Donald Weber: “Sokak Fotoğrafçılığından Nefret Ediyorum”

Röportaj: Mark Taylor   Çeviri: Pınar İstek

weber11

Donald Weber’in güçlü hikaye arayışı onu Afrika’dan Avrupa’ya, Rusya’dan Guney Amerika’ya dünyanın dört bir yanına götürdü. Toronto doğumlu fotoğrafçı, World Press Photo ödülünü, Lange-Tyler Belgesel ödülünü kazanıp, Guggenheim ve Kanada Konseyi burslarını başarı ile bitirdi. Ayrıca VII Fotograf Ajansının başarılı üyelerinden birisi. Yurt dışında geçen yıllardan sonra, Kanadalı fotomuhabiri Kuzey Amerika’ya geri döndü ve “War Sand” projesini bitirmekle meşgul.

Şu anda nerede yaşıyorsun ve neden?
Los Angeles. Uzun bir süre Kiev ve Moskova’da yaşadım. Daha sonra Roma’da yaşadım. Kuzey Amerika’ya geri dönmeyi düşünüyordum. Ailemin yarısı zaten burada. Yaşadığım yerin yereli olmak yerine yabancı olmayı seviyorum. Ama bunun da zorlukları var. İngilizce konuşabileceğim, normal olabileceğim ve başımı umutsuzca sallayıp her daim merak içinde olmak yerine etrafımdaki insanları anlayabileceğim bir yere geri dönmek istiyordum. Ayrıca buradaki güneşli havadan da keyif aldığımı itiraf etmeliyim.

Senin islerin genel olarak çok yakın ve kişisel ama hala oldukça mütevazi. Fotoğrafladığın insanlara ve konulara yaklaşımından bahsedebilir misin?
Sokak fotoğrafçılığından nefret ediyorum. Yapmayı sevmediğimden değil; ama yaparken beni çok rahatsız ettiği için sevmiyorum. Bir fotoğrafçı olarak, insanları fotoğraflamak zorundayım. Bu konuda da bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yani bağ kurmak üzerine bir stratejim oluştu -bunu oturup da düşünüp planlamadım; organik bir şekilde kendiliğinden gelişti. Konuşmaya başlıyorsun. Şunu anladım ki; eğer siz insanlara dürüstçe gerçekten ilgi gösterirseniz onlar da sizinle gerçekten ilgileniyor. Böylelikle güven oluşuyor. İnce bir güven katmanı ama yine de bir çeşit bağ oluşuyor. O noktadan itibaren de genelde birilerinin evlerine davet alıyorum. Ondan sonrasındaki paylaşım ise çok daha samimi oluyor. Sanırım benim fotoğrafçılığımın görüntüsü, verdiği his ve estetiği böylelikle oluştu. Bu iş fotoğrafa teknik olarak hakim olmakla ilgili değil. Fotoğrafladığınız kişilerle iletişimde ustalaşmakla ilgili.

Bir çok atölye çalışması yapıyorsun. Bu iletişim yetisi öğretilebilir bir şey mi?
Önceden olmadığını düşünürdüm. Ama bu yaz New York’ta bir atölye çalışması yapıyordum ve Türk bir fotoğrafçı vardı. ‘Ben yapamam,’ dedi. ‘Her defasında birisine fotoğrafını çekip çekemeyeceğimi sorduğumda beni tersliyorlar.’ ‘Yaklaşımını bana göster. Ne yapıyorsun?’ dedim. Birisine gidip de fotoğrafınızı çekebilir miyim diye sormak o kadar da zor değil. Tamamen vücut diliniz ve tavrınız ile ilgili. Ona benim onun fotoğraflamak istediği bir kişi olduğumu farz ettirdim. Bana karşı bir hamle yaparmış gibi yaklaşımı gerçekten de korkutucuydu. Bundan sonra bir oyun oynadık. Ben onun fotoğrafladığı kişi olup hem onu biraz zorladım hem de ona rehberlik ettim. Ertesi gün 10 portre ile geri geldi. ‘Farklı olan neydi?’ Gördüğü herkese iltifat ettiğini söyledi. Ona söylemeye çalıştığım şey şuydu; fotoğrafçı olarak sen de o kişiye bir şey sunmak zorundasın. Fotoğraf için izin istediğinde sen o kişiden bir şeyler alıyorsun. Bu bir alışveriştir. Sonunda onlar ne kazanıyor? Düz anlamıyla değil ama sen de onlara bir şey vermek zorundasın. Bu bir alma-verme ilişkisi. Kişilikle de ilgili. Genel olarak tamamen senin vücut dilinle ilgili bir konu.

Interrogations

Sorgulamalar serin üzerinde çalışırken, sorgulayıcı silahını çekip senin öznenin kafasına dayadığında ne düşündün? Sakin kalmak zor muydu?
Hepi topu iki saniyelik bir şeydi. O noktada makinam zaten gözümdeydi. Kenarda vizörden bakarken, silahına uzandığını gördüm. Çıkardı, bir saniye kadar başına dayadı, sonra da geri bıraktı. Dürüst olmak gerekirse o noktada hiçbir şey düşünmüyordum. Olan bitenin gerçek olup olmadığını sorguladığınız anlardan birisiydi. Geri dönüp o anda bir şey yakalayabilmiş miyim diye baktığımda… Kare oradaydı.

Peki ya ölüm ve yıkımla ilgili işlerin, Fukushima’daki tsunaminin sonuçları ya da Guney Osetya’daki çatışmalar? Bunların hiçbiri senin üzerinde negatif etki bıraktı mı?
Zor. Orada dikilip bakmak dışında yapabileceğin hiçbir şey yok. Herhangi bir çözüm ya da yardım önerisinde bulunamam ve bence isin en zor kısmı da bu. Burada yaşamamın sebeplerinden birisi de bu. Çünkü burası güneşli. Hava genelde çok güzel, burada yakınımda ailem var vs. Bazı şeyleri dengelemek zorundasın. Artık eskisi kadar o tarz işler yapmıyorum. Bunun sebeplerinden birisi de bütün bunların içinde insan kaybolup gidebilir. Psikolojik olarak kara bir deliğe girip bir daha asla çıkamayabilirsin. Bu tarz savaş ve felaket fotoğrafları çektikten sonra, PTSD ile savaşan bir çok arkadaşım var. Bazen “neden?” diye sormak zorundayım. Böyle bir şey yapmaktaki amacın ne? Bence en korkutucu şey de bu ve fotoğrafın boşunalığı.

Sence bu konuda artık daha fazla bir farkındalık mı var yoksa hala geleceğin Robert Capa’sı olmak isteyen genç fotomuhabirleri olası sonuçlarını hesaba katmadan mı bu işe bulaşıyor?
Bence insanların bu işi yapmak istemesinde hiçbir sıkıntı yok. Ancak bu işi doğru motivasyonlarla yapıp, fotoğraflamak istediğin şey konusunda samimi ve gerçek olman gerekiyor. Oldukça romantik bir meslek bu. Hatırlıyorum ben genç bir delikanlıyken, deri bir ceket giyip kızlara görüp geçirdiğim maceralarımı anlatmak ve… onları götürmeye çalışmak en eğlenceli şeylerden birisi idi. Ancak gördüğünüz olayların gerçekliğini onları gerçekten görene kadar anlamıyorsunuz. Fotoğrafçılık öyle zor ve cesaret kırıcı bir meslek ki. Bir basın fotoğrafçısı, düğün fotoğrafçısı ya da evcil hayvan fotoğrafçısı olmaya çalışmak dahi öyle zor ki, işin romantikliği çabucak ortadan kalkıyor.

Kuzey kutbundan Avrupa’ya, Afganistan’dan Japonya’ya kadar uzak ve egzotik yerlerde bir çok cemiyet ve insanı fotoğrafladın. Hiç yaşadığın yer ve kültüre daha yakın bir topluluğu fotoğraflamayı düşündün mü?
Yasadığım yerlerde çalışmayı pek sevmiyorum. Uzaklara gitmem lazım. Kültürel açıdan beni kamçılayan bir durum olması lazım. Benim için Kanada ya da Birleşik Devletler’de bir röportaj yapmak çok zor olurdu. Bilmiyorum. Ama aynı zamanda olasılıklara da açığım. Nerede ne olacağını asla bilemezsiniz. Nihayetinde benim aradığım şey fotoğraflanacak güçlü hikayeler.

Dünyanın sayılı 22 fotoğrafçısından oluşan VII’nin bir üyesisin. Prosedür nasıl işliyor? Ajans senin için neler yapıyor?
Temsilci ya da menajer gibi çalışıyorlar. İş almanıza yardımcı oluyorlar. Müşterilerle iletişiminize ve endüstri içindeki her türlü bağlantı konusunda size yardımcı oluyorlar. VII’in bir parçası olmak için ajansa başvuru yapmanız daha sonra da oy birliği ile seçilmeniz gerekiyor. Geleneksel olarak böyle bir fonksiyonu vardır. Ama artık her şey değişiyor. Dürüst olmak gerekirse biz de kendi kaderimizi, kim olduğumuzu, ne yaptığımızı, neden yaptığımızı ve bir ajansın fotoğrafçılar için neler yapabileceğini belirlemekte güçlük çekiyoruz. Yani biz de yeniden yapılanma ve odağımızı değiştirme süreci içerisindeyiz.

Çok tekniğe girmek istemiyorum ama makina çantanda neler taşıdığını bize anlatabilir misin? Sahaya giderken yanında ne taşıyorsun?
Ben iki tane orijinal Canon 5D gövdesi taşırım. Gövde tercihim bu- bu gövdeleri çok seviyorum, kaya gibiler. Lens olarak da bir 24 mm bir de 35 mm sabit lenslerim var. Ek olarak, ara sıra kullandığım bir 24-70 mm ve bir de Fuji X’im var-adını bile tam olarak bilmiyorum- çok nadir kullanırım, X-Pro1,  bu kadar… İki makinam var. Sabah çıkmadan o gün için sadece birisini alırım yanıma. Sadece bir makina ile dolaşırım. Biraz tembelim o konuda. Çok fazla şey taşımak istemiyorum. Büyük bir kaç tane hafıza kartım var, -8GB- cebime onları atıyorum, yanıma ekstra bir pil alıyorum ve o gün için yetiyor.

Çok hafif seyahat ediyorsun. Bu fotoğrafa yaklaşımınla ilişkili mi?
Evet. Bütün DSLR makinalar siyah ve büyüktür, üstüne bir de lens var. 24 mm ya da 300 mm taşıyor ol, hiç fark etmez. Her türlü göze batarsın. Profesyonel bir makina yüzünün ortasına koyduğunda her turlu kocaman görünür. Bu yüzden 5D’yi seviyorum. Daha küçük ve rahatsız edici değil.”

Son projenden biraz bahseder misin?
“Adı War Sand (Savaş Kumu). Normandiya D-Day işgallerinin plajlarına bakmak icin misroskobik fotoğraf tekniğini ve manzara fotoğrafçılığını kullanıyorum. Bir süredir plajlardan örnekler topluyorum. Queen’s Üniversitesi’nden bir profesörle, Kevin Robie ile çalışıyorum. Çıplak gözle baktığınızda sadece kum tanesiymiş gibi görünüyor. Bir süredir, bu beş plajdan yüzlerce örnek alıp üniversiteye getiriyorum. Daha sonra özel bir mikroskop kullanarak bu örneklerdeki bütün İkinci Dünya Savaşı kalıntılarını ayıklıyorum. Buna mikro-arkeoloji deniyor. Projenin büyük çoğunluğunu çektik ama hala bir kaç defa daha gidip gelmem lazım. Ondan sonra bu projenin kitabı üzerinde çalışmaya başlamak istiyorum.”

Seni motive eden kişisel bir şeyler ya da İkinci Dünya Savaşı’nda çatışmış aile yakınların var mı?
Bir arkeoloji dergisinde, mikro-arkeoloji ile ilgili bir şeyler okudum. Arkeolojiyi genel olarak severim ve mikro-arkeolojiyi büyüleyici buldum. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı ile de ilgiliyim. Her zaman da ilgimi çekmiştir. 1943’te geçen İngiliz komandolarla ilgili bir hikaye okumuştum. Dalgıçlar kum ve toprak örneği alıp bunları gizlice İngiltere’ye yollamak ve işgalin baskısına dayanıp dayanmayacağını test ettirmek için bu plajlara yüzüyorlardı. 20 yıl öncesinden hatırladım bu öyküyü. Sonra düşündüm. sanırım ben buradaki 10. komando oluyorum, Normandiya’ya gidip modern kum örneklerini almam gerekti.

Gelecek yılki dünyanın en iyi 12 genç fotomuhabirini bir araya getiren Joop Swart Masterclass’ı için aday tayin edecek isimlerden birisisin. Nelere dikkat edeceksin?
Burada fikir ümit vaad eden fotoğrafçıları bulmak. Joop Swart’ın olayı, kariyerinde hali hazırda bir şeyler başarmış, daha da ilerleme potansiyeli olan kişileri bulmak. Başka bir deyişle potansiyeli takdir ediyoruz. Benim için önemli olan, dünyanın en iyi fotoğrafçısı olmasa dahi, yenilikçi bir hikaye anlatım tekniği olmalı ya da farklı bir bakış açısı olup fotoğrafını geliştirmeye ihtiyaç duyan birisi olmalı -mükemmel tekniği olup da herkesin yaptığı şeyi yapan bir fotoğrafçı yerine. Ben bunu hiç ilginç bulmuyorum.

Donald Weber’in Web Sitesi

Donald Weber’in Interrogations Kitabı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>