Dijital fotoğraf döneminde ahlak

Çeviri: Umur Koçak Semiz —     

Konuya girmeden önce iki konuya açıklık getirmek istiyorum:

1. Amacım, yanıtlar vermek değil. Amacım, okura fotoğrafları işlemek amacıyla bilgisayar kullanırken ortaya çıkabilecek ahlaki konuları tartışabilmesi için gerekli sözcük dağarcığını sağlamak. Ayrıca, ahlaki bir doğası olan kararlar alırken yardımcı olabileceğine inandığım ilkeleri ortaya koymak istiyorum. Herkesin benimle aynı fikirde olmasını beklemiyorum. Sadece okurun bu konular hakkında düşünmesini ve mantıklı bir biçimde kendi sonuçlarını çıkarmasını istiyorum.

2. Bilgisayarlar ile dijital fotoğrafçılığın ortaya çıkışı, yeni bir ahlaki standartlar bütününün ortaya konmasını gerektirmez. Yepyeni bir şeyle uğraşmıyoruz. Sadece görüntüleri işlemenin yeni bir yöntemini bulduk ve bilgisayarların kullanılmasında kılavuzluk edecek ilkeler, geleneksel fotoğrafçılıkta bize yol gösteren ilkeler ile aynı olmalı. Bu gerçek, bilgisayarla ilgili ahlaki ilkeler ile uğraşırken herşeye yeniden başlamaktansa daha az yıldırıcı görünüyor.

Foto muhabirleri olarak karşılaştığımız temel sorunlardan biri, halkın bize olan inancını kaybettiği gerçeğidir. Okurlarımız ve izleyicilerimiz artık gördükleri her şeye inanmıyor. Bütün görüntüler sorgulanıyor çünkü bilgisayarlar, görüntülerin işlenebildiğini ve değiştirilebildiğini kanıtladı. Filmler, reklamlar, TV programları ve magazinlerde, bilgisayarlar tarafından yaratılmış ya da değiştirilmiş görüntülere maruz kalıyoruz. William J. Mitchell’ın ”The Reconfigured Eye, Visual Truth in the Post-Photographic Era (Yeniden Düzenlenmiş Göz, Fotoğrafik Dönem Sonrası Görsel Gerçek)” adlı kitabında işaret ettiği gibi, bir fotoğrafın doğasını nasıl belirleyeceğimiz üzerine bir paradigma yaşıyoruz. Fotoğraf, artık sabit bir görüntü değil; fotoğraf, hareket ettirilebilen en küçük unsurların karışımı ve bu, bir fotoğrafın ne olduğunu nasıl anlayacağımızı değiştiriyor. Belgesel foto muhabirliği, gerçek fotoğraftan geriye kalan son iz.

Gazetecilerin halka sunabileceği tek bir şey vardır ve bu da güvenilirliktir.

Bu, okurun hatırlamasını istediğim ilk ve en önemli sözcük. Güvenilirlik olmadan, bir hiçiz. Çünkü halkın güveni olmadan bir meslek olarak varolamayız.

‘Güvenilirliğimiz, saygın bir haber kuruluşunun halka yalan söylerken yakalandığı her bir durumda biraz daha zarar görür. Bunun en açık ve büyük bir kesim tarafından kabul edilmiş örneklerinden biri, TIME Dergisi’nin O. J. Simpson’un fotoğrafında yaptığı bilgisayar tonlamasıdır. TIME, Simpson’un tutuklandığı sırada çekilen fotoğrafını alıp kapağında kullanmadan önce değiştirdi. Eğer NEWSWEEK Dergisi, aynı fotoğrafı hiçbir değişiklik yapmadan kapağında kullanmasaydı, TIME yakalanmayacaktı. Her iki kapak, dükkanların raflarında yan yana sergilenince, halk bir şeylerin yanlış olduğunu gördü.

Time ve Newsweek’in kapağında kullandığı OJ Simpson fotoğrafları

TIME ele geçirdiği fotoğrafı saat beş gölgesi ve daha kötü bir görünüş yaratarak karartmıştı. Fotoğrafın üst kısmını karartmış ve polisin verdiği numaraları küçültmüştü. Simpson’un suçlu olduğuna karar vermiş ve Simpson’u suçlu göstermişlerdi. (Burada iki konu var: Birincisi, fotoğraf ahlakı konusu, ikincisi ise, siyah suçludur kararı alan TIME Dergisi’nin ırkçı duyarsızlığı. Zenci topluluğu, hikaye yayınlandığında ikinci konuyu zaten dile getirdi. Bu başka bir makalenin konusu olarak irdelenmeli. Benim burada asıl ilgilendiğim fotoğraf ahlakı konusudur.)

Bir sonraki hafta yayınlanan başmakalede, TIME Dergisi’nin baş editörü şöyle yazdı, ”polis fotoğrafının sertliği, amansız parlak ışık, Simpson’un yüzündeki birkaç günlük sakal ve resmin soğuk görünüşü hafifçe düzeltildi ve Simpson, trajik bir ikon haline getirildi.” Bir başka deyişle, fotoğrafı olduğu şeyden (bir belge) olmasını istedikleri şey haline getirdiler. TIME haberi vermek yerine bir editör açıklaması yayınladı. Gerçeğe benzeyen bir fotoğraf sundular, ancak bunun gerçek olmadığı ortaya çıktı. Halk kendini kandırılmış hissetti ki bu tamamen doğruydu. Böylesi bir davranışla TIME, hem kendi güvenilirliğine hem de bütün gazetecilerin güvenilirliğine zarar verdi.’

‘Ahlak üzerine rasyonel ve mantıklı bir tartışma yapmak için, ahlak ile beğeni arasındaki farkın ortaya çıkarılması gerekir. Ahlak, hile ya da yalan konularına değinir. Beğeni ise kahvaltımızı yaparken okuduğumuz gazetelerde görmek istemediğimiz kan, cinsellik, şiddet ve yaşamın diğer yönleri ile ilgili konulara değinir. Herkes, beğeni-ahlak konusunu bu şekilde ele almaz, ancak ben bunun yararlı olduğunu düşünüyorum. Beğeni konuları, birkaç kişinin aboneliklerini iptal ettirmesine ve editöre mektup göndermesine yol açabilir, ancak bunlar birkaç gün içinde uçup gider. Ahlak ihlalleri, güvenilirliğe zarar verebilir ve etkileri yıllar sürebilir. Bir kez sarsıldığında, güvenilirliğinizi tekrar elde etmeniz olanaksızdır.’

Mogadishu sokaklarında sürüklenen ABD askerinin fotoğrafı

‘Mogadişu sokaklarında sürüklenen ölü Amerikan askerinin fotoğrafı, ahlak konusu yerine beğeni konusunu gündeme getirdi. Bu fotoğraf, o gün Somali’de neler olduğunu gösteren adil ve hakiki bir fotoğraftır (‘doğru’ kelimesini kullanmaya çekiniyorum. Doğru, içi doldurulmuş bir kavramdır ve kişisel yoruma açıktır. Bir kişi için doğru olan diğeri için doğru olmayabilir. Bu nedenle adil ve hakiki sözcüklerini kullanmayı tercih ettim. Bu sözcükler, daha kesindir).

Eğer ahlaki olarak hakiki ancak beğeni açısından kesinlikle şüpheli olan (kimse gazetede ölü Amerikalı askerler görmek istemez) bu fotoğrafı kullanacaksak, geçerli bir nedenimizin olması gerekir. Yukarıda ahlaki bir doğası olan kararlar alırken yardımcı olacağına inandığım ilkeleri ortaya koymak istediğimi söylemiştim: Eğer kamuoyunun toplum için bilgiye dayalı seçimler yapmak amacıyla söz konusu fotoğrafın verdiği bilgiye gereksinimi varsa, bu fotoğrafı kullanmamız gerekir. Adil ve hakiki bilgi olmadan toplumumuz için bilgiye dayalı seçimler yapamayız. Özgün bir toplum, adil ve doğru bilgi alma hakkı üzerine kurulabilir. Bu, anayasamızın ilk maddesinde belirtilmiştir. Bizi bir toplum olarak etkileyen kararlar almak için kentlerimizde, ülkemizde ve dünyamızda neler olup bittiğini bilmek zorundayız. Anayasa’nın ilk maddesi, basına değil, Amerikan halkına aittir. Bu ilke, sorumlu vatandaşlar olmak için adil ve doğru bilgi edinme hakkımızı garanti altına alır.

Somali’de bulunmamızın haklılığına dair bilgiye dayanan bir seçim yapabilmek için Amerikan askerinin sokaklarda sürüklenen cesedini görmemiz gerekiyordu. Kelimeler, gerçekleri dile getirir, ancak fotoğraflar bizi can evimizden vurur. Fotoğraflar, kelimelerin yapabileceğinden daha iyi bir biçimde gerçek anlamı, olan bitenin derin ve duygusal etkisini verir. Sonuçta toplum olarak Somali’yi terketmemiz gerektiğine karar verdik.

Askerin ailesi için son derece üzgünüm, ancak kimi zaman çoğunluğun gereksinimleri, azınlığın ya da bazen bir kişinin gereksinimlerinden önce gelir. Ülkemizde özel yaşam korunma altına alınmıştır (bu konuda genellikle Altıncı Madde’den alıntı yapılır), ancak hep birlikte yaşamak ve ortaklaşa hareket etmek zorundayız. Bu gereksinim, Birinci Madde’de şöyle açıklanır: ”Kongre, bir dinin kurulması ya da bu dinin gereklerinin özgürce yerine getirilmesini yasaklamak veya basının konuşma özgürlüğünü kısıtlamak veya insanların barışçıl yollarla toplanıp hükümete şikayetlerinin giderilmesi için dilekçe verme hakkını kısıtlamak için yasa çıkaramaz.”

”Fotoğrafçının kişisel ahlakı söz konusu olduğunda dürüst fotoğrafların ahlaki bir boyutu olabilir. Fotoğrafçı, fotoğraf çekme sürecinde bazı ahlaki standartları ihlal etmiş midir? Örneğin Sudan’da açlıktan ölen küçük kız çocuğunun ünlü fotoğrafını ele alalım. Çocuğun arkasında bir akbaba görürüz. Bu fotoğrafı, Kevin Carter çekti ve fotoğraf, Pulitzer ödülüne layık görüldü (bu fotoğraf, yardım örgütlerine büyük miktarda maddi kaynak sağladı.) Küçük kıza yardım etmediği için eleştirilen Carter, bu eleştirilere çocuğa yardım edecek görevlilerin orada olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Pulitzer’ini aldıktan sonra Kevin Carter, Afrika’ya döndü ve intihar etti. Yaşamında bir sürü sorunu vardı, ancak bu olayların zamanlamasını göz önüne alınca o çocuğun fotoğrafı ile Carter’ın intiharı arasında bir ilişki olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.

Kevin Carter’ın Pulitzer alan fotoğrafı

Bu, bütün gazetecilerin kariyerlerinde bir biçimde karşılarına çıkacak türde bir seçim. Bu, Carter’ın başına gelen gibi sıradışı bir durum olmayabilir, ama hepimiz bir biçimde yardım etmek ya da fotoğraf çekmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalabiliriz. Kimi zaman, bir yangını ya da trafik kazasını izlerken, elimizdeki kamerayı bir yana bırakıp yardıma çağrılabiliriz. Bu konular hakkında şimdiden düşünmek olumlu bir bir şey, çünkü bir şekilde böyle bir durum başımıza geldiğinde çabucak bir seçim yapmamız gerekecek.

Şimdi size benim işime yarayan bir ilkeden bahsedeceğim. Bu, hiç de popüler bir ilke değil ve birçok gazeteci benimle aynı fikri paylaşmıyor. Yine de bu ilke sayesinde geceleri uyuyabiliyorum. Eğer yardım edebileceğiniz bir durum söz konusuysa, ahlaki olarak yardım etmekle yükümlüsünüz. Fikrimi desteklemenizi beklemiyorum. Sadece bu konuda düşünmenizi ve kendinizi böyle bir duruma hazırlamanızı istiyorum. Hangi durumda kameranızı bir yana bırakıp yardıma koşarsınız? Hangi durumda insanlığınız, gazeteciliğinizin önüne geçer?”

”Şimdi bu raporun ana temasına dönmenin tam zamanı: görüntüleri işlemede bilgisayar kullanımı ile ilgili ahlaki ilkeler.

‘Weekly World News’i beğenirim. Dergi, ahlak ile ilgili tartışmalar hakkında sürekli kaynak sağlar. Derginin ünlü kapaklarından birinde bir uzaylı Başkan Clinton ile el sıkışıyordu. Bu, böylesi bir durumun fotoğrafını çekmeyi başarabilmiş bir fotoğrafçının kariyerinde dönüm noktası olacak harika bir fotoğraftır.

Bu fotoğrafa gülebiliriz. Aslında ‘Weekly World News’ gazetesinin bu tür dijital olarak yaratılmış fotoğraflar kullanması ile ilgili hiçbir sorunum yok. Çünkü bu fotoğraflar belirli bir bağlam içinde kullanılıyor. Sözcük dağarcığınıza katmak istediğim ikinci kelime: BAĞLAM. Fotoğrafın kullanıldığı yer, büyük bir fark yaratıyor. Eğer aynı fotoğraf New York Times’ın ilk sayfasında kullanılsaydı, New York Times gazetesinin güvenilirliğine zarar verecekti. Oysa bu fotoğraf, ‘Weekly World News’in güvenilirliğini sarsamaz çünkü bu derginin zaten güvenilirliği yok (öyle görünüyor ki Weekly World News ve New York Times’ın ikisine de gazete diyebilmek için bir dizi yeni terim üretmemiz gerekiyor.)

Teksas Valisi Ann Richards, Harley Davidson ile

Saygın yayınlarda fotoğrafların dijital olarak değiştirildiğini öğrendiğimizde bağlam, bir sorun haline gelir. Örneğin, Texas Monthly bir keresinde kapağında dönemin valisi Ann Richards’ın Harley-Davidson motosikleti üzerinde bir fotoğrafını yayımlamıştı. Fotoğrafta Ann Richards’a ait tek kısmın başı olduğu anlaşıldı. Motosiklet üzerindeki vücut, bir modele aitti ve valinin başı, elektronik metotlarla modelin vücudunun üzerine kondurulmuştu.

Editörler, derginin arka sayfalarından birinde oldukça küçük harflerle ne yaptıklarını açıkladıklarını ve bu açıklamanın kendilerini temize çıkardığını iddia ettiler. Notta şunlar yazılıydı:

Kapak:

Fotoğraf: Jim Myers

Stil: Karen Eubank

Takılar: Rancho Loco, Dallas

Botlar : Boot Town, Dallas

Motosiklet ve deri ceket: Harley-Davidson, Dallas

Deri pantalon: Patricia Wolfe

Arşiv fotoğraf (baş çekim): Kevin Vandivier / Texastock

Öncelikle, bu yazı, çok az insanın baktığı bir sayfanın altında ve 40 yaş üstü çok az sayıda insanın okuyabileceği bir yazı stili ile yayımlanmıştı ve sözcükler öylesine seçilmişti ki sanki yazının anlaşılmaması isteniyordu.

İkinci olarak, hiçbir manşet görsel bir yalanı affettiremez. Haberin bağlamı içinde eğer bir fotoğraf gerçek gibi görünüyorsa, gerçek olması daha iyidir. Bu fotoğraf, gerçeğe benziyor, ancak sahte. Gelecek kuşaklar için ardımızda bir gerçek fotoğraflar kolleksiyonu bırakmakla yükümlüyüz. Ann Richards’ın bu fotoğrafı, kamunun ilgi alanına girmiştir ve Richards’ın yeniden seçilme girişimi başarısız olduğunda AP, müşterilerine fotoğrafı hemen iletti. AP fotoğrafın gerçek olmadığını öğrendiğinde özür dilemek zorunda kaldı.

 

Yazılı Yalanlar

Janet Cooke, Washington Post’ta çalışan bir muhabirdi ve Jimmy adlı sekiz yaşında bir eroin bağımlısıyla ilgili haberi ile 1981 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Ancak hikayeyi uydurduğu ortaya çıkınca ödülü elinden alındı ve işini kaybetti. Washington Post’un haberin sonuna italikle yazılmış şöyle bir tekzip koyduğunu düşünebiliyor musunuz?: ”böyle bir çocuğun varolmadığını, ancak bu tür şeylerin olduğunu biliyoruz. Haberi kişiselleştirmek amacıyla böyle bir çocuk yarattık. Jimmy aslında varolmasa bile, yazdığımız herşeye inanabilirsiniz.” Washington Post, medya sanayisinde gülme konusu olacaktı, ancak bu aslında TexasMonthly’nin görsel yalanlarla dolu manşetlerinden başka bir şey değildir. Yazılı metinlere gösterdiğiniz saygının aynısını görsel imgelere de göstermek zorundasınız. Sözcükleri kullanarak yalan söylemiyorsanız, fotoğraflarla da yalan söylememelisiniz.

”Önceki dijital konferanslardan birinde, Cumhuriyetçi Don Doll, bir fotoğrafta elektronik olarak yapılabilecek değişimlerin dereceleri olduğuna işaret etti. Fotoğrafın sadece görünümü ile ilgili teknik değişiklikler vardır. Küresel renk düzeltmesi ve kontrast kontrolü gibi değişiklikler, fotoğrafı daha okunabilir kılmak için yapılabilir. Bunlar, fotoğraf gramerinin birer parçası tıpkı bir öyküyü okumamızı olası kılan dildeki gramer gibi (cümle yapısı, büyük harfler ve paragraflar). Fotoğrafçılıkta da bir fotoğrafı okumamıza olanak tanıyan bir gramer vardır. Bu değişikliklerin ahlaki ilkelerle ilgili yoktur. Bunlar, basitçe teknik değişikliklerdir.

Bağlamdaki değişiklikler ise, ikincil ya da temel olarak yapılabilir (bu, Aristoteles tarafından yapılan oldukça eski bir ayrımdır). Temel değişiklikler, fotoğrafın anlamını değiştirirken, ikincil değişiklikler, yararsız ayrıntıları değiştirir ve fotoğrafın gerçek anlamına dokunmaz. Bazı değişiklikler, açıkça diğerlerinden daha önemlidir. İkincil değişiklikler, temel değişiklikler kadar önemli değildir. Yine de her ikisi de değişikliktir.

Eğer bir gelin ile damadın fotoğrafından damadı çıkarırsanız, bu temel bir değişiklik olur, çünkü bu değişiklik fotoğrafın anlamını değiştirir. (Aslında, boşanma durumunda size bu hizmeti sunan şirketler var. Sanırım, bu işlemin sonunda düğün albümü gelinin giyinip kendisiyle evlendiği bir töreni andırıyor.)

Sağdaki fotoğrafta orijinalindeki teller kaldırılmış

Şimdi, bir geçit törenindeki bayanların iki fotoğrafına dikkat edin. Soldaki fotoğrafta bayanların arkasında teller görüyoruz. Oysa, sağdaki fotoğrafta bu teller kaldırılmış. PhotoShop’ta kopyalama aleti ile bu tellerin kaldırılması sadece birkaç saniye sürer. Tellerin kaldırılması ikincil bir değişikliktir ve anlamsız bir ayrıntı kaldırılmıştır. Eğer bayrağı, konfedere bir bayrağa dönüştürseydik yada bayanlardan birkaçını fotoğraftan çıkarsaydık, bu fotoğrafın anlamını değiştirecekti ve temel bir değişiklik olacaktı. Ama sadece bayanların arkasındaki telleri kaldırırsak ne olur? Kim zarar görür? Aslında hepimiz zarar görürüz, büyük ya da küçük, yalan yalandır.

Kamuoyunun bunun küçük ya da büyük bir yalan olduğuna önem verdiğini hiç sanmıyorum. Deklanjöre basılıp, o an bir fotoğraf karesine yansıtıldığında, o fotoğrafın içeriğini herhangi bir şekilde değiştirme hakkımız yoktur. Bir haber fotoğrafında yapacağımız herhangi bir değişiklik, o anın herhangi bir biçimde ihlal edilmesi yalandan başka bir şey olmayacaktır. Büyük ya da küçük, bütün yalanlar, güvenilirliğimizi sarsar.

Konuyu ele alırken bu kadar katı olmamın nedeni şu: Belgesel fotoğraf son derece güçlü bir şeydir ve gücü gerçek olmasına dayanır. Gerçek fotoğraf, bize tarihe açılan bir pencere verir; günümüzün ve geçmişin büyük olaylarına tanıklık etmemizi sağlar. Gerçek fotoğraf, gücünü fotoğrafçının fotoğrafın çerçevesinden gördüğünü yansıttığı gerçeğinden alır. Resmettiği ham gerçeklik ve olasılık, belgesel fotoğrafın canlanmasına neden olur. Robert Kennedy’nin California’daki otelde ölürken çekilen fotoğrafına bakın; David Douglas Duncan ya da diğer büyük savaş fotoğrafçılarının çalışmalarına bakın; Martin Luther King’in Memphis’teki bir otelin balkonunda şehit edilirken çekilmiş fotoğrafına bakın. Bu fotoğrafların gücü, bu olaylar olurken çekilip zamanın o anını yakaladıkları gerçeğinden, değiştirilmedikleri gerçeğinden gelir. Bu fotoğraflardan birinde herhangi bir ayrıntı değiştirmek, güçlerini azaltır ve onları kocaman bir yalana dönüştürür. Böyle bir değişikliğin ardından bu fotoğraflar, artık fotoğrafçının gördüğü ve resmettiği şey olmaz. Bir başkasının o sahnenin olmasını istediği şey haline dönüşür. O. J. Simpson’un TIME Dergisi’nin kapağındaki fotoğrafında olduğu gibi, anın bütünlüğü, başmakalenin görüşünün zorla kabul ettirilmesi uğruna yok edilir.”

National Geographic’in Mısır Piramitleri kapağı

”Geçen 20 yıl içinde dijital değişikliğin birçok örneğini bulabiliriz. Bunların en önemlilerinden biri, 1982 yılında National Geographic’in kapağını süsleyen ünlü piramitlerdir. National Geographic’in elinde Mısır’daki piramitlerin yatay bir fotoğrafı vardı, ancak bundan dikey bir kapak çıkarılmak isteniyordu. Fotoğrafı, bilgisayar ortamına aktardılar ve piramitleri sıkıştırdılar. Bu gerçek hayatta yapılması son derece güç, ancak bilgisayar ortamında ise son derece basit bir işti. Yaptıkları şeyi, ‘fotoğrafçının geçmişi yeniden şekillendirmesi’ diye betimlediler (çağımızın en büyük edebi sözlerinden biri). Fotoğrafçı, istedikleri fotoğrafı çekmemişti. Onlar da, görsel bir yalan yarattı. Güvenilirliklerini sarstılar. (Daha önce söylediğim gibi) beğeni konularının ömürleri son derece kısadır, oysa ahlaki konular sonsuza dek devam eder. İşte bu yüzden aradan 20 yıl geçmesine rağmen hala Geographic’in yaptığı hakkında konuşmaya devam ediyoruz.

‘Sports Illustrated’, UConn Ulusal Basketbol Şampiyonası döneminde Connecticut için özel bir baskı çıkardı. Fotoğraflardan birinde, yıldız oyunculardan biri olan Rick Moore’u diğer bir oyuncu Kevin Freeman ile birlikte gösterdiler. Aynı fotoğrafı, derginin normal sayılarının birinin kapağında da kullandılar, bu kez Kevin Freeman fotoğrafta yoktu. Sanırım, fotoğrafa itiraz etmişti ve bu nedenle çıkarılmıştı.

Sports Illustrated’ın kapağı

Burada değinmek istediğim nokta, eğer Sports Illustrated aynı fotoğrafı iki kere kullanmasaydı, yakalanmayacaktı. Bilgisayar, görülmesi imkansız değişiklikler yapmamıza olanak tanır. Sports Illustrated, TIME, NEWSWEEK ya da diğer bir sürü gazete ve dergi kimbilir kaç kez fotoğrafları değiştirdi ve okuyan halk olarak biz, bunun farkına varmadık? İşte bu, bilgisayar çağında Pandora’nın kutusu.

Fotoğrafçılar ve editörler yalan söylemek için sadece bilgisayarları kullanmıyor. Fotoğrafları kurarak ya da photo ops’lara gönüllü ortaklar olarak da yalan söyleyebiliriz. Tüm bunlar, mesleğimize bilgisayarların yaptığı kadar büyük tehditlerdir. ‘L. A. TIMES’, arkasında bir ev alev alev yanarken bir yüzme havuzundan aldığı suyla başını ıslatan bir itfaiyecinin resmini yayımladı. Yarışma hazırlıkları sırasında, fotoğrafçının itfaiyeciye şöyle dediği tespit edildi: ”nasıl güzel bir fotoğraf çekeriz biliyor musun? Sen havuza git ve başını ıslat.” Fotoğraf, kurmacaydı. Fotoğraf, yarışmadan çekildi ve fotoğrafçıya ağır disiplin cezası verildi. Bu da, PhotoShop ile yapılanlar kadar büyük bir yalan. Her ikisi de kabul edilemez.

‘A Day in the Life’ kitap serisinin, değiştirilmiş kapaklar konusunda uzun bir geçmişi var. Örneğin ‘A Day in the Life of California’da fotoğraf güneşsiz bir günde ve yatay olarak çekilmişti. El, başka bir kareden alındı, sörf tahtası sörfçünün başına yaklaştırıldı ve gökyüzü, sörfçünün gözlerine uysun diye mavi yapıldı. Ellerinde alıntı yapılacak 30 bin görüntü vardı, ancak California’ya benzeyen tek bir kare bulamamışlardı. Bu yüzden bir görüntü yarattılar, California’nın benzemesini istedikleri bir görüntü.

Liste, sayfalarca sürüp gidebelir. NEWSWEEK, altızların annesi Bobbi McCaughey’in dişlerini düzeltti; NEWSDAY, gerçek yarışmadan bir gün önce Nancy Kerrigan ile Tonya Harding’i birlikte kayak yaparken gösteren bir fotoğraf yayımladı; PEOPLE, beş farklı negatifi birleştirerek ünlü göğüs kanseri hastalarının bir fotoğrafını yayımladı; St. Louis Post Dispatch, Pulitzer Ödülü sahibi fotoğrafçılarının fotoğrafından kola kutusunu çıkardı. Bunlar bildiklerimiz. Kim bilir farkına varmadığımız kaç fotoğraf var? Bu, tüm mesleğin güvenilirliğinin aşama aşama kaybolmasına yol açıyor ve bu savaşı kazanıp kazanamayacağımız konusunda emin değilim. Her yandan, sinemadan, televizyondan, reklam filmlerinden, internetten, gerçek olmayan, bilgisayarlarla yaratılmış görüntülerin bombardımanı altındayız ve belgesel foto muhabirliği, kurban edildi.”

”Bir ölüm kalım savaşının içinde olabiliriz, ancak varacağımız sonuç, uğruna dövüşmeye değer. Gerçek fotoğraflar, insanların kalplerini ve düşüncelerini değiştirebilir. Gerçek fotoğraflar, savaş ve toplum ile ilgili görüşlerimizi değiştirebilir. Vietnam, en iyi örneklerden biri. İki fotoğraf, bütün savaşı özetler: Nick Ut’un napalm bombasıyla yanmış kız çocuğunun sokaktan aşağı çırılçıplak koşarken çektiği fotoğraf ve Eddie Adams’ın Saygon sokaklarında idam edilen adamın fotoğrafı. Bu fotoğraflar, savaşı algılayışımızı değiştirdi. Bu fotoğraflar, güçlerini yakaladıkları gerçek andan alır. Hiç kimsenin, bu fotoğrafları ya da herhangi bir belgesel fotoğrafın içeriğini değiştirmeye hakkı yok. Bunun olmaması için çaba harcamakla yükümlüyüz.”

 

Çeviri: Umur Koçak Semiz

JOHN LONG imzalı bu yazı, ABD Basın fotoğrafçıları Derneği NPPA’nın resmi sitesinde “Ethics in the Age of Digital Photography” başlığı ile yer almıştır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>