Mehmet Demirci

Mehmet Demirci uzun yıllar dünyanın çeşitli bölgelerinde foto muhabiri olarak bulundu. İstanbul ve New York merkezli olarak çalışıp pek çok savaş ve doğal afeti yerinde takip eden Demirci, ABD Başkanlık seçimleri, Guantanamo Üssü gibi akreditasyon alması zor olan yerlere de girebilen ender Türk foto muhabirlerinden. Son 1 yıldır Cumhurbaşkanlığı’nda Foto Film Şube Müdürü olarak görev yapan Demirci ile Amerika’da foto muhabirliği, Cumhurbaşkanı ile Ankara’da çalışmak ve foto muhabiri olarak daha önce tanıklık ettikleri üzerine bir röportaj yaptık.

Fotoğrafaltı için mouse ile fotoğrafın üzerine gelin, bir sonraki fotoğrafa geçmek için fotoğrafa tıklayın

“Cumhurbaşkanımız fotoğraftan iyi anlıyor. Zaman zaman ‘Şu fotoğrafı daha geniş açılı bir lensle çekseydiniz daha iyi bir fotoğraf çıkardı’, ‘Bu akşam gün batımı iyiydi, fotoğraf çektiniz mi’ diye yorumları bile oluyor.”

“Foto muhabirlerinin video, ses ve sunum teknikleri konusunda kendilerini yetiştirmesi gerekiyor. İşini anlatacak düzeyde bu alanalara hakim olması lazım.”

“Amerika’da pizza bile dağıttım. Benim için her günü öğrenme ile geçen sıradışı bir beş yıl oldu. ABD Başkanlık Seçimi, Guantanamo Üssü’ne girmek gibi birçok önemli olaya tanıklık etme fırsatı da yakaladım.”

Röportaj : Tolga Adanalı Türkiye’de uzun yıllar foto muhabiri olarak çalıştın. Mesleğinde de iyi bir noktaya gelmişken herşeyi bırakıp Amerika’ya gittin. Bu süreci bize anlatır mısın ? Zor oldu mu herşeyi bırakıp gitmek ? Gerçekten zor oldu. Yaşamın kendisinin risk olduğuna inanan biriyim. 2005’te Pakistan’da yaşanan depremi takip etmiştim. Keşmir’de sıkıntı içinde geçen bir ayın ardından ülkeme ve çalıştığım coğrafyaya tamamen veda etme kararı aldım. İçim sıkılıyordu. Sürekli çatışma bölgelerine gidiyordum ve işin garibi; Irak, Afganistan, Sudan, Filistin gibi kaosla anılan bu bölgelere gitmeye her daim gönüllüydüm. Heralde belamı arıyordum.

Mehmet Demirci

Gitmemdeki en büyük neden; biraz bu kapana kısılmışlık duygusuydu. Birbirine benzer şeyler üretiyor, sürekli kendimi tekrar ediyordum. Halbuki birçok gazetecinin gitmek için can attığı işler, beni sevdiğim işten uzaklaştırmıştı. İşte bu duygu yüzünde eşimle birlikte ABD’ye gitmeye karar verdik. İyi de oldu. Sıkıntılıydı, çünkü gazeteciyken birden bire pizza dağıtan biri olmuştum. Şaka değil! Evet, ABD’ye gittiğim ilk 6 ay pizza dağıttım. Yaşamımızı idame ettirebilmek için birşeyler yapmam gerekiyordu ve pizza dağıtmak en kolay olanıydı. İşin güzel tarafı Amerikalıları bu sayede tanıdım. Benim gibi pizza dağıtan bir sürü doktora öğrencisi vardı. İş yeri sahibi siyasal bilgiler okumuş biriydi. Pizza dağtımanın dışında; genellikle dünyayı kurtarıyorduk. Pizza dağıtırken bilmediğim bu çoğrafyaya dair birçok şey öğrendim. Şansım yaver gitti, kısa bir süre sonra New York’tan yeni bir iş teklifi alarak mesleğime geri döndüm. Benim için her günü öğrenme ile geçen sıradışı bir beş yıl oldu. Birçok önemli olaya tanıklık etme fırsatı yakaladım. Amerika’da ne gibi tecrübeler edindin ? ABD’de edindiğin tecrübe mesleğe bakış açında ne gibi farklılıklar yarattı ? Amerika medyanın merkezi. Bu fırsatı elden geldiğince değerlendirmeye çalıştım. Mesela 2008’deki başkanlık seçim kampanyası takip etmek başlı başına önemli bir tecrübeydi. Başkan Obama ve rakibi Hillary Clinton’ın seçim kampanyalarını takip ettim. Birçok gazetecinin gitmek için can attığı Guantanoma cezaevine giden az sayıdaki gazeteciden oldum. Tabi iş akışı içinde birçok eğitim seminerine katılmayada gayret gösterdim. New York Basın Birliği’nin seçtiği 10 yabancı gazeteciden biri olarak 10 ay Amerikan eğitim sistemi üzerine çalıştım, VII Fotoğraf Ajansı’nda Multimedya gazeteciliği üzerine seminerlere katıldım, New York Times gazetesinin düzenlediği seminerlere katılarak onların bu işi nasıl yaptığını gördüm ve International Journalists’ Programmes’e seçilen 5 gazeteciden biri olarak 3 ay Berlin’de yaşama şansı elde edip; dünyanın en saygın basın yayın organlarından Die TAZ’da çalışma imkanı buldum. Tabi birçok sıradışı gazeteci ile tanışıp arkadaşlık yaptım. Chirstopher Morris, Ed Kashi, Eric Draper bunlardan sadece bir kaçı. Edindiğim tecrübelerden bana kalan en büyük ders ise; habere çok yüzeysel yaklaştığımız gerçeğiydi. Hiç bir haber için detaylı bir çalışma yapmıyoruz, hep tez canlıyız ve hep başkalarının gündemini takip ediyoruz. Herşey çok gündelik ve eksik. Fotoğraf açısından da bu böyle; herşey bir kare fotoğraf üzerinden dönüyor ve bir gün içinde bitiyor. Türkiye’de foto muhabirliğini nasıl buluyorsun ? Avrupa ve Amerika ile ne gibi farkılılar görüyorsun ? Son 5 yıl içinde yeni şeyler yapılmaya başlandı. Birçok butik ajans ile birlikte foto muhabirler birçok özel proje üretmeye başladı. Bölgemizde yaşanan hareketlilik birçok önemli foto muhabirinin ilgisini de Türkiye’ye çekti. Sektördeki önemli birçok ismin Türkiye’ye sayısız defa gelerek fotoğraf seminerleri verdiğini biliyorum. Her geçen gün iyiye giden bir durum olduğunu düşünüyorum. Tabi buradaki kastım ekonomik açıdan bir ilerleme değil. İş kalitesi her geçen gün artıyor ama foto muhabirleri hala kazandıklarının büyük bir çoğunluğunu ekipman almak için harcıyor. Üretilen işler internet sayesinden eskisinden daha fazla farklı yayın organlarında yer buluyor. Avrupa ve Amerika’da kriz nedeniyle bir daralma var fakat iyi iş üretiyorsanız her halükarda yayınlayacak bir mecra bulmak mümkün diye düşünüyorum. Foto muhabirliğinde sence ileride bizi ne gibi değişiklikler bekliyor ? Tek karelik iyi fotoğraf üretim dönemi bitti. Fotoğraf ve fotoğraf makinaları hayatımızın her alanına biz istemesek dahi girdi. İyi fotoğraf üretmek için iyi bir alt yapıya sahip olmak şart. İyi bir foto muhabirinin dünyayı bilmesinin yanında söyleyecek bir sözünüzün de olması gerekiyor. Foto muhabirleriyle sıradan fotoğrafçıları ayıran şeyin de bu olduğuna inanıyorum. Teknolojik değişim her fotoğrafcıyı ister istemez etkiliyor. Cep telefonları bile profesyonel makinaların sağladığını imkanı sunuyor ama iyi fotoğrafı makineler değil insan çekiyor. Foto muhabirlerinin video, ses ve sunum teknikleri konusunda kendilerini yetiştirmesi gerekiyor. Burada kastettiğim bir kameraman kadar videodan ya da bir ses uzmanı kadar kadar sesten anlaması değil. İşini anlatacak düzeyde bu alanlara hakim olması. Belki farketmiyoruz ama görsel okuma her geçen gün artıyor. Yılların bol yazılı, az fotoğraflı Wall Street Journal gazetesi bile daha az yazı daha çok görsel malzeme kullanmaya başladı. Bugünlerde bizim yayın organlarımızda yeni başlamış olsa da Amerika’da bir çok gazete web sayfası üzerinden video haber, podcast üretiyor. New York Times gazetesinin yıllardır sesli sunumlar için bir radyo servisi bile var. Bunları gözönüne alarak hareket etmek gerekiyor. Yaklaşık bir yıl önce Cumhurbaşkanlığı Foto Film Şube Müdürü olarak göreve başladın. Buradaki görevine adapte olmakta zorlandın mı ? Yine fotoğraf çekiyorsun ama şimdi bir gazeteci değilsin, Cumhurbaşkanı’nın özel fotoğrafçısısın ve burada müdür olarak ayrıca bir sorumluluğun da bulunuyor. Benim için gerçekten sıradışı bir tecrübe oluyor. Tabi adapte olmak zordu fakat şansılı olduğum taraf, Cumhurbaşkanımızın fotoğrafı sevmesi ve iyi bir fotoğrafçı olması. Bu bir anlamda bizi biraz zorlasa da işimizi daha da ciddiye almamızı sağlıyor. Cumhurbaşkanımız ışığı biliyor, iyi fotoğraftan anlıyor. Fotoğraf ve video servisimiz çok kaliteli arkadaşlardan oluşuyor bu yüzden işin idarecilik kısmı benim için daha kolay diyebilirim. Mehmet Demirci’nin Haiti Depremi’nde çektiği fotoğraflardan bazıları

no images were found

Amerika’da seninle beraber pek çok kez Başkan Obama’yı izleme imkanımız da oldu. Oradaki çalışma koşullarını yakından gördük. Şimdi sen burada Türkiye’nin Cumhurbaşkanı ile çalışıyorsun. Her iki tarafı da tanıma şansına eriştin. ABD Başkanı’nı takip ile Türk Cumhurbaşkanı’nı takip arasında ne gibi farklılıklar var ? Iki liderin de birbirine çok benzer bir anlayışla takip edildiğini rahatlıkla söylebilirim. Kısa bir süre önce Çankaya Köşkü’nde, Başkan Bush’u 8 yıl takip boyunca adım adım takip eden Beyaz Saray Baş Fotoğrafcısı Eric Draper’ı konuk etmiştik. Çalışma şartlarımıza şahit olması bir yana; biz de Beyaz Saray’daki çalışma uslünbuna dair aklımızdaki herşeyi sormuştuk, bu görüşmeden çıkan izlenimim doğrultusunda bu kanaate vardığımı söyeyebilirim. İki liderin fotoğrafik açıdan en büyül farklılığı içinde bulundukları kültürel çevreler diyebilirim. Bizim insanımız cumhurbaşkanımızı gördüğünde sarılmak istiyor, Amerikalılar ise sadece el sıkışarak bu durumu geçiştiriyor diyebilirim. Ankara’da göreve başlayalı yaklaşık 1 yıl oldu. Köşke, çalışma prensipleri açısından farklılıklar getirdiğine inanıyor musun ? Köşk’te zaten kaliteli işler üretiliyordu. Kendi adıma arkadaşlara katkım, rutin dışında bişeyler üretme noktasında destek olmak oldu. Mesala “Günün Fotoğrafı” uygulamasını başlattık ve Cumhurbaşkanımız da bunu teşvik etti. Klasik protokol fotoğraflarının ötesinde daha önce görülmemiş, daha sıcak fotoğraflar üretmek için çalışıyoruz. Bir de elden geldiğince daha temiz, karmaşanın olmadığı farklı açılardan fotoğrafların üretilmesi için daha fazla gayret göstermeye başladık. İyi bir Cumhurbaşkanı fotoğrafı sence nedir ? Bununla ilgili ”şu fotoğraf güzel” diyebileceğin örnek var mı ? Bu sorunun net bir cevabı yok gibi geliyor. Çektiğiniz Cumhurbaşkanına göre değişebilir diye düşünüyorum. Benim için Cumhurbaşkanımızın en iyi fotoğrafları güldüğü fotoğraflar. Çünkü yüzüne yakışan müthiş bir gülümsemesi var. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün fotoğrafa yaklaşımı nasıl ? Bize bu konuda verebileceğin örnek var mı ? Cumhurbaşkanımız gerçek anlamda bir fotoğraf tutkunu. Daha önce söylediğim gibi iyi fotoğrafın ne olduğunu çok iyi biliyor. Mesela okuyucularınza garip gelebilir ama Twitter’da kullanacağı fotoğrafları kendisi seçiyor. Kimi seyahetlerde, ”Bu akşam çok müthiş bir gün batımı vardı fotoğrafladınız mı ?” ya da ”Şu fotoğrafı daha geniş açılı bir lensle çekseydiniz daha iyi bir fotoğraf çıkardı” dediğine bire bir şahit oldum. Mehmet Demirci’nin Guantanamo Üssü’nde yaptığı foto röportajdan seçmeler :

no images were found

Mehmet Demirci Hakkında 1978 yılında Adana’da doğdu. 2000 yılında Eğe Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Gazeteciliğe aktif olarak Sabah gazetesinde polis-adliye muhabiri olarak başladı. Sabah gazetesinin ardından haftalık haber dergisi Aksiyon’a iki yıl boyunca dışarıdan haber dosyaları ve fotoröportajlar hazırladı. Serbest gazeteci olarak çalıştığı bu dönemde; Aksiyon dergisi dışında birçok basın- yayın organı (Tempo, Atlas, Voyager, Gezi) için de haber dosyaları üretti. 2002 yılında Zaman Gazetesi Fotoğraf servisinde gelen teklifi değerlendirerek Zaman bünyesinde çalışmaya başladı. 2002-2006 yılları arasında çoğunluğu kriz bölgeleri olmak üzere;birçok tarihi olayı belgeledi. Irak savaşı, İsrail- Filistin çatışması, Sudan’daki iç savaş, Pakistan depremi bu süre zarfında Demirci’nin takip ettiği olaylardan sadece birkaçı. 2006 yılında mesleki kariyerine ABD’de devam etme kararı alan Mehmet Demirci New York’a yerleşerek; birçok farklı gazete için haber dosyaları hazırladı. 2007’de California merkezli fotoğraf ajansı Zuma Press için kontratlı olarak çalıştı. Amerika’da bulunduğu dönem içinde Barack Obama’yı başkanlığa götüren ABD başkanlık seçimlerini takip etti. Seçim süresince adaylarla birlikte farklı eyaletlere seyahat etti. Guantanamo hapisanesine giden çok az sayıdaki gazeteciden olan Demirci, Haiti’yi yerle bir eden depremi de yerinde takip eden az sayıdaki Türkiyeli gazeteci arasında yer aldı. Mehmet Demirci, 2010 yılında New York Basın Birliği tarafından, Amerikan eğitim sistemi üzerine 10 aylık gazetecilik programına seçilen 12 yabancı gazeteciden biri oldu. 2011 yılında ise Uluslararası Gazetecilik Değişim Program kapsamında Almanya’nın en prestijli gazetelerinden Die Tageszeitung için çalışan Mehmet Demirci, bir yıldır Cumhurbaşkanlığı Foto Film Şube Müdürü olarak görev yapıyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>