavi edecek ama, Kerim’in bize öğrettiği bütün bu güzel değerleri çocuklarımıza öğretmek bizim boynumuzun borcu olsun.
Her şey için teşekkürler kardeşim!
Seni asla unutmayacağım

 

TURAN GÜLTEKİN – Hürriyet Gazetesi Foto Muhabiri

Ölümlerin arkasından ne denilebilir ki? Hiç.

Serseri bir yıldırım sadece sevdiğim bir arkadaşımı çekip almadı bu ülkede can çekişmekte olan bir mesleği gündelik hırslardan arınmış bir şekilde hakkıyla yapan bir kişiyi de aldı götürdü. Haklısın Kerim, seni bu talihsiz olaya kadar ülkendeki insanlardan çok ülke dışındaki insanlar tanıdı. Hatırlıyor musun en son sen ben ve Serdar geyiğin dibine vurmuş, sözleşmiştik, buluşacaktık. Erken oldu be Kerim daha yapacak çok şey vardı. Rahat uyu dostum.

 

ÜMİT BEKTAŞ – Reuters Foto Muhabiri

İnsan sevdiği bir dostunu kaybettiğinde, iki sözü bir araya getirip O’na dair bir şeyler söylemekte zorlanıyor. Ya hissettiklerini yazıya dökemiyor ya da doğru kelimeleri bulamıyor. Ama en zoru yitip giden dostunuzdan -di’li geçmis zamanla bahsetmek oluyor. İşte bu yüzden, dostum, meslektaşım Kerim için geçmiş zaman cümleleri kurmak istemiyorum.

O’nu geçmişte bırakmama çabamda zorlanacak da değilim! Kerim’i zamanın ve zamanımızın ötesine taşıyan bir şey var: Fotoğrafları. Ansızın (ve bizi kadere inandırarak) gidişine ne kadar üzülüyorsak bugüne kadar tarihe not düştüğü fotoğraflarına bakıp o kadar mutlu oluyoruz. İyi ki varsın Kerim!

Londra’da, İstanbul’da, başka bir dolu coğrafyada bir dolu olaya dair tanıklıklarını içeren binlerce kare fotoğrafinla sen ölümsüzsün. Az önce dünyanın bir başka yerinde bir dergiye kapak olduğun fotoğrafı ilk defa gören üniversite öğrencisi için sen hayattasın. Gezi’de çektiğin fotoğraflara bakıp olayı daha iyi kavramaya çalışan meraklı bir blog yazarı için ise henüz var oldun. Seninle, bizim gibi, şahsen tanışma şansına ulaşamayacak olsalar da daha yüzlerce yıl fotoğrafların sayesinde yeni dostluklar kuracak, yeni insanlarla tanışacaksın.

Sakin unutma: Sen bizim için şimdiki zamansın! Fotoğraflarınla, anılarınla, gülen yüzünle, pozitif enerjinle hep kalbimizde ve hep aklımızdasın.

 

YORGO DEMİR – Yunanistan Devlet TV’si Türkiye Kameramanı

“İyiler fazla yaşamaz” sözünü ispat etmek istercesine vakitsiz ölümünü ilk duyduğumda silkindim, inanamadım sonra da o ana kadar onunla geçirdiğim kısa ama keyifli, lezzet dolu sahneleri kafamda rewind ettiğimi farkettim anında…
Daha iki ay evvel Cihangirde karşılaşmış bir kez daha kendisinden nevizadede rakı sözü almıştım.. Çok kere sözleşmiş yapamamıştık… Ben mezeden o da fotoğrafta bahsedecektik muhtemelen bu rakılı sohbette..Hiç yapamadık ona üzülüyorum.. Bilsem, onu o karşılaştığımız an bırakmaz o sofraya oturtur bunca dostuyla beraber nöbetleşe nöbetleşe asla bir yere kıpırdamasına izin vermezdik… Olsun, fanide olmasa ebediyette baki kalır sözümüz…
Bu kalleş ölüm bize ne kadar kılpayı yaşadığımızı hatırlattı bir kere daha.. Nasıl kılpayı dostluklar kurulduğunu nasıl kılpayı güzel insanlardan mahrum kalabileceğimizi…
Ona bakınca algımda güven, doğruluk, zeka, meslek aşkı, saygı ve beşeri kalite adına bir çok şey yer buluyordu…. Üç yıl kadar aynı ofisi paylaştık hasbel kader ve kılpayı…Tolga Bozoğlu ile beraber bizim ajansın ofisine yerleştiklerinde tanıdık onu da.. Tolga ile iki kişilik büyük bir takımdılar..
Kerim ile kılpayı ucundan bucağından özel sohbetler paylaşma fırsatım da oldu… Ne de olsa abimdi de.. ve halden de anlıyordu her zaman tabi… Ne mutlu ki öyle bir insanı tanıdım.. Seni tanımak güzel Kerim ve gerçekten gurur verici.. Bu yeni yolculuğunda yolun açık olsun….
Bendeki anın hep saygı uyandıracak …

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>